değil

listen to the pronunciation of değil
Türkisch - Englisch
not

I like to play sport for fun not for competition. - Sporu rekabet için değil zevk için yapıyorum.

John is not as old as Bill; he is much younger. - John Bill kadar yaşlı değil; çok daha genç.

no
am not

I am not the captain of the new team. - Ben yeni takımın kaptanı değilim.

I am nothing but a poor peasant. - Fakir bir köylüden başka bir şey değilim.

un
not: Mutlu değil. She is not happy
(initially or in anticipation of a verb) not only, let alone: Değil laleler, leylaklar bile açtı. Not only the tulips but even the lilacs have bloomed
a let alone: Süt değil a, su bile yok. - There is no water, let alone milk
ain't

If it ain't broke, don't fix it. - Bozuk değilse tamir etme.

It ain't like before, you know. - O eskisi gibi değil, biliyorsun.

not a

Hope is not a strategy. - Ummak bir strateji değildir.

You have added a comment, not a translation. To add a translation, click on the «あ→а» icon above the sentence. - Bir yorum eklediniz, çeviri değil. Çeviri eklemek için, cümle üzerindeki «あ→а» simgesine tıklatın.

No, ...: "Ev güzel miydi?" "Değil." "Was the house beautiful?" "No, it wasn't." "Burada mı?" "Değil." "Is he here?" "No, he isn't."
un-
isn
not in
aint
nto
değil mi ki since: Değil mi ki gelirim dedi, mutlaka gelir
Since he said he would, he is sure to come
de değil
neither
de değil
nor
deli olmak işten değil
it drives one crazy
demem o deme değil
prov. That's not what I mean
demem o değil
That's not what I mean
den daha az değil
(Askeri) not less than
den daha geç değil
(Askeri) not later than
den önce değil
not until
dert değil!
(Konuşma Dili) It's no trouble!
dert değil!
it's no trouble!
önemli değil
not at all
önemli değil
don't mention it
önemli değil
it doesn't matter

It doesn't matter whether you come or not. - Gelip gelmemen önemli değil.

It doesn't matter whether your answer is right or wrong. - Cevabınızın yanlış ya da doğru olması önemli değil.

fena değil
all right
bir şey değil
not at all

This is not at all what Tom expected. - Bu hiç de Tom'un beklediği bir şey değil.

dinlere değil tanrıya inanan kimse
deist
fena değil
so so
fena değil
good deal
mühim değil
never mind
sorun değil
No problem

It's no problem for me to do it this afternoon. - Bu öğleden sonra onu yapmak benim için sorun değil.

It's no problem for me to help you tomorrow morning. - Yarın sabah sana yardım etmek benim için sorun değil.

sorun değil
that's ok

If you want to stay at my place when you're in Boston, that's OK. - Boston'dayken benim evimde kalmak istiyorsan, sorun değil.

If you don't want to tell me, that's OK. - Bana söylemek istemiyorsan, sorun değil.

önemli değil
you are welcome
Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?
There must be something behind this
acil değil
non-urgent
adil değil
it is not fair
adil değil
unfair
aktif değil
inactive
bana göre değil
far be it from me
belli değil
not definite
belli değil
in doubt
benzer değil
(Bilgisayar) not like
benzer değil
(Bilgisayar) not similar
daha fazla değil
no more
daha fazla değil
no longer
dahil değil
not included
dahil değil
excluded
değil mi
is that so
değil mi
doch
etkin değil
(Bilgisayar) inactive
etkin değil
disabled
etkin değil
(Bilgisayar) not active
etkin değil
(Bilgisayar) not activated
gerekli değil
(Bilgisayar) not required

Your approval is not required. - Benim onayım gerekli değil.

Reservations are not required. - Rezervasyonlar gerekli değil.

geçerli değil
(Bilgisayar) not valid
güncel değil
(Bilgisayar) out-of-date
hiç de değil
nothing like
hiç de değil
not a bit
hiç de değil
(Argo) not in the least
hiç değil
by no means
hiç fena değil
not bad at all
ikisi de değil
neither
inanılır gibi değil
unbelievable
inanılır gibi değil
(Ev ile ilgili) I don't fucking believe this
inanılır gibi değil
(Ev ile ilgili) amazing!
inanılır gibi değil
(Ev ile ilgili) you have to see it to believe it
inanılır gibi değil
(Ev ile ilgili) absolutely incredible
inanılır gibi değil
(Ev ile ilgili) i will be damned
iyi değil
not good

Potato chips are not good for you. - Patates cipsi senin için iyi değildir.

Google Translate is not good enough for Ubuntu Translations. Furthermore, this is against Ubuntu policy. - Google Translate, Ubuntu Çevirileri için yeterince iyi değildir. Ayrıca bu, Ubuntu ilkesine de aykırıdır.

kesin değil
not obvious
kolay iş değil
it's no joke
mesele onda değil
it is neither here nor there
mevcut değil
not available

The car is not available today. - Araba bugün mevcut değildir.

Tom is not available at the moment. May I take a message? - Tom şu anda mevcut değil. Bir mesaj alabilir miyim?

mümkün değil
impossible
null değil
(Bilgisayar) not null
okur-yazar değil
illiterate
olacak gibi değil
it's impossible
pek değil
not desperately
pek iyi değil
so so
pek iyi değil
(Konuşma Dili) after a fashion
pek önemli değil
for what it's worth
problem değil
(deyim) that's all right
resmi değil
(Bilgisayar) informal
sonra değil
(Bilgisayar) not after
sorun değil
(deyim) that's all right
sorun değil
not at all
sorun değil
(deyim) it's all right
sorun değil
it's ok

If you don't want to do it, it's OK. - Bunu yapmak istemiyorsan, sorun değil.

I assume that it's okay with you if I take one of them. - Sanırım onlardan birini alırsam senin için sorun değil.

standart değil
(Bilgisayar) non standard
söz konusu değil
there is no question
uyumlu değil
(Bilgisayar) not compatible
yeterli değil
not enough

A promise is not enough. - Bir söz yeterli değil.

Moving money and technology from one side of the globe to the other is not enough. - Parayı ve teknolojiyi dünyanın bir tarafından diğerine taşımak yeterli değildir.

yeterli değil
insufficient
yeterli değil
inadequate
yetkili değil
(Bilgisayar) not authorized
zerre kadar değil
not in the least
önemli değil
think nothing of
önemli değil
doesn't matter

It doesn't matter when you come. - Ne zaman geldiğin önemli değil.

It doesn't matter whether you come or not. - Gelip gelmemen önemli değil.

önemli değil
not important

That's not important right now. - O, şu anda önemli değil.

That's not important right now. - O, hemen şimdi önemli değil.

artık değil
no
belli değil
not apparent
bile değil
not even a
bir şey değil
You're welcome
birşey değil
You are welcome
hiç problem değil
no problem
pek o kadar değil
Not so much
umrumda değil
I don't care!
umurumda değil
i don't give a shit
umurunda bile değil
not care
uygun değil
inadequate
zamanı değil
Not the right time for/to

It wasn't the right time for it.

çok değil
not so much

çok değil ama olmasını istiyorum.

önemli değil
it does not matter

It does not matter to me whether you come or not. - Gelip gelmemen benim için önemli değil.

It does not matter that he did not know about it. - Onu bilmediği önemli değil

önemli değil
not at all, think nothing of it rica ederim
Türkisch - Türkisch
Cümle içinde art arda kullanılan iki veya daha çok özneyi, tümleci, yüklemi, aralarından bazılarına olumsuzluk kavramı vererek birbirine bağlayan veya yüklemin olumsuz çekimini sağlayan kelime: "Bu direniş çetin değil, haşin değil, yürek burkucuydu."- T. Buğra
Englisch - Türkisch

Definition von değil im Englisch Türkisch wörterbuch

den daha az değil
(Askeri) not less than
değil
Favoriten