avantajlı

listen to the pronunciation of avantajlı
Türkisch - Englisch
advantageous

The strong yen was advantageous to our company. - Güçlü yen firmamız için avantajlıydı.

This marriage will be advantageous to his career. - Bu evlilik onun kariyeri için avantajlı olacak.

favorable
favourable [Brit.]
favored
(someone) who has the advantage
favoured [Brit.]
person who has the advantage
expedient
propitious
{s} favoured
{s} favourable
avantaj
advantage

What is the advantage to this technology? - Bu teknolojinin avantajı nedir?

The strong yen was advantageous to our company. - Güçlü yen firmamız için avantajlıydı.

avantajlı biçimde
to advantage
avantajlı durumda
in a good bargaining position
avantajlı olmak
have the advantage of smb
avantajlı olmak
to have the edge on/over
avantajlı yer
vantage point
avantajlı yer
vantage ground
avantaj
{i} advance

She turned down his advances. - O, avantajlarını geri çevirdi.

Mary turned down Tom's advances. - Mary Tom'un avantajlarını geri çevirdi.

avantaj
benefit

Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science. - Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.

The costs outweigh the benefits. - Maliyetler avantajlardan daha ağır basar.

avantaj
(Ticaret) competitive edge
avantaj
virtue
avantaj
perk
avantaj
facility
avantaj
account
avantaj
head start

Tom gave me a head start. - Tom beni daha avantajlı başlattı.

avantaj
vantage
avantaj
high ground
avantaj
avail
avantaj
whip hand
avantaj
advantage, head start, perk
avantaj
odds

I offered him odds of 3 to 1. - Ona üçe birlik avantaj önerdim.

The odds are in his favor. - Avantajlar ondan yana.

avantaj
start

Tom gave me a head start. - Tom beni daha avantajlı başlattı.

Türkisch - Türkisch
avantajlı
Favoriten