birlikteler

listen to the pronunciation of birlikteler
Türkisch - Englisch
of the
birlikte
together

The family ate dinner together. - Aile, akşam yemeğini birlikte yedi.

They agreed to work together. - Birlikte çalışmayı kabul ettiler.

birlikte
{e} with

Come along with us if you like. - Eğer istiyorsan bizimle birlikte gelebilirsin.

I'll be with you as soon as I finish this job. - Bu işi bitirir bitirmez seninle birlikte olacağım.

birlikte
as well as

Everyone has the right to own property alone as well as in association with others. - Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olma hakkına sahiptir.

She was intelligent as well as beautiful. - O zeki olmakla birlikte güzeldi.

birlikte
conjunction

Bribes are something that arises in conjunction with power organizations. - Rüşvet güç örgütleri ile birlikte ortaya çıkan bir şeydir.

birlikte
joint

We run the store jointly. - Biz mağazayı birlikte çalıştırıyoruz.

birlikte
along with

Go along with the crowd. - Kalabalık ile birlikte gidin.

He went along with her. - O, onunla birlikte gitti.

birlikte
common

Common sense tells us, however, that there is no easy solution. - Bununla birlikte, sağduyu bize kolay bir çözüm olmadığını söylüyor.

They knew they must fight together to defeat the common enemy. - Ortak düşmanı yenmek için birlikte dövüşmek zorunda olduklarını biliyorlardı.

birlikte
ideally
birlikte
(deyim) go hand in hand
birlikte
along way off
birlikte
shoulder
birlikte
collective
birlikte
(Ticaret) combination
birlikte
in a body
birlikte
unison
birlikte
simultaneous
birlikte
shared

Fadil asked Dania to live with him in the house he shared with his grandmother. - Fadıl, Dania'dan büyükannesi ile paylaştığı evde birlikte yaşamasını istedi.

birlikte
in company with

He came in company with his mother. - Şirkete annesiyle birlikte geldi.

birlikte
(deyim) be hand in hand
birlikte
in tandem
birlikte
(Politika, Siyaset) concomitantly
birlikte
associate
birlikte
in tandem with
birlikte
along

Go along with the crowd. - Kalabalık ile birlikte gidin.

Come along with us if you like. - Eğer istiyorsan bizimle birlikte gelebilirsin.

birlikte
jointly

We run the store jointly. - Biz mağazayı birlikte çalıştırıyoruz.

birlikte
cum
birlikte
simultaneously
birlikte
in concert
birlikte
hand in hand

Industrialization often goes hand in hand with pollution. - Sanayileşme çoğu kez kirlilikle birlikte gider.

A surgeon lives with Death, his inseparable companion - I walk hand in hand with him. - Bir cerrah ayrılmaz arkadaşı olan ölümle birlikte yaşar - Ben onunla el ele yürüyorum.

birlikte
in conjunction

Bribes are something that arises in conjunction with power organizations. - Rüşvet güç örgütleri ile birlikte ortaya çıkan bir şeydir.

birlikte
in common
birlikte
in concur with
birlikte
in collaboration with
birlikte
unisonous
birlikte
as one man
birlikte
together, along, in company
birlikte
co
birlikte
together; with each other; as a body; together with, along with, with
birlikte
(used with an infinitive) although: Bilgi dağarcığında bazı eksiklikler bulunmakla birlikte bu alanda rakipsiz. Although his knowledge is deficient in some areas, he is unrivaled in this field
Türkisch - Türkisch

Definition von birlikteler im Türkisch Türkisch wörterbuch

Birlikte
ma
Birlikte
hep beraber
Birlikte
bile
Birlikte
maan
birlikte
Yanında, beraberinde
birlikte
Bir arada, beraberce: "Doğrandı mübarek vatanın bağrı sebepsiz / Birlikte bugün bulmalıyız derdine çare."- T. Fikret
birlikte
Bir arada, beraberce
birlikteler
Favoriten