begrudging

listen to the pronunciation of begrudging
Englisch - Türkisch
esirgeyerek
{f} esirge
{i} esirgeyici
esirgeyici esirge prepesirgeyerek
envious
{s} kıskanç

Kıskanç insanlar ölür ama kıskançlık asla ölmez. - Envious people die, but envy never does.

Kıskanç ölür ama kıskançlık asla ölmez. - The envious die, but envy never does.

begrudge
{f} kıskanmak
reluctant
gönülsüz

Leyla'nın soyduğu evli erkekler, utanç yüzünden onu bildirmekte gönülsüzdüler. - The married men that Layla robbed were reluctant to report her because of the embarrassment.

Tom bir şey söylemeye gönülsüz gibi görünüyor. - Tom seems reluctant to say anything.

reluctant
{s} ağırdan alan
reluctant
gönülsüzlükle
begrudge
esirge
reluctant
(sıfat) isteksiz, gönülsüz, ağırdan alan
reluctant
rızasızlık
begrudge
istemeyerek vermek
begrudge
esirgemek
envious
enviouslygıptaenviousnesshaset
envious
kıskançlık

Kıskanç insanlar ölür ama kıskançlık asla ölmez. - Envious people die, but envy never does.

Kıskanç ölür ama kıskançlık asla ölmez. - The envious die, but envy never does.

envious
haset
begrudge
çok görmek
begrudge
içine oturmak
envious
imrenen
envious
hasut
begrudge
istemeyerek ver
envious
günücü
begrudge
çekememek
begrudge
begrudgingly kıskanarak
begrudge
vermek istememek
begrudge
be grudgingkıskanan
begrudge
{f} (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don't begrudge me this vacation, do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun, değil mi?
begrudge
{f} (bir şeyi)
envious
{s} kıskanan
envious
{s} gıpta eden
reluctant
istenmeden yapılan
reluctant
istemeyiş
reluctant
zorla yapılan
reluctant
{s} gönülsüz, isteksiz; tereddütlü
begrudging
Favoriten