utanmak

listen to the pronunciation of utanmak
Türkçe - İngilizce
be embarrassed
be ashamed

There is nothing you have to be ashamed of. - Utanmak zorunda olduğun bir şey yok.

be shy
blush
embarrassed
to be ashamed

There is nothing you have to be ashamed of. - Utanmak zorunda olduğun bir şey yok.

shock
be ashamed of

There is nothing you have to be ashamed of. - Utanmak zorunda olduğun bir şey yok.

feel cheap
to be embarrassed
ashamed

There is nothing you have to be ashamed of. - Utanmak zorunda olduğun bir şey yok.

to be ashamed (of), to be embarrassed, to blush, to feel cheap, to look small, to feel small
blush with shame
to be too shy to (do something)
to be shy or bashful
to be ashamed, feel ashamed
feel small
feel shame at
look small
to feel too ashamed to (do something)
outrageous
utanma
{i} shame

She kissed him without shame, on the mouth. - Utanmadan onu ağızdan öptü.

Does your shame know no bounds? - Utanma nedir bilmez misin sen?

utanma
{i} blush
utan
shame on you
utanma
embarrassment
utan
{f} abashed
utan
{f} blush

Stop looking at me like that, you'll make me blush. - Bana öyle bakmayı kes, beni utandıracaksın.

With joy and shame, she blushed to her ears. - Sevinç ve utanç ile o, kulaklarına kadar kızardı.

utan
{f} blushing
utanma
abashment
utanma
meanness
utan
{f} ashamed

I'm not ashamed of my father's being poor. - Babamın fakir olmasından utanmıyorum.

I'm not ashamed of my father being poor. - Babamın fakir olmasından utanmıyorum.

utanma
(deyim) reddening
kendinden utanmak
feel ashamed of oneself
kendinden utanmak
be ashamed of oneself
saçından başından utanmak
to be ashamed to do something disgraceful because of one's advanced age
utanma
feeling ashamed
utanma
{i} confusion
utanma
embarrass

Don't feel embarrassed. These things happen. - Utanmayın. Olur böyle şeyler.

Tom thinks Mary won't be embarrassed. - Tom, Mary'nin utanmayacağını düşünüyor.

utanma
compunction
utanma
blush, shame, feeling ashamed
utanma
being ashamed
Türkçe - Türkçe
Onursuz sayılacak veya gülünç olacak bir duruma düşmekten üzüntü duymak, korkmak, mahcup olmak
Sıkılmak: "Hayır, edebiyattan değil, karşısında şimdiden aczini duyduğum okuyucudan utanıyorum."- A. Haşim. Çekinmek: "Birbirimizden utanarak karşı karşıya on dakika sustuk."- Y. Z. Ortaç
Onursuz sayılacak veya gülünç olacak bir duruma düşmekten üzüntü duymak, korkmak, mahcup olmak: "Düğün sofrasında kendisinden başka böyle çatal tutanı göremeyince pek utandı."- A. Gündüz
Çekinmek
Sıkılmak
mahcup olmak
arlanmak
(Osmanlı Dönemi) TAHAŞİ
Utanma
yüz
utanma
Utanmak durumu, teeddüp
utanma
Utanma duygusu
utanmak