bayılmak

listen to the pronunciation of bayılmak
Türkisch - Englisch
faint

Tom looks like he's about to faint. - Tom bayılmak üzere gibi görünüyor.

She was on verge of fainting. - O, bayılmak üzereydi.

conk
fall for
blackout
(for a plant) to droop
be enamored of
be taken with
be taken by
pass out; be fond of
to faint, to pass out, to swoon; to swoon (over sb/sth)," "to love, to adore, to go crazy over, to be fond of, to fall for, to dote on sb/sth, be enamoured of sb/sth; (money) to pay up, to shell out, to cough up
lose consciousness
adore
slang to pay (money). bayıla bayıla willingly, with great joy
to feel faint
to be thrilled (with), be enraptured (by), like greatly
enthuse
swoon
(deyim) pass out

Because he hadn't eaten anything before the hike, he was about to pass out. - O, yürüyüşten önce hiçbir şey yememişti, bayılmak üzereydi.

I don't want to pass out. - Ben bayılmak istemiyorum.

fond of
be very fond of
wild
out

I don't want to pass out. - Ben bayılmak istemiyorum.

Because he hadn't eaten anything before the hike, he was about to pass out. - O, yürüyüşten önce hiçbir şey yememişti, bayılmak üzereydi.

(deyim) keel over
(Konuşma Dili) go a bundle on
(Konuşma Dili) fall for in a big way
love
to be fond of
fall for sth
collapse
gush
black out
flake out
to faint
die
be a sucker for
be fond of
bayılma
{i} fainting

She was on verge of fainting. - O, bayılmak üzereydi.

bayılma
{i} faint

She was on verge of fainting. - O, bayılmak üzereydi.

We took her straight to the clinic as soon as she fainted. - O bayılır bayılmaz onu doğruca kliniğe götürdük.

bayılma
(Tıp) syncope
bayılma
(Gıda) collapse
bayılma
fading
bayılma
swooning
bayılma
listing
bayılma
(Askeri) heeling
bayıl
{f} swooning
bayıl
pass out

I don't want to pass out. - Ben bayılmak istemiyorum.

Because he hadn't eaten anything before the hike, he was about to pass out. - O, yürüyüşten önce hiçbir şey yememişti, bayılmak üzereydi.

bayıl
{f} swoon

I don’t want a nurse who swoons at the sight of blood. - Kan görünce bayılan bir hemşire istemiyorum.

bayıl
{f} faint

She fainted when she saw blood. - O, kan görünce bayıldı.

He fainted in the midst of his speech. - Konuşmasının ortasında bayıldı.

bayılma
rhapsody
bayılma
blackout
parayı bayılmak
fork out money
parayı bayılmak
shell out money
ayılmak bayılmak
to go through paroxysms of grief. ayılıp bayılmak 1. to go through paroxysms of grief. 2. to be infatuated (with)
bayılma
stall
bayılma
syncopal
bayılma
faint; heeling, listing; fading
bayılma
{i} swoon
gözleri bayılmak
for one's eyes to have a sleepy or desirous look
gülmekten bayılmak
to faint with laughter, to be exhausted with laughter
gülmekten bayılmak
to faint with laughter
içi bayılmak
1. to feel faint (with hunger). 2. to feel full and thirsty (after eating too much rich food)
içi bayılmak
to be famished
parayı bayılmak
to pay out money
parayı bayılmak
to shell out
sıcaktan bayılmak
swelter
yüreki bayılmak
to be very hungry, be caving in
yüreği bayılmak
to be famished
Türkisch - Türkisch
Sıcak, açlık, susuzluk, yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek
Baygın duruma girmek, uyur gibi olmak, kendinden geçmek, kendini kaybetmek
Sıcak, açlık, susuzluk, yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek: "Uzakta görülen manzaralar insana sıcaktan bunalmış ve bayılmış hissini verir."- A. Ş. Hisar
Vermek, ödemek
Baygın duruma girmek, uyur gibi olmak, kendinden geçmek, kendini kaybetmek: "Akşam vapurda giderken bir kadının bayıldığını gördüm."- S. F. Abasıyanık. Çok hoşlanmak, çok sevmek: "Hatta kıza bayıldığını bile anlasaydı neye yarardı?"- R. H. Karay
Çok hoşlanmak, çok sevmek
BAYILMA
Baygın duruma girme, kendinden geçme
Bayılma
(Hukuk) İĞMA
bayılma
Gemi ya da deniz araçlarının herhangi bir sebeple sancak veya iskele tarafına yan yatmaları
bayılmak
Favoriten