that thing

listen to the pronunciation of that thing
English - Turkish

Definition of that thing in English Turkish dictionary

that
o
that
bağlaç ki
that
{z} (çoğ. those)
that
bu kadar

Bugünlük bu kadar yeter. - That's enough for today!

Ver onu. Sahip olduğunun hepsi bu kadar mı? - Hand it over. That's all you've got?

that
(sıfat) öteki
that
Keşke

Keşke onunla gidebilseydim. - I regret that I couldn't go with her.

Keşke Tom daha iyi bir Fransızca konuşanı olabilse. - Tom wishes that he could be a better French speaker.

that
için

Şu gömlek için sadece on dolar ödedi. - He only paid ten dollars for that shirt.

Bu, bir kişi için küçük bir adımdır ama insanlık için dev bir sıçramadır. - That's one small step for man, one giant leap for mankind.

that
diye

Ek olarak yaşlılar birbirleriyle sosyalleşebilsin ve Amerikan hayatının aktif üyeleri olarak kalabilsinler diye birçok topluluk kurulmuştur. - In addition many groups have been formed so that the elderly can socialize with one another and remain active participants in American life.

Herkes işitebilsin diye lütfen yüksek sesle oku. - Please read it aloud so that everyone can hear.

that
in that mademki
this thing
bu kadar
that
-en
that
ki
that
öylesine

Erkek kardeşim okumaya öylesine dalmıştı ki odaya girdiğimde beni farketmedi. - My brother was so absorbed in reading that he did not notice me when I entered the room.

Öylesine sıcak bir gündü ki yüzmeye gittik. - It was such a hot day that we went swimming.

that
-diği(ni)
that
-dığı
that
ki o

Babam o kadar yaşlıdır ki o çalışamaz. - My father is so old that he can't work.

Erkek kardeşim okumaya öylesine dalmıştı ki odaya girdiğimde beni farketmedi. - My brother was so absorbed in reading that he did not notice me when I entered the room.

that
o kadar

Ekvatora yakın dar bir bölgede bulunan, tropik yağmur ormanları o kadar hızlı yok oluyorlar ki 2000 yılına kadar onların % 80 yok olabilir. - The tropical rainforests, located in a narrow region near the equator, are disappearing so fast that by the year 2000 eighty percent of them may be gone.

John o kadar telaşlıydı ki konuşmaya vakti yoktu. - John was in such a hurry that he had no time for talking.

that
adl.şu
that
-diği
English - English
that

That was an interesting example.

What is that thing over there? - What's that thing over there?

What's that thing over there? - What is that thing over there?

that thing

    Turkish pronunciation

    dhıt thîng

    Pronunciation

    /ᴛʜət ˈᴛʜəɴɢ/ /ðət ˈθɪŋ/

    Videos

    ... And the other thing in my mind is we also haven't, maybe, ...
    ... But the thing is that-- their premise for talking me out ...

    Word of the day

    senescent
Favorites