içer

listen to the pronunciation of içer
Türkçe - İngilizce
comprise
{f} involved
contain

I addressed the envelope containing the invitation. - Davet içeren zarfın üstüne adres yazdım.

His speech contained many fine phrases. - Konuşması birçok güzel cümle içeriyordu.

involve

I took a speed-reading course and read War and Peace in twenty minutes. It involves Russia. - Ben hızlı okuma kursu aldım ve yirmi dakika içinde Savaş ve Barışı okudum. Bu Rusya'yı içeriyor.

Japanese sci-fi, as in anime, involves their Buddhistic and Animistic spirituality. - Animelerde olduğu gibi Japon bilim-kurgusu onların Budist ve Animistik ruhsallığını içerir.

include

This amount includes tax. - Bu tutar vergi içermektedir.

Tom's duties include raking the leaves. - Tom'un görevleri yaprakları tırmıkla toplamayı içermektedir.

{f} included

The parade included six marching bands. - Geçit töreni altı tane bando içeriyordu.

The uncut version of the DVD only included one extra scene. - DVD'nin kesilmemiş versiyonu sadece bir tane ekstra sahne içeriyordu.

comprising

The Kalmar Union, comprising Sweden, Denmark and Norway, broke apart in 1523. - İsveç, Danimarka ve Norveç'i içeren Kalmar Birliği, 1523'te ayrıldı.

iç
interior

She has aspirations to become an interior decorator. - Onun iç dekaratör olma özlemleri var.

You've done a wonderful job on the interior decoration. - İç dekorasyon üzerine harika bir iş yaptın.

iç
{s} domestic

I prefer to buy domestic rather than foreign products. - Yabancı ürünler yerine yerli ürünler almayı için tercih ederim.

My father is a pilot on the domestic line. - Babam iç hatlarda çalışan bir pilot.

iç
inner

I had my wallet stolen from my inner pocket. - İç cebimden cüzdanımı çaldırdım.

There's a button on the inner side of the door. - Kapının iç tarafında bir buton var.

iç
{s} internal

The ministry administers the internal affairs. - Bakanlık iç işlerini yönetir.

Tom is bleeding internally. - Tom'un iç kanaması var.

iç
{i} inside

There are two zombies inside my house. - Evimin içinde iki tane zombi var.

Someone pushed me inside. - Biri beni içeri itti.

iç
intrinsic
iç
interrior
iç
interior equipment
iç
offal
iç
internus
iç
intestines
iç
stomach

The doctor used X-rays to examine my stomach. - Doktor midemi incelemek için X-ışınları kullandı.

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

iç
indoor

Keep the kids indoors. - Çocukları içeride tutun.

I stayed indoors because it rained. - Yağmur yağdığı için evde kaldım.

iç
{f} swig

He drank a great swig from the bottle. - O, şişeden büyük bir yudum içti.

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

iç
in
iç
knock back
iç
{i} within

I will answer within three days. - Üç gün içinde cevap vereceğim.

The school is within walking distance of my house. - Okul evimin yürüme mesafesi içerisindedir.

iç
endo-
iç
intra

We have to measure your intraocular pressure. Please open both eyes wide and look fixedly at this object here. - Göz merceğiniz içindeki baskıyı ölçmeliyiz. Lütfen iki gözünüzü genişçe açın ve sabit bir şekilde buradaki bu objeye bakın.

iç
inland
iç
{f} drink

Europeans love to drink wine. - Avrupalılar şarap içmeyi sever.

He began his meal by drinking half a glass of ale. - Yarım bardak bira içerek yemeğine başladı.

iç
quaff
iç
{f} drinking

Drinking much is dangerous. - Çok fazla içmek tehlikelidir.

We have to stop him from drinking any more. - Artık onu, içmekten alıkoymalıyız.

iç
drank

After taking a bath, I drank some soft drink. - Duş aldıktan sonra biraz meşrubat içtim.

To compensate for his unpleasant experiences in the hospital, Tom drank a little more than was good for him. - Hastanedeki hoş olmayan deneyimlerini telafi etmek için Tom içmesi gerekenden biraz daha fazla içti.

iç
stuffing
iç
bowels
iç
stuffing, filling (material used to stuff or fill something)
iç
the interior, the inside, the inner part or surface
iç
domestic, internal (as opposed to foreign)
iç
core
iç
inward

The Japanese are often criticized for being inward looking and insufficiently international in their outlook. - Japonya görünüşte içe dönük ve yetersiz uluslararası yapıya sahip olduğundan dolayı sık sık eleştirilmektedir.

We have become an intolerant, inward-looking society. - Biz hoşgörüsüz, içe dönük bir toplum olduk.

iç
intestine
iç
inland (as opposed to coastal)
iç
(a person's) true self, heart, soul: Merak etme, Safigül'ün içi temiz. Don't worry, Safigül's a good soul at heart. Eğer içinde varsa, bir yolunu bulup üniversiteyi bitirir. He'll find a way to finish university, if he really wants to do so
iç
inner, inside; interior; internal
iç
guts

Tom doesn't have the guts to do that. - Tom'un onu yapmak için cesareti yok.

People often spill their guts to bartenders. - İnsanlar genellikle içlerini barmenlerinine dökerler .

iç
inner part (of a nut or seed), kernel; inner part (of a fruit), meat, flesh
iç
insides, innards (internal organs of a person or animal)
iç
inlying
iç
civil

While the civil war went on, the country was in a state of anarchy. - İç savaş sırasında, ülke anarşik bir durum içindeydi.

The civil war in Greece ended. - Yunanistan'da iç savaş sona erdi.

iç
inside, interior; stomach, intestines, offal; heart, mind; internal, interior, inner, inside; domestic, home
iç
refill

Tom held his cup out for Mary to refill it. - Tom Mary'nin onu yeniden doldurması için kupasını uzattı.

Tom held out his cup for a refill. - Tom yeniden doldurulması için fincanını uzattı.

iç
(Hukuk) domestic, inner, internal
iç
inside , internal , intrinsic
iç
endo
iç
{i} kernel

Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels. - Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.

iç
biennial
iç
knockback
iç
entrails
iç
inset
iç
breast

She is embarrassed to breastfeed in public. - O, halk içinde emzirmeye utanıyor.

I'd like to have a test for breast cancer. - Göğüs kanseri için bir test yaptırmak istiyorum.

iç
juvenilia
iç
nucleus

Helium is the second simplest atom. It consists of a nucleus containing 2 protons and two neutrons. Around the nucleus orbits 2 electrons. - Helium ikinci en basit atomdur. O, iki proton ve iki nötron içeren bir çekirdekten oluşur. Çekirdek etrafında 2 elektron döner.

metin içer
(Bilgisayar) containtext
Türkçe - Türkçe

içer teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

iç
Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri: "İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerde?"- S. F. Abasıyanık
iç
Dolma yapmak için hazırlanan karışım
iç
Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm
iç
Harem dairesi
iç
Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevî varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
iç
Muhteva

Portakallar yüksek vitamin muhtevasına sahiptir. - Portakalların yüksek vitamin içeriği vardır.

Şayet bir şeyi anlamıyorsanız, onun muhtevasının farkında olmamanızdandır. - Eğer bir şeyi anlamıyorsanız, onun içeriğinin farkında olmamanızdandır.

iç
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan
iç
Kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne
iç
Mide, bağırsak, karın
iç
Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
iç
İnsanın manevî varlığıyla ilgili olan
iç
Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
iç
Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan: "İç kapının perdesi yanlara doğru açıldı."- P. Safa. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan
iç
Oyuk olan veya oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu
iç
Ten ile dış giysiler arası: "Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum."- E. Bener
iç
Toplu bir durumda bulunan kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne: "Ama hepiniz, hepiniz / Hepiniz geçim derdinde / Bir ben miyim keyif ehli içinizde?"- O. V. Kanık
iç
Bir ülkede, şehirde, toplulukta vb.de olan veya yapılan
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı: "Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir."- Ç. Altan
iç
Ten ile dış giysiler arası
iç
derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Kalb, vicdan, gönül
İÇ
(Osmanlı Dönemi) t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Harem dairesi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Karın, mide
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek
İç
(Osmanlı Dönemi) ZAMİR