bayılmak

listen to the pronunciation of bayılmak
Türkçe - İngilizce
faint

I think you should lie down. You look like you're about to faint. - Bence yatmalısın. Bayılmak üzeresin gibi görünüyorsun.

You look like you're about to faint. - Bayılmak üzeresin gibi görünüyorsun.

blackout
conk
fall for
swoon
adore
enthuse
to be thrilled (with), be enraptured (by), like greatly
to feel faint
slang to pay (money). bayıla bayıla willingly, with great joy
lose consciousness
to faint, to pass out, to swoon; to swoon (over sb/sth)," "to love, to adore, to go crazy over, to be fond of, to fall for, to dote on sb/sth, be enamoured of sb/sth; (money) to pay up, to shell out, to cough up
pass out; be fond of
be taken by
be taken with
be enamored of
(for a plant) to droop
(deyim) pass out

Because he hadn't eaten anything before the hike, he was about to pass out. - O, yürüyüşten önce hiçbir şey yememişti, bayılmak üzereydi.

I don't want to pass out. - Ben bayılmak istemiyorum.

fond of
(Konuşma Dili) fall for in a big way
to be fond of
wild
love
(Konuşma Dili) go a bundle on
(deyim) keel over
out

I don't want to pass out. - Ben bayılmak istemiyorum.

Because he hadn't eaten anything before the hike, he was about to pass out. - O, yürüyüşten önce hiçbir şey yememişti, bayılmak üzereydi.

be very fond of
black out
gush
flake out
collapse
fall for sth
to faint
be fond of
die
be a sucker for
bayılma
{i} fainting

She was on verge of fainting. - O, bayılmak üzereydi.

bayılma
{i} faint

We took her straight to the clinic as soon as she fainted. - O bayılır bayılmaz onu doğruca kliniğe götürdük.

You're not going to faint, are you? - Bayılmayacaksın, değil mi?

bayılma
(Askeri) heeling
bayılma
listing
bayılma
swooning
bayılma
(Gıda) collapse
bayılma
(Tıp) syncope
bayılma
fading
bayıl
{f} faint

She was on verge of fainting. - O, bayılmak üzereydi.

He fainted in the midst of his speech. - Konuşmasının ortasında bayıldı.

bayıl
{f} swoon

I don’t want a nurse who swoons at the sight of blood. - Kan görünce bayılan bir hemşire istemiyorum.

bayıl
pass out

I don't want to pass out. - Ben bayılmak istemiyorum.

Because he hadn't eaten anything before the hike, he was about to pass out. - O, yürüyüşten önce hiçbir şey yememişti, bayılmak üzereydi.

bayıl
{f} swooning
bayılma
rhapsody
bayılma
blackout
parayı bayılmak
shell out money
parayı bayılmak
fork out money
ayılmak bayılmak
to go through paroxysms of grief. ayılıp bayılmak 1. to go through paroxysms of grief. 2. to be infatuated (with)
bayılma
faint; heeling, listing; fading
bayılma
{i} swoon
bayılma
{s} syncopal
bayılma
(İnşaat) stall
gözleri bayılmak
for one's eyes to have a sleepy or desirous look
gülmekten bayılmak
to faint with laughter, to be exhausted with laughter
gülmekten bayılmak
to faint with laughter
içi bayılmak
1. to feel faint (with hunger). 2. to feel full and thirsty (after eating too much rich food)
içi bayılmak
to be famished
parayı bayılmak
to shell out
parayı bayılmak
to pay out money
sıcaktan bayılmak
swelter
yüreki bayılmak
to be very hungry, be caving in
yüreği bayılmak
to be famished
Türkçe - Türkçe
Sıcak, açlık, susuzluk, yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek
Baygın duruma girmek, uyur gibi olmak, kendinden geçmek, kendini kaybetmek
Sıcak, açlık, susuzluk, yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek: "Uzakta görülen manzaralar insana sıcaktan bunalmış ve bayılmış hissini verir."- A. Ş. Hisar
Vermek, ödemek
Baygın duruma girmek, uyur gibi olmak, kendinden geçmek, kendini kaybetmek: "Akşam vapurda giderken bir kadının bayıldığını gördüm."- S. F. Abasıyanık. Çok hoşlanmak, çok sevmek: "Hatta kıza bayıldığını bile anlasaydı neye yarardı?"- R. H. Karay
Çok hoşlanmak, çok sevmek
BAYILMA
Baygın duruma girme, kendinden geçme
Bayılma
(Hukuk) İĞMA
bayılma
Gemi ya da deniz araçlarının herhangi bir sebeple sancak veya iskele tarafına yan yatmaları
bayılmak