istemsiz

listen to the pronunciation of istemsiz
Türkisch - Englisch
{s} involuntary

Do you ever have involuntary urination? - Sen hiç istemsiz idrar yaşadın mı?

Breathing is an involuntary bodily process. - Solunum istemsiz bir bedensel süreçtir.

reflex
automatic
istem
{i} volition
istemsiz kas
(Anatomi) involuntary muscle
istemsiz hareket
reflex
istemsiz hareket
reflex movement
istemsiz hareket
tic
istemsiz kas hareketleriyle başlayan bir hastalık
chorea
istemsiz olarak
involuntarily
istemsiz olarak
automatically
istemsiz olarak
in spite of oneself
istemsiz olma
involuntariness
istem
request

As you requested, I have attached a recent passport-sized photograph. - İstemiş olduğunuz gibi, yeni çekilmiş bir vesikalık fotoğrafımı ekledim.

I must request you to obey my orders. - Emirlerime uymanı istemeliyim.

istem
option

Are you sure you don't want to consider another option? - Başka bir seçenek düşünmek istemediğinden emin misin?

istem
call

Tom called Mary to ask her whether she wanted him to buy some bread on his way home from work. - Tom Mary'yi işten eve giderken onun biraz ekmek almasını isteyip istemediğini sormak için aradı.

This United Nations resolution calls for the withdrawal of Israel armed forces from territories occupied in the recent conflict. - Bu Birleşmiş Milletler kararı İsrail'in silahlı güçlerinin son çatışmalarda işgal edilen bölgelerden çekilmesini istemektedir.

istem
claim

I do not want to reject this claim. - Ben bu iddiayı reddetmek istemiyorum.

istem
(Bilgisayar) prompt
istem
(Ticaret) run

I don't want to run into them. - Onlara rastlamak istemiyorum.

I don't want to run such a risk. - Böyle bir riske girmek istemiyorum.

istem
will

It's very unlikely that Tom will ever want to travel alone. - Tom'un tek başına seyahat etmek istemesi çok zayıf bir olasılıktır.

If anyone is not willing to work, then he is not to eat, either. - Çalışmak istemeyen, yemek de yemesin.

istem
will, volition
istem
{i} demand

The reporters demanded to know why the mayor wouldn't talk to them. - Muhabirler, belediye başkanının neden onlarla konuşmak istemediğini bilmek istediler.

I didn't demand anything. - Hiçbir şey istemedim.

istem
(Ekonomi)demand
istem
solicitation
istem
formal request, demand
istem
demand, request; will, volition
Türkisch - Türkisch
İstenmeden yapılan
İstemeyerek yapılan
istem
Bir kimseden bir şeyi yapmasını veya yapmamasını isteme, talep, arzu
istem
İrade veya isteğin eylem durumunda belirmesi
istem
Bir kimseden bir şeyi yapmasını veya yapmamasını isteme, talep, arzu: "Senin yanındayım, sana geliyorum / Senin isteminle cana geliyorum."- F. Halıcı. İrade veya isteğin eylem durumunda belirmesi
İSTEM
(Osmanlı Dönemi) Zulüm ve sitem
istemsiz
Favoriten