imkânsız

listen to the pronunciation of imkânsız
Türkisch - Englisch
impossible

Prime numbers are like life; they are completely logical, but impossible to find the rules for, even if you spend all your time thinking about it. - Asal sayılar hayata benzer, onlar tamamen mantıksaldır fakat, eğer tüm zamanınızı onun hakkında düşünmek için harcarsanız kurallarının bulunması imkânsızdır.

It is utterly impossible to finish the work within a month. - Bir ayda işi tamamen bitirmek imkansız.

unfeasible
no go
fabulous
impossible, not possible
impossible, out of the question olanaksız
out of the question
unthinkable
chimerical
mission impossible
ımpossible
absurd

You cannot achieve the impossible without attempting the absurd. - Sen saçmayı denemeden imkansıza ulaşamazsın.

soap
unthink
nogo
imkan
opportunity
imkân
{i} possibility

Tom has been sentenced to life in prison without the possibility of parole. - Tom, şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapse mahkum edildi.

imkansız kılmak
(Hukuk) preclude
imkânsız işe girişmek
squere the circle
imkânsız şey
impossibility
imkân
{i} facility
imkan
means

You must not live beyond your means. - İmkanlarının ötesinde yaşamamalısın.

You should live within your means. - Kendi imkanlarınla yaşamalısın.

imkân
{i} chance

This is your only chance. - Bu senin yegâne imkâniyetin.

girilmesi imkansız (kale)
impenetrable
imkan
capability
imkan
potential
imkân
facilities
imkân
potentiality
başarılması imkansız
impossible to succeed
imkan
facilities
imkân
(phil.) contingency
bunu tamir etmek imkânsız
It's impossible to fix it
devri imkansız konşimento
(Ticaret) nonnegotiable bill of lading
gerçekleşmesi imkânsız
utopian
gerçekleşmesi imkânsız düşünce
chimera
gerçekleşmesi imkânsız düşünce
utopia
imkan
wherewithal
imkân
handle

There's no way I can handle this by myself. - Tek başıma bununla başa çıkabilmemin imkanı yok.

imkân
feasibility
imkân
the possible
imkân
opportunity, chance
imkân
phil. contingency
imkân
possible

Tom's trying to make the impossible possible. - Tom imkansızı mümkün hale getirmeye çalışıyor.

It's impossible to anticipate every possible situation. - Her mümkün durumu tahmin etmek imkansızdır.

imkân
possibility; opportunity, chance; means olanak
imkân
potential
iyileşmesi imkânsız
remediless
kazanması imkânsız
out of the running
kazanması imkânsız olmak
be out of the running
neredeyse imkânsız
well nigh impossible
tahmini imkânsız şey
imponderable
telafisi imkânsız
irreparable, irremediable
telâfisi imkânsız
beyond retrieve
telâfisi imkânsız
past retrieve
Türkisch - Türkisch
İmkânı olmayan, olma veya gerçekleşme durumu bulunmayan
muhal
imkan
Yararlanılan uygun şart veya durum, olanak
imkan
Yararlanılan uygun şart veya durum, olanak: "Bunu bizden gizlemelerinin imkânı var mıdır?"- H. C. Yalçın
imkân
(Osmanlı Dönemi) mümkün olma, olacak halde bulunma; inanç esaslarından bahseden kelâm ilminde, Allah'ın varlığını ispatlamak için kullanılan bir delile verilen isim
İMKÂN
(Osmanlı Dönemi) Mümkün olmak. Olacak hâlde bulunmak. Bak: Hudus
imkânsız
Favoriten