kefalet

listen to the pronunciation of kefalet
Türkçe - İngilizce
(Hukuk) bail

If you can't make bail, you'll have to stay in jail. - Eğer kefalet ödeyemezsen hapishanede kalmak zorunda kalacaksın.

Dan bailed Matt and Linda out. - Dan, Matt ve Linda'yı kefaletle serbest bıraktırdı.

guarantee
security
guaranty
sponsion
recognizance
bail, guaranty, surety
caution money
caution
bailment
indemnification
warranty
suretyship
{i} bond
(Kanun) personal bail
(Kanun) liabilities
(Kanun) ball
(Kanun) collateral
warrant
surety
recognisance
sponsorship
replevin
kefalet hakkını kaybetmek
forfeit one's bail
kefalet hakkını kötüye kullanıp kaçmak
jump bail
kefalet sigortası
indemnity insurance
kefalet veren kimse
bailer
kefalet vermek
pledge
kefalet ödeyip çıkmak
be out on bail
birlikte kefalet
(Kanun) co guarantees
birlikte kefalet
(Kanun) coguarantees
esnaf kefalet kooperatifleri
craftsman’s cooperative
Türkçe - Türkçe
Birinin borcunu ödememesi veya verdiği sözü yerine getirmemesi durumunda bütün sorumluluğu üzerine alma durumu, kefillik: "O zamanlarda her sene kefaletleri yüzünden bin lira, iki bin lira ödemek mecburiyetinde kalınmış."- A. Ş. Hisar
Birinin borcunu ödememesi veya verdiği sözü yerine getirmemesi durumunda bütün sorumluluğu üzerine alma durumu, kefillik
(Osmanlı Dönemi) SABARET
kefalet mektubu
Bir işin yapılması için birisinin kefil olduğunu, güvence verdiğini belirten belge
kefalet senedi
Gemi veya malın salıverilmesi ve serbest bırakılması için verilen belge
kefalet