sakinleştirici

listen to the pronunciation of sakinleştirici
Turkish - English
soothing
placatory
tranquillizer
trank
sedative

The nurse has given Tom a sedative. - Hemşire, Tom'a sakinleştirici verdi.

The doctor gave him a sedative. - Doktor ona bir sakinleştirici verdi.

pacificatory
tranquilizer

Would you like a tranquilizer? - Bir sakinleştirici ister misiniz?

Tom was hit by a tranquilizer dart. - Tom sakinleştirici bir dart tarafından vuruldu.

anodyne
abirritative
mood modifying
ataractic
sakin
tranquil

Mary needs to be tranquilised. - Mary'nin sakinleşmesi gerek.

Tom was hit by a tranquilizer dart. - Tom sakinleştirici bir dart tarafından vuruldu.

sakin
habitant
sakin
{s} quiet

I would like to live in the quiet country. - Sakin bir ülkede yaşamak istiyorum.

I never dreamed of there being such a quiet place. - Ben böylesine sakin bir yer olduğunu asla hayal etmedim.

sakin
resident

For the residents of Edo, the first bonito of the year was something that had to be bought, even if it meant borrowing money. - Edo sakinleri için yılın ilk palamudu borç para almak anlamına gelse bile alınması gereken bir şeydi.

Tom and Mary are longtime residents. - Tom ve Mary uzun süreli sakinlerdir.

sakin
calm

When I contemplate the sea, I feel calm. - Denizi düşündüğümde, sakin hissediyorum.

In situations like these, it's best to remain calm. - Bu gibi durumlarda sakin kalmak en iyisidir.

sakinleştirici bir ilaç için reçete yazar mısınız
Would you please write me a prescription for a tranquilizer
sakinleştirici ilaç vermek
sedate
sakinleştirici ilâç
anodyne
sakin
cool

I was as cool as a cucumber. - Ben son derece sakindim.

Mike always stays cool. - Mike her zaman sakin kalır.

sakin
{i} inhabitant

The inhabitants of the island are friendly. - Adanın sakinleri cana yakındır.

Since Puerto Rico is a US colony, Puerto Rico's head of state is the President of the USA, but inhabitants of Puerto Rico are not allowed to vote in US presidential elections. - Abd sömürgesi olduğundan beri Porto Riko'nun devlet başkanı Abd devlet başkanıdır ama Porto Riko sakinlerinin Abd devlet başkanlığı seçimlerinde oy kullanmasına izin verilmez.

sakin
{s} composed

Tom tried to stay composed. - Tom sakin kalmaya çalıştı.

sakin
emotionless
sakin
{s} halcyon
sakin
leisurely

Sami was enjoying a leisurely life. - Sami sakin bir hayattan zevk alıyordu.

sakin
{s} steady
sakin
even-tempered
sakin
citizen

I am also a citizen of Tokyo. - Ben de bir Tokyo sakiniyim.

I am a citizen of Chiba, but work in Tokyo. - Ben Chiba sakiniyim ama Tokyo'da çalışıyorum.

sakin
{i} local

She married a local boy. - O, yöre sakini bir çocukla evlendi.

Local residents are in a state of shock. - Yerel sakinler şok içinde.

sakin
sedated

She's sedated, she could not hurt a fly. - O sakin, bir karıncayı bile incitemez.

They have him sedated. - Onlar onu sakinleştirdiler.

sakin
taciturn

Mary's partner is a taciturn person. - Mary'nin ortağı sakin bir kişidir.

sakin
inhabiter
sakin
unmoved
sakin
phlegmatic
sakin
denizen
sakin
{s} cold

He jumped into the cold and calm waters of the gulf, and started to swim through the darkness. - O, körfezin soğuk ve sakin sularına atladı ve karanlığın içinden yüzmeye başladı.

sakin
ataraxic
sakin
shacker
sakin
canny
sakin
tranquilizing
sakin
unperturbed
sakin
unhurried
sakin
occupier
sakin
collected

Tom's cool, calm, and collected, even under pressure. - Tom, baskı altındayken bile soğukkanlı, sakin ve aklı başında.

Fadil was amazingly calm and collected after he had shot Rami. - Fadıl, Rami'yi vurduktan sonra inanılmaz biçimde sakin ve kendindeydi.

sakin
douce
sakin
stilly
sakin
arcadia
sakin
occupant

The police vehicle's armor plating saved the lives of its occupants. - Polis aracının zırh kaplaması apartman sakinlerinin hayatlarını kurtardı.

sakin
matter-of-fact
sakin
balmy
sakin
self-possessed
sakin
sedentary
sakin
(deyim) as calm as a millpond
sakin
untroubled
sakin
statical
sakin
equable
sakin
uneventful
sakin
residentiary
sakin
meek
sakin
phlegmatical
sakin
equanimity
sakin
imperturbate
sakin
easeful
sakin
coolheaded
sakin
unruffled
sakin
(Askeri) clam
sakin
restrained
sakin
static
sakin
(Meteoroloji) lull
sakin
soft
sakin
philosophical
sakin
esay
sakin
{s} even

Tom's cool, calm, and collected, even under pressure. - Tom, baskı altındayken bile soğukkanlı, sakin ve aklı başında.

It was a calm winter evening. - Sakin bir kış akşamıydı.

sakin
undisturbed
sakin
level-headed
sakin
private
sakin
orderly
sakin
imperturbable
sakin
sleepy
sakin
off-peak
sakin
easy

Calm down, Tom. Take it easy. - Sakin ol, Tom. Sinirlenme.

Take it easy. I can assure you that chances are in your favor. - Sakin olun. Ben fırsatların sizin lehinize olduğunu size temin ederim.

sakin
restful
sakin
unflappable
sakin
placid

Now that he's retired, Yves can look forward to a contented and placid life. - O şimdi emekli, Yves memnun ve sakin bir yaşam için sabırsızlanabilir.

This is a placid and cozy place. - Burası sakin ve sıcak bir yer.

sakin
dweller

For some dwellers of ancient China, antlers were probably among the most mysterious and beautiful things in the world. - Antik Çin'in bazı sakinleri için, boynuzlar muhtemelen dünyanın en gizemli ve güzel şeyleri arasındaydı.

sakin
on an even keel
sakin
beware of
sakin
calmest
sakin
beware
sakin
{s} peaceful

The strike had not been peaceful, however, and Rev. Martin Luther King, Jr. begged both sides to be patient and calm. - Ancak, grev huzurlu olmamıştı ve Aziz Martin Luther King, Jr her iki taraftan sabırlı ve sakin olmasını rica etti.

This forest is quiet and peaceful. - Bu orman sakin ve huzurlu.

sakin
{i} indweller
sakin
even tempered
sakin
{s} idyllic
sakin
together

Tom and Mary enjoyed a quiet moment together. - Tom ve Mary birlikte sakin bir anın tadını çıkardı.

sakin
{s} comfortable

He observed this calmly, from a comfortable distance. - Bunu uygun bir uzaklıktan sakince gözlemledi.

sakin
laidback
sakin
{s} Pacific
sakin
{s} philosophic
sakin
{s} dispassionate
sakin
domicilled
sakin
{s} equal
sakin
{s} sedate

They have him sedated. - Onlar onu sakinleştirdiler.

They have Tom sedated. - Onlar Tom'u sakinleştirdiler.

sakin
{s} airless
sakin
{s} smooth

The sea looks calm and smooth. - Deniz sakin ve yumuşak görünüyor.

sakin
{s} nerveless
sakin
calm, tranquil, serene; still
sakin
tenant
sakin
{i} inmate
sakin
in repose
sakin
calm, cool, placid, self-possessed, serene, imperturbate; quiet, taciturn; tranquil, peaceful, esay; inhabitant, dweller, resident, occupier, occupant sekene
sakin
still

Please remain perfectly still. - Lütfen tamamen sakin kal.

Tom sat very still on the couch. - Tom kanepede çok sakin oturdu.

sakin
noiseless
sakin
hushed
sakin
composedly
sakin
(someone) who resides in or inhabits (a place)
sakin
calmative
sakin
{s} reposeful
sakin
{s} quiescent
sakin
(a) resident; (an) inhabitant
sakin
contained
sakin
{s} serene
sakin
{s} peaceable
Turkish - Turkish

Definition of sakinleştirici in Turkish Turkish dictionary

sakin
Hareket etmeyen, kımıldamayan, durgun, dingin
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Hareketsiz, kendi hâlinde. Bir yerde oturan. Kararlı
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Gr: Harekesi olmayıp cezimli (sakin okunan) harf
Sâkin
(Osmanlı Dönemi) İSKÂN
sakin
Durgun, hareket etmeyen, kımıldamayan, dingin
sakin
Sessiz
sakin
Bir yerde oturan: "Sakinleri Müslümanlardan ibaret olan semtte, bakkal dükkânı, günün her saatinde dolup boşalır."- S. Ayverdi
sakin
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş: "Sesi dinlediği müddetçe sakin ve uslu duruyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu
sakin
Kimseyi rahatsız etmeyen, kızgınlık göstermeyen
sakin
Sessiz: "Dinlenmek için otelimizden daha sakinini bulacağınızı ummam."- S. F. Abasıyanık
sakin
Bir yerde oturanlar, sakinler
sakin
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş
sakin
Bir yerde oturan, sekene
sakin
Hindu'ların çok korktuğu dişi şeytanlara verilen ad
sâkin
(Osmanlı Dönemi) bir yerde oturan
sakinleştirici
Favorites