belirleyici

listen to the pronunciation of belirleyici
Türkçe - İngilizce
decisive
arbiter
deterministic
(Biyokimya) characteristic
(Kanun) decretive
(Bilgisayar,Teknik) identifier
dioristic
deterministle
determiner
(Dilbilim) constitutive
(Kanun) distinctive
determinant

The key determinants in impact are not the number of authors or articles in the field but, rather the citation density and the age of the literature cited. - Etkisi önemli belirleyiciler alandaki yazarlar ya da makalelerin sayısı değil daha ziyade atıf yoğunluğu ve edebiyat yaş göstergesiydi.

determinative
significative
characteristic, diagnostic
marker
belirleyici faktör
determinant
belirleyici etken
determinant
belirleyici nitelik
feature
belirleyici olmak
be decisive
belirleyici oy
(Politika, Siyaset) casting vote
belirleyici özellik
feature
belirleyici bir şekilde
deterministically
belirleyici nedensellik
(Ticaret) deterministle causation
belirleyici olmak
be decisive in
belirleyici özellikler
(Ticaret) determinant attributes
belirleyici şey
determinative
belirle
{f} determined

The price of the carpet is determined by three factors. - Halı fiyatı üç etken tarafından belirlenir.

One's lifestyle is largely determined by money. - Kişinin yaşam tarzı, büyük ölçüde para ile belirlenir.

belirle
(Bilgisayar) specs
belirle
(Bilgisayar) set

They set the time and place of the wedding. - Onlar düğünün zamanını ve yerini belirlediler.

A fact-finding committee was set up to determine the cause of the incident. - Olayın nedenini belirlemek için bir gerçeği bulma komitesi kuruldu.

belirle
(Bilgisayar) identify

Planets are easy to identify because they don't twinkle like stars do. - Gezegenleri belirlemek kolay, çünkü yıldızlar gibi parıldamazlar.

A spectrometer uses light to identify the chemical composition of matter. - Bir spektrometre, maddenin kimyasal bileşimini belirlemek için ışık kullanır.

kimlik belirleyici
authenticator
konum belirleyici
(Bilgisayar) locator
belirle
determine

Our lives are determined by our environment. - Yaşamlarımız çevremiz tarafından belirlenir.

The lawyer determined his course of action. - Avukat eylemin rotasını belirledi.

belirle
{f} determining

What was the determining factor in this case? - Bu durumda belirleyici faktör neydi?

belirle
stake out
belirle
appointing
konum belirleyici
position finder
politika belirleyici
policy making
yer belirleyici
position finder
belirleyici