içermek

listen to the pronunciation of içermek
Türkisch - Englisch
contain

This dictionary contains about 40,000 headwords. - Bu sözlük yaklaşık 40.000 madde başı sözcük içermektedir.

This dictionary contains a lot of information. - Bu sözlük pek çok bilgi içermektedir.

include

Foods rich in vitamin E include dark-green, leafy vegetables, beans, nuts and whole-grain cereals. - E vitamini bakımından zengin gıdalar koyu yeşil yapraklı sebzeler, fasulye, sert kabuklu yemişler ve tam taneli hububatları içermektedir.

This amount includes tax. - Bu tutar vergi içermektedir.

comprise
involve
to include, to contain, to comprise, to cover, to involve, to embrace, to embody
incorporate
encapsulate
enclose
embody
take something in
count in
apply
take in
encapsule
feature
count
subsume
cover
implicate
inclose
incapsulate
(Hukuk) cover, incorporate
imply
log. to imply
span
to include, contain
store
number
apply to
carry
embrace
içermek (birini)
take someone in
içerme
including
içer
comprise
içer
{f} involved
içer
contain

His speech contained many fine phrases. - Konuşması birçok güzel cümle içeriyordu.

In the first years that Coca-Cola was produced, it contained cocaine. In 1914, cocaine was classified as a narcotic, after which they used caffeine instead of cocaine in the production of Coca-Cola. - Coca-Cola'nın üretildiği ilk yıllarda, o kokain içeriyordu. 1914'te, kokain bir uyuşturucu olarak gruplandırıldı ve sonra Coca-Cola'nın üretimi için kokain yerine kafein kullandılar.

içer
involve

I took a speed-reading course and read War and Peace in twenty minutes. It involves Russia. - Ben hızlı okuma kursu aldım ve yirmi dakika içinde Savaş ve Barışı okudum. Bu Rusya'yı içeriyor.

Parenthood involves totalitarianism. - Ebeveynlik totaliterliği içerir.

içer
include

Tom's duties include raking the leaves. - Tom'un görevleri yaprakları tırmıkla toplamayı içermektedir.

This amount includes tax. - Bu tutar vergi içermektedir.

içer
{f} included

The list included Tom. - Liste Tom'u içeriyordu.

The shopping list included a gallon of milk. - Alışveriş listesi bir galon süt içeriyordu.

içerme
{i} consisting of
içerme
subsumption
içerme
{i} comprising
içer
comprising

The Kalmar Union, comprising Sweden, Denmark and Norway, broke apart in 1523. - İsveç, Danimarka ve Norveç'i içeren Kalmar Birliği, 1523'te ayrıldı.

içerme
inclusion of
değerli maden içermek
assay
fosfatla içermek
phosphatize
hata içermek
contain error
içerme
containment
içerme
inclusion, containing
içerme
log. implication
içerme
inclusion
içerme
implication
şiddet içermek
contain violence
Türkisch - Türkisch
İçine almak, içinde bulundurmak, ihtiva etmek: "Yarım Adam adlı romanı ise kültür yoğunluğu içeren değerli bir denemedir."- H. Taner
İçine almak, içinde bulundurmak, ihtiva etmek
Bir şey, başka bir şeyin varlığını gerektirmek, biri ötekini ister istemez düşündürmek, tazammun etmek
içerme
İçermek işi, tazammun, ihtiva
İçermek
tazammun etmek
içermek
Favoriten