öğretmek

listen to the pronunciation of öğretmek
Türkisch - Englisch
teach

That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach. - İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.

This book is designed to teach children how to read. - Bu kitap çocuklara nasıl okuyacağını öğretmek için tasarlandı.

show
introduce
school

Tom isn't qualified to teach high school. - Tom lisede öğretmek için nitelikli değil.

How long has it been since you gave up teaching at that school? - O okulda öğretmekten vazgeçtiğinden beri ne kadar süre oldu?

indoctrinate
instruct

I use animals to instruct people. - İnsanlara öğretmek için hayvanları kullanırım.

enlighten
initiate
to teach, to instruct; to instil, to instill, to indoctrinate
profess

Teaching English is his profession. - İngilizce öğretmek onun mesleğidir.

to teach

Her job is to teach English. - Onun işi İngilizce öğretmektir.

That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach. - İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.

beat into
educate
instil
drill
edify
öğret
{f} taught

He taught me how to swim. - O, bana yüzmeyi öğretti.

While employed at the bank, he taught economics at college. - Bankada görevlendirildiğinde ,kolejde ekonomi öğretti.

söylemesi gerekeni öğretmek
prime
öğret
{f} teach

Are you a teacher or a student here? - Siz burada bir öğretmen misiniz yoksa bir öğrenci misiniz?

I will teach you to play chess. - Sana satranç oynamayı öğreteceğim.

öğretme
instructing
öğret
edify
öğret
{f} teaching

All our teachers were young and loved teaching. - Tüm öğretmenler gençtiler ve öğretmeyi sevdiler.

Your method of teaching English is absurd. - Senin İngilizce öğretme yöntemin saçmadır.

öğret
{f} edifying
öğret
instruct

Not all of the books are instructive. - Kitapların hepsi öğretici değil.

The story is at once interesting and instructive. - Hikaye hem ilginç hem de öğretici.

öğret
{f} enlightened
öğretme
tuition
öğretme
{i} edifying
öğret
school

What I most noticed about my Japanese high school, however, was the great respect shown by students toward their teachers. - Her nasılsa, Japon lisem hakkında en fazla fark ettiğim şey öğrenciler tarafından öğretmenlerine gösterilen büyük saygıydı.

Didn't they teach you common sense as well as typing at the school where you studied? - Eğitim yaptığın okulda yazı yazmanın yanı sıra sağduyuyu öğretmediler mi?

öğretme
initiation
ahlâk öğretmek
moralize
akıl öğretmek
to give advice to
ilmihal öğretmek
catechize
soru cevap yöntemiyle öğretmek
catechize
tekrar ede ede öğretmek
drum
zorla öğretmek
dragoon smth. into smb
zorla öğretmek
whip
öğret
schooling
öğretme
{i} training
öğretme
indoctrination
öğretme
edification
ıncil'i öğretmek
evangelize
Türkisch - Türkisch
Bir kimseye bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak
Bir kimseye bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak: "Böyle görünmesini öğretmişler, sağlam bir terbiye almış."- R. H. Karay
Bilinmeyen bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak
Bilinmeyen bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak: "Bir şeyi bir adama öğretmek için öğretenle öğrenen arasında mutlaka ruhi bir yakınlık lazımdır."- B. Felek
Yetenek kazandırmak
(Osmanlı Dönemi) TEBADÜR
(Osmanlı Dönemi) TASADDUR
(Osmanlı Dönemi) KABES
Öğretme
(Osmanlı Dönemi) İFKAH
Öğretme
(Osmanlı Dönemi) BEYAN
öğretme
Öğretmek işi
öğretmek
Favoriten