suçsuz

listen to the pronunciation of suçsuz
Türkçe - İngilizce
blameless

He is blameless in this situation. - Bu durumda o suçsuzdur.

You're not totally blameless. - Sen tamamen suçsuz değilsin.

innocent

Beth argued that Sally was only pretending to be innocent. - Beth, Sally'nin yalnızca suçsuz numarası yaptığını iddia etti.

Tom insisted he was innocent. - Tom suçsuz olduğunu vurguladı.

innocent, blameless
harmless
clean-handed
not guilty

Bill Clinton was found not guilty. - Bill Clinton suçsuz bulundu.

The defendant was found not guilty by reason of insanity. - Sanık cinnet nedeniyle suçsuz bulundu.

guiltless
not guilty, innocent
(Politika, Siyaset) innocence

That fact proves his innocence. - Bu gerçek onun suçsuzluğunu kanıtlar.

This fact proves his innocence. - Bu gerçek onun suçsuzluğunu kanıtlar.

guilt free
unimpeachable
clear
inculpable
sinless
guilt

Bill Clinton was found not guilty. - Bill Clinton suçsuz bulundu.

The defendant was found not guilty by reason of insanity. - Sanık cinnet nedeniyle suçsuz bulundu.

suç
crime

Slavery is a crime against humanity. - Kölelik, insanlık dışı bir suçtur.

War is a crime against humanity. - Savaş, insanlık dışı bir suçtur.

suç
{i} offense

Pedophilia is a very serious offense. - Pedofili çok ciddi bir suçtur.

He was unaware of the enormity of the offense. - Suçun iğrençliğinden habersizdi.

suçsuz bir şekilde
innocently
suçsuz çıkarmak
exonerate
suçsuz bulmak
find not guilty
suçsuz çıkarmak
to exonerate
suçsuz çıkarmak
exculpate
suç
{i} blame

She consented to take the blame. - Suçu üstlenmeye razı oldu.

Tom always tries to blame someone else for his failures. - Tom hataları için her zaman başka birini suçlamaya çalışır.

suç
{i} culpability
suç
{i} error

Don't blame him for the error. - Hata için onu suçlamayın.

To err is human. To blame somebody else for your errors is even more human. - Hatasız kul olmaz. hataların için başka birini suçlamak daha insanidir.

suç
{i} wrong

He accused us of wronging him. - Bizi ona haksızlık etmekle suçladı.

They blamed themselves for being wrong. - Hata olduğu için kendilerini suçladılar.

suç
delictum
suç
erime
suç
wrongdoing

Was he, in fact, guilty of wrongdoing? - Aslında o haksızlıktan dolayı suçlu muydu?

suç
trendy
suç
offence

Such an offence is punished by a fine and/or imprisonment. - Böyle bir suç ceza ve / veya hapis ile cezalandırılır.

Sami committed an offence. - Sami bir suç işlemişti.

suç
misdemeanor
suç
infraction
suç
fault

Everybody's fault is nobody's fault. - Herkesin suçu kimsenin hatası değildir.

He convinced me that it was not his fault. - Onun onun suçu olmadığına beni ikna etti.

suç
sin

You're guilty as sin. - Yüzüne bakılmayacak kadar suçlusun.

In Singapore, one way to punish a criminal is to whip him or her. - Singapur'da bir suçluyu cezalandırmanın bir yolu onu ya da onu kırbaçlamaktır.

suç
an offense
suç
criminal offense
suç
criminalizing
suç
the offense
suç
Job

It was an inside job. - İçeriden birinin yardımıyla işlenmiş bir suçtu.

The police's job is to prevent and investigate crime. - Polisin işi suçu önlemek ve araştırmaktır.

suç
committing crime
suç
{i} delict
suç
offence [Brit.]
suç
{i} transgression
suç
{i} rap

Rape and sexual assault are crimes of violence. - Tecavüz ve cinsel taciz şiddet suçlarıdır.

Rape is a horrible crime. - Tecavüz korkunç bir suçtur.

suç
criminality
suç
irregularity
suç
crime, offence, offense, fault, guilt; criminal
suç
guilt

He was found guilty of murder. - O cinayetten suçlu bulundu.

He is guilty of murder. - O cinayetten suçludur.

suç
offense, blameworthy act
suç
misdemeanour [Brit.]
suç
misdeed
suç
malfeasance
suç
(Hukuk) crime, offence
suç
{i} felony

Throwing eggs is a felony if the damage done by the eggs exceeds 400$. - Yumurta atmak yumurtalar tarafından yapılan hasar 400 doları aşarsa bir suçtur.

What you're doing right now is a felony. - Şu anda yaptığın şey bir suç.

suç
absolve
suç
{i} delinquency

The increase in juvenile delinquency is a serious problem. - Çocuk suçluluğundaki artış ciddi bir sorundur.

suç
absolution
suç
{i} misdemeanour
suç
caper
Türkçe - Türkçe
Suçu olmayan, suç işlememiş olan, masum
Suç
cürüm

Cürüm nispeti mütemadiyen fazlalaşıyor. - Suç oranı sürekli olarak artıyor.

suç
Törelere, ahlak kurallarına aykırı davranış
suç
Yasalara aykırı davranış, cürüm
suç
Yasalara aykırı davranış, cürüm: "Casusluk suçundan yakalanıp müebbet hapse mahkûm olmadın mı?"- R. H. Karay
suç
Hukuka aykırı eylem
suçsuz