öğretme

listen to the pronunciation of öğretme
Türkisch - Englisch
training
indoctrination
instructing
tuition
{i} edifying
initiation
edification
öğretmek
teach

This book is designed to teach children how to read. - Bu kitap çocuklara nasıl okuyacağını öğretmek için tasarlandı.

I am very tired from teaching. - Öğretmekten çok yoruldum.

öğretme sanatı
didactics
öğret
{f} taught

He taught me how to swim. - O, bana yüzmeyi öğretti.

He taught himself French. - Kendisine Fransızca öğretti.

öğret
{f} teach

Are you a teacher or a student here? - Siz burada bir öğretmen misiniz yoksa bir öğrenci misiniz?

I know that you're a teacher. - Sizin bir öğretmen olduğunuzu biliyorum.

öğretmek
beat into
öğret
instruct

Not all of the books are instructive. - Kitapların hepsi öğretici değil.

The story is at once interesting and instructive. - Hikaye hem ilginç hem de öğretici.

öğret
edify
öğret
{f} teaching

Your method of teaching English is absurd. - Senin İngilizce öğretme yöntemin saçmadır.

All our teachers were young and loved teaching. - Tüm öğretmenler gençtiler ve öğretmeyi sevdiler.

öğret
{f} edifying
öğret
{f} enlightened
öğretmek
educate
öğretmek
indoctrinate
öğretmek
school

How long has it been since you gave up teaching at that school? - O okulda öğretmekten vazgeçtiğinden beri ne kadar süre oldu?

Miss Smith teaches English at this school. - Bayan Smith bu okulda İngilizce öğretmektedir.

öğretmek
drill
öğretmek
instruct

I use animals to instruct people. - İnsanlara öğretmek için hayvanları kullanırım.

öğretmek
instil
öğretmek
{f} introduce
öğret
school

What I most noticed about my Japanese high school, however, was the great respect shown by students toward their teachers. - Her nasılsa, Japon lisem hakkında en fazla fark ettiğim şey öğrenciler tarafından öğretmenlerine gösterilen büyük saygıydı.

This is the school where she is teaching. - Burası, onun öğretmenlik yaptığı okul.

öğretmek
to teach

That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach. - İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.

Did Mr Davis come to Japan to teach English? - Bay Davis Japonya'ya İngilizce öğretmek için mi geldi?

soru cevaplı öğretme usulü
(Eğitim) catechism
öğret
schooling
öğretmek
profess

Teaching English is his profession. - İngilizce öğretmek onun mesleğidir.

öğretmek
show
öğretmek
edify
öğretmek
to teach, to instruct; to instil, to instill, to indoctrinate
öğretmek
initiate
öğretmek
enlighten
ıncil'i öğretme
revivalism
ıncil'i öğretme
evangelization
Türkisch - Türkisch
Öğretmek işi
(Osmanlı Dönemi) İFKAH
(Osmanlı Dönemi) BEYAN
Öğretmek
(Osmanlı Dönemi) TEBADÜR
Öğretmek
(Osmanlı Dönemi) TASADDUR
Öğretmek
(Osmanlı Dönemi) KABES
öğretmek
Bir kimseye bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak
öğretmek
Bir kimseye bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak: "Böyle görünmesini öğretmişler, sağlam bir terbiye almış."- R. H. Karay
öğretmek
Bilinmeyen bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak
öğretmek
Bilinmeyen bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak: "Bir şeyi bir adama öğretmek için öğretenle öğrenen arasında mutlaka ruhi bir yakınlık lazımdır."- B. Felek
öğretmek
Yetenek kazandırmak
öğretme
Favoriten