birçok

listen to the pronunciation of birçok
Türkisch - Englisch
a lot of

She saw a lot of animals on the road. - Yolda birçok hayvan gördü.

He saw a lot of animals on the road. - Yolda birçok hayvan gördü.

many

John drank many bottles of wine. - John birçok şişe şarap içti.

Many nights did he spend, looking up at the stars. - O birçok geceyi yıldızlara bakarak geçirdi.

deuced
manifold
multiple

This book is written in multiple languages. - Bu kitap birçok dilde yazılmıştır.

Tom has been shot multiple times. - Tom birçok kez vuruldu.

a great deal of

Television has a great deal of influence on society. - Televizyonun toplum üzerine birçok etkisi vardır.

a lot

A lot of clients come to the lawyer for advice. - Birçok müşteri danışma için avukata gelirler.

She saw a lot of animals on the road. - Yolda birçok hayvan gördü.

lot

A lot of English words are derived from Latin. - Birçok İngilizce sözcük, Latince'den türemiştir.

Example sentence no. 354618 created a lot of confusion on the Tatoeba website. - 354618 no'lu örnek cümle, Tatoeba web sitesinde birçok karışıklık yarattı.

numerous

I've done that numerous of times. - Onu birçok kez yaptım.

Numerous countries have signed a nuclear disarmament agreement. - Birçok ülke nükleer silahsızlanma anlaşmasını imzaladı.

lots of

He has written lots of books about his experience abroad. - Yurtdışı deneyimleriyle ilgili birçok kitap yazdı.

Tom is the kind of guy lots of people just don't like. - Tom birçok insanın hoşlanmadığı adam türüdür.

a good deal
a good

A good many people were there. - Birçok kişi oradaydı.

There were a good many candidates for the position. - Pozisyon için birçok iyi adaylar vardı.

(deyim) a hell of a lot
several

Several politicians exerted strong pressure on the committee. - Birçok siyasetçi komite üzerine güçlü bir baskı uygulamıştır.

In Germany today, anti-violence rallies took place in several cities, including one near Hamburg where three Turks were killed in an arson attack on Monday. - Bugün Almanya'da, Pazartesi günü kundaklamada üç Türk'ün öldürüldüğü Hamburg'un yakınında bir yer de dahil birçok şehirde şiddet karşıtı mitingler gerçekleşti.

a good deal of
quite a few

Quite a few Americans like sushi. - Birçok Amerikalılar suşi severler.

I have quite a few friends who speak French well. - Fransızcayı iyi konuşan birçok arkadaşım var.

a great deal

On the one hand we suffered a heavy loss, but on the other hand we learned a great deal from the experience. - Bir taraftan ağır kayıplar verdik fakat diğer taraftan deneyimden birçok şey öğrendik.

Television has a great deal of influence on society. - Televizyonun toplum üzerine birçok etkisi vardır.

a lot of, lots of; many, numerous; a lot of, lots of, a good deal (of), a great deal (of)
many, a lot of: Birçok kişi geldi. A lot of people came
a good many

A good many people were there. - Birçok kişi oradaydı.

There were a good many candidates for the position. - Pozisyon için birçok iyi adaylar vardı.

umpteen
a good few
various

This room is used for various purposes. - Bu oda birçok amaçla kullanılır.

There are various ways of enduring the pain. - Acıya dayanmanın birçok çeşit yolu var.

seventy
any number of
many a
not a few

Not a few people live to be over eighty. - Birçok insan seksen yıldan fazla yaşamaz.

many of
the many

They had to build bridges over the many streams. - Birçok akarsu üzerinde köprü inşa etmek zorundaydılar.

Tom thought of the many ways he could kill Mary. - Tom Mary'yi öldürebilmenin birçok yolunu düşündü.

many one
with a lot
many other
lots

Lots of people are interested in cars, but they're really nothing to me. - Birçok kişi arabalarla ilgilenir fakat arabalar benim için bir şey ifade etmiyor.

He has written lots of books about his experience abroad. - Yurtdışı deneyimleriyle ilgili birçok kitap yazdı.

few

There were quite a few rotten apples in the basket. - Sepette birçok çürük elmalar vardı.

Quite a few people have two cars. - Birçok insanın iki arabası var.

birçok iş yapabilen
versatile
birçok bakımdan
in many respects
birçok dilde
polyglot
birçok hususta
in many respects
birçok işe uygun (alet)
versatile
birçok kez
several times

Tom has been arrested several times. - Tom birçok kez tutuklandı.

The telephone rang several times. - Telefon birçok kez çaldı.

birçok kişi
many people
birçok ortak noktası olmak
(deyim) have something in common
birçok parçadan oluşan
built-up
birçok parçalardan oluşan
composite
birçok yönden
in many ways
birçok defa
many times
birçok şey
many things

Cows supply us with many things we need. - İnekler ihtiyacımız olan birçok şey bize verirler.

Let me show you many things which will be novel to you. - Sizin için yeni olan birçok şeyi göstermeme izin verin.

birçok ana sözleşme
(İnşaat) multiple prime contracts
birçok anlamda
in many aspect
birçok anlamda
in various aspects
birçok anlamda
in various terms
birçok defa
so many times
birçok kere
time and again
birçok kez
many times

He looked back at us many times and walked away. - O birçok kez bize doğru baktı ve uzaklaştı.

I've seen Tom on TV many times. - Tom'u TV'de birçok kez gördüm.

birçok kez
numbers of times
birçok kez
plenty of times

That's happened to me plenty of times. - Bu birçok kez başıma geldi.

Tom has done that plenty of times. - Tom onu birçok kez yaptı.

birçok konuyu deşmek
(deyim) cover a lot of ground
birçok konuyu içeren anlaşma
package deal
birçok parçadan oluşan
built up
birçok sahada
in many fields
birçok sinirlerin iltihabı
(Tıp) polyneuritis
birçok yerde
passim
birçok şeyden nefret etme
(Pisikoloji, Ruhbilim) polyphobia
birçok şeye ilgi duyan adam
man of wide interests
bir çok
quite a few
bir çok
umpteen
birçok kere
many times

His teacher sent him to the principal's office for being tardy too many times. - Birçok kereler derse geç geldiği için öğretmeni onu müdürün odasına gönderdi.

I've been to Italy many times. - Birçok kere İtalya'da bulundum.

Bir çok
a far
bir çok
a lot of

We are thinking of a lot of solutions. - Bir çok çözümü düşünüyoruz.

Recently there have been a lot of nasty incidents with fraud. - Son zamanlarda bir çok hileli iğrenç olaylar vardı.

bir çok
many to one
Türkisch - Türkisch
Oldukça çok, sayısı belirsiz, bir hayli, müteaddit
Oldukça çok, sayısı belirsiz, bir hayli, müteaddit: "Bu satırları, birçok mektuba biraz cevap olsun diye yazıyorum."- H. E. Adıvar
kaç
(Osmanlı Dönemi) BECİR
(Osmanlı Dönemi) BESÎ
bir dolu
Birçok kez
kerrat
Birçok şey
ne
birçok
Favoriten