beraberlik

listen to the pronunciation of beraberlik
Türkisch - Englisch
togetherness
tie
solidarity
unity
score of 40 each or five games each (Tennis)
act of making uniform
equalization
cooperation
togetherness; draw, tie
coalescence
sports tie, draw
tie up; deuce
1.unity, cooperation
draw

The game ended in a draw, and the final score was 2-2. - Oyun beraberlikle sona erdi ve final skoru 2-2'ydi

brotherhood
(Askeri) stalemate
(Spor) deuce
(Bahis) dead heat
tie breaking
brother
beraber
together

We go to the movies together once in a while. - Ara sıra beraber filme gideriz.

They loved to spend all day playing together. - Tüm gün beraber oynamaya bayılırlardı.

beraberlik golü
equalizer
beraberlik golü atmak
equalize
beraberlik halinde oynanan el
rubber
beraberlik müziği
polyphonic music, symphonic music
beraber
with

We had a great evening yesterday with my brothers and my friends, and the barbecue was very good, too. - Dün kardeşlerim ve arkadaşlarım beraber süper bir akşam geçirdik ve mangal da çok iyidi.

I'm sticking with Tom. - Tom'la beraber kalıyorum.

beraber
in unison
beraber
equal

In the last minute, Marcello score an equalizing goal. - Son dakikada Marcello bir beraberlik golü attı.

beraber
in tandem with
beraber
in tandem
beraber
common
beraber
level
beraber
jointly

They worked jointly on this project. - Onlar bu projede beraber çalıştılar.

birlik-beraberlik
(Askeri) unity
beraber
com-
beraber
accompanying
beraber
co
beraber
together; with each other; as a body; together with, along with, with
beraber
equivalent to; on the same level as (used in an abstract sense): Kendini onunla beraber tutamazsın. You can't put your self on the same level with him
beraber
although (used with an infinitive): Bazı kötü huylara sahip olmakla beraber yüreği temizdi. Although he had a number of bad traits his heart was in the right place
beraber
together; equal, level
beraber
on the same level as (used in a concrete sense): Mutfak yatak odasıyla beraber. The kitchen's on the same floor as the bedroom
beraber
con

Tom and I sat together at the concert. - Tom ve ben konserde beraber oturduk.

Türkisch - Türkisch
Birlikte olma durumu: "Onların beraberliği tam elli yıl sürmüştür."- H. Taner
Birlikte olma durumu
Baş başa kalma durumu
Başa baş kalma durumu
jigo
(Osmanlı Dönemi) SENG
(Osmanlı Dönemi) KEFAF
(Osmanlı Dönemi) MÜKÂFAT
beraberlik müziği
Orkestra, koro veya oda müziğinde olduğu gibi birçok sesle oluşturulan müzik
BERABER
(Osmanlı Dönemi) f. Birlikte bulunan
BERABER
(Osmanlı Dönemi) Bir hizada olan
BERABER
(Osmanlı Dönemi) Refakat, birlik
BERABER
(Osmanlı Dönemi) Müsavi, eşit
Beraber
bir
beraber
Aynı düzeyde
beraber
Birlikte, bir arada: "Hayata beraber başladığımız / Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir."- C. S. Tarancı
beraber
Birlikte, bir arada
beraber
Aynı düzeyde: "Bina taş, merdiveni yok, toprakla beraber."- A. Rasim. -e rağmen, -e karşın: "Halılarla bezenmiş olmakla beraber gıcırtıdan ve esnemelerden kurtulamamıştı."- R. H. Karay
beraberlik
Favoriten