They announced their engagement to the family.
- Nişanlarını ailelerine bildirdiler.
She announced her intention to retire.
- O, ona emekli olma niyetini bildirdi.
She pasted a notice on the wall.
- O, duvara bir bildiri yapıştırdı.
The notice was badly printed.
- Bildirim kötü biçimde basıldı.
If that happens, you'll be the first to be notified.
- Eğer bu olursa ilk olarak size bildirilecek.
Why wasn't I notified?
- Neden bana bildirilmedi?
They will notify him.
- Onlar ona bildirecek.
In such a case, notify his family.
- Böyle bir durumda, ailesine bildirin.
I have nothing to declare.
- Bildirecek bir şeyim yok.
Declare your position in a debate.
- Bir tartışmada konumunuzu bildirin.
Do you know where your father went?
- Babanın nereye gittiğini biliyor musun?
Although Go is probably the most popular Japanese game in my country, at most only a few university students know it.
- Go büyük ihtimalle benim ülkemdeki en popüler Japon oyunu olsa da o bile bazı üniversite öğrencileri dışında pek bilinmiyor.
They knew they must fight together to defeat the common enemy.
- Ortak düşmanı yenmek için birlikte dövüşmek zorunda olduklarını biliyorlardı.
Everybody knew that she was being pushy.
- Onun saldırgan olduğunu herkes biliyordu.
We love our mother almost without knowing it, without feeling it, as it is as natural as to live.
- Biz neredeyse bilmeden, hissetmeden annemiz severiz, çünkü o yaşamak kadar doğaldır.
There is no knowing which team will win.
- Hangi takımın kazanacağını bilmek zor.
Ken talks as if he knew everything.
- Ken her şeyi biliyormuş gibi konuşur.
Ken didn't know what to say next.
- Ken gelecek defa ne söyleyeceğini bilmiyordu.
His name is known to everyone in this town.
- Onun adı bu kasabada herkesçe bilinmektedir.
Mr Hashimoto is known to everyone.
- Bay Hashimoto herkes tarafından bilinir.
O, ona arabasını sattı.
- Hun solgte sin bil til ham.
O, bana yeni arabasını gösterdi.
- Hun viste mig sin nye bil.
Bu arabayı sana kim sattı?
- Hvem solgte denne bil til dig?