gönül

listen to the pronunciation of gönül
Türkçe - İngilizce
heart

He put all his heart and soul into it. - O canı gönülden yaptı.

Far from eye far from heart. - Gözden ırak olan, gönülden ırak olur.

(isim) Heart, mind; affection, desire
soul

He put all his heart and soul into it. - O canı gönülden yaptı.

heart; soul; feelings; mind; inclination, desire
inclination, desire, willingness
feelings
heart; mind
breast
gönül yarası
heartache
gönül hoşluğu ile
willingly
gönül bağlamak, yakınlık duymak
hearts to connect, to sympathize
gönül ilişkisi
heart association
gönül okşayıcı söz
hearts of endearment
gönül okşayıcı söz, ilgi gösterici söz
hearts of endearment, words of interest pointer
gönül teli
heart wire
gönül telini titretmek
play on one's heart strings
gönül telini titretmek
pull at one's heartstrings

o ses gönül telimi titretti.

gönül telini titretmek
touch the (very) heart of someone
gönül acısı
pangs of love
gönül alma
atonement
gönül alma
conciliation
gönül almak
to placate, to please
gönül almak
atone
gönül alçaklığı
humility, modesty
gönül alıcı
conciliatory
gönül alıcı
suasive
gönül avcısı
(a) Don Juan; vamp
gönül avutmak
1. to dally with love. 2. to resign oneself to (a lesser portion), content oneself with (little)
gönül ayartıcı kadın
Delilah
gönül açmak
to cheer sb up
gönül açmak
to cheer up, make happy
gönül açıklığı
1. openheartedness, sincerity. 2. lightheartedness, carefreeness, cheerfulness
gönül bağlamak
to set one's heart on
gönül bağı
bonds of love
gönül belası
trouble caused by love
gönül birliği
unity of feelings
gönül borcu
gratitude
gönül budalası
hopelessly in love
gönül bulandırmak
to nauseate
gönül bulantısı
1. nausea. 2. suspicion
gönül darlığı
anxiety
gönül darlığı
1. distress. 2. intolerance
gönül delisi
one who keeps falling in love
gönül dilencisi one who is so madly
in love that he undergoes any humiliation to be near his beloved
gönül eri
tolerant and sensible person
gönül esenliği
peace of mind, repose
gönül eğlencesi
toy of love
gönül eğlencesi
1. pastime, amusement. 2. passing love affair, flirtation
gönül eğlendirmek
1. to amuse oneself with, have a good time (doing something). 2. to have a love affair with
gönül eğlendirmek
to amuse oneself
gönül ferahlığı
contentment
gönül ferman dinlemez
(Atasözü) The heart will always have its own way
gönül gezdirmek/dolaştırmak
to review the possible (pleasant) choices
gönül hoşluğu
contentment
gönül hoşluğu
ile/ rızasıyla willingly
gönül indirmek
to be willing to do some job that is beneath one; to accept or do something that is beneath one, condescend to do something
gönül iğleri
affairs of the heart
gönül iğleri
entanglement
gönül işi
love affair
gönül işleri
entanglement
gönül işleri
affairs of the heart
gönül kimi severse güzel odur
(Atasözü) Beauty is a matter of individual taste
gönül koymak
to be upset by
gönül kırmak
to hurt the feelings
gönül macerası
affair
gönül macerası
love affair
gönül maskarası one who becomes
a laughingstock because of a love affair
gönül okşamak
to treat someone kindly
gönül okşayıcı
pleasant, tender, loving
gönül rahatlığı
contentment
gönül rahatlığı
complete peace and co
gönül rahatlığı
inner calm
gönül rahatlığı
a clear consience
gönül rahatlığı
complacence
gönül rahatlığı
complacency
gönül rahatlığı
quietness
gönül rahatlığı
quietude
gönül rızası ile yapılan
volunteer
gönül verme
falling in love
gönül vermek
be enamored of
gönül vermek
a) to lose one's heart to, to fall for sb b) to set one's heart on
gönül yarası
heartbreak
gönül yarası
heartfelt pain
gönül çekmek
to be in love
gönül eğlendirmek
amuse oneself
gönül vermek
lose one's heart to
gönül vermek
set one's heart on
gönül vermek
fall in love
gönül vermek
set one's heart on sth
iyilik ederek gönül alma
atonement in favor
iç açılması, gönül açılması, ferahlık
internal opening, opening hearts, fresh
biriyle gönül eğlendirmek
(deyim) string someone along
gönül vermek
lose one's heart to smb
hatır gönül bilmemek/saymamak/tanımamak
1. not to let one's consideration for someone prevent one from doing what is right. 2. not to consider the feelings of others
hatır gönül dinlemeden
without respect to persons
iki gönül bir olursa/olunca samanlık seyran olur
(Atasözü) If two people are really in love they can make do with a bare minimum of worldly goods
vücut kocar, gönül kocamaz
(Atasözü) One's body grows old, but not one's heart
yarım elma, gönül/hatır alma
(Atasözü) A very small kindness can be enough to win someone's favor or affection
Türkçe - Türkçe
Sevgi, istek, düşünüş, anma ve hatır gibi kalpte var sayılan duygu kaynağı
İstek, arzu
Sevgi, istek, düşünüş, anma ve hatır gibi kalpte var sayılan duygu kaynağı: "Gönüllerin birbirine kaynaştığı o günler millî bayramlarımızdan biriydi."- O. S. Orhon. İstek, arzu
(Osmanlı Dönemi) KALB
(Osmanlı Dönemi) ÇEÇEK
can
gönül teli
(deyim) Hissiyat, insanın içindeki duygular
gönül avcısı
Geçici aşklar arkasında koşan kimse, çapkın
gönül bağı
Sevgi bağı, duygusal ilişki
gönül belası
Aşkın verdiği sıkıntı, dert
gönül birliği
Duygusal anlaşma
gönül borcu
Yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu sayma, minnet, minnettarlık, şükran
gönül borçlusu
Yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu sayan, minnettar
gönül darlığı
İç sıkıntısı
gönül dilencisi
Sevdiğinden ayrılmamak için onun her davranışına katlanan kimse
gönül eri
Hoşgörüsü geniş, açık yürekli, güvenilir kimse, rint, ehlidil
gönül eğlencesi
İnsanı oyalayıp hoşça vakit geçirten şey
gönül ferahlığı
İç rahatlığı, dertsizlik
gönül hoşluğu
Hiçbir baskının etkisi altında olmaksızın, severek isteyerek
gönül maskarası
Sevda yüzünden gülünç durumlara düşmüş kimse
gönül meselesi
Aşk yüzünden ortaya çıkan sorun, aşk derdi
gönül okşayıcı
Hoşa giden
gönül rahatlığı
İç rahatlığı iç huzuru, baş dinçliği, huzur
gönül rızası
İç rahatlığıyla olur verme
gönül tokluğu
Doygunluk, istiğna
gönül uğrusu
Gönül almayı bilen kimse
gönül yarası
Bir kimseyi derin üzüntü içinde bırakan acı; gönül belâsı
gönül çöküşü
Yaşama gücünün yitmesi, ruhsal dengenin bozulması
gönül