çarp

listen to the pronunciation of çarp
Türkçe - İngilizce
impinge
strike

It's only a matter of time before the meteor strikes. - Meteorun çarpması sadece bir zaman meselesi.

I swear that it is true, or may lightning strike me down. - Ben bunun doğru olduğuna yemin ederim ya da yıldırım beni çarpsın.

pulsate
{f} butt
collide with
{f} crashing

Tom closed his eyes and listened to the sound of the waves crashing on the beach. - Tom gözlerini kapadı ve sahile çarpan dalgaların sesini dinledi.

He did not die in the collision. Actually, he had a heart attack before crashing. - O, çarpışmada ölmedi, aslında kazadan önce bir kalp krizi geçirdi.

{f} bump

Tom bumped into a Mary on his way to school. - Tom okula giderken Mary diye birine çarptı.

They bumped against each other. - Onlar birbirleriyle çarpıştılar.

multiply

To calculate the volume, multiply the length by the width by the depth. - Hacimi hesaplamak için uzunluğu genişlikle ve derinlikle çarp.

To calculate the capacity, multiply the length by the width by the depth. - Kapasiteyi hesaplamak için, uzunluğu genişlikle derinlikle çarpın.

hit against
{f} stub

The thief stubbed his toe on the door. - Hırsız ayak parmağını kapıya çarparak incitti.

multiply by
{f} pulsating
{f} multiplying
{f} throb
{f} bang

I just banged my head on something. - Kafamı demin bir şeye çarptım.

The door closed with a bang. - Kapı bir çarpma ile kapandı.

{f} stricken
crash

Tom knows who crashed into Mary's car. - Tom Mary'nin arabasına kimin çarptığını biliyor.

Tom says he saw who crashed into Mary's car. - Tom Mary'nin arabasına kimin çarptığını gördüğünü söylüyor.

multiplied

3 multiplied by 5 is 15. - 3, 5 ile çarpılırsa 15'tir.

multiplyby
smote
smite
warp

The door frame is warped and the door won't close properly. - Kapı kasası çarpık ve kapı uygun şekilde kapanmayacak.

I think videogames are warping our kids minds. - Ben video oyunlarının çocuklarımızın kafalarını çarpıttığını düşünüyorum.

pulse
smitten
çarp