parça

listen to the pronunciation of parça
Turkish - English

Definition of parça in Turkish English dictionary

<span class="word-self">parçaspan>
piece

Tom cut the pie into six pieces. - Tom pastayı altı parçaya böldü.

Give me two pieces of chalk. - Bana iki parça tebeşir ver.

para
money

How much money do you want? - Ne kadar para istiyorsun?

He has lots of money. - O aşırı para harcıyor.

<span class="word-self">parçaspan>
part

Mathematics is the part of science you could continue to do if you woke up tomorrow and discovered the universe was gone. - Matematik, yarın kalkarsan ve evrenin gittiğini keşfedersen yapmaya devam edebileceğin, bilimin bir parçasıdır.

This factory manufactures automobile parts. - Bu fabrika, otomobil parçaları üretmektedir.

<span class="word-self">parçaspan>
bit

Tom hasn't changed a bit since college. - Tom üniversiteden beri bir parça değişmedi.

Every little bit helps. - Her küçük parça yardım eder.

parçalar
pieces

Cutting a cake into equal pieces is rather difficult. - Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.

The glass broke to pieces. - Cam parçalara bölündü.

para
{i} cash

Someone stole my cash. - Birisi benim paramı çaldı.

Many people use cash machines to withdraw money. - Pek çok insan para çekmek için nakit para çekme makineleri kullanıyor.

<span class="word-self">parçaspan>
fragment

It looks like your hard disk is fragmented. - Sabit disk parçalanmış gibi görünüyor.

He tried to put the fragments of a broken vase together. - O, kırık bir vazonun parçalarını bir araya getirmeye çalıştı.

<span class="word-self">parçaspan>
passage

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

Read this passage and translate it into Japanese. - Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} component

He instantly regretted taking apart the laptop after realizing how many complex components there were inside. - İçinde ne kadar karmaşık parçalar olduğunu farkettikten sonra dizüstünü söktüğüne anında pişman oldu.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} catch
para
means

She lives beyond her means. - O, kazandığından çok para harcıyor.

Success means much money, doesn't it? - Başarı çok para anlamına gelir, değil mi?

<span class="word-self">parçaspan>
segment
para
dough

I'm rolling in dough. - Ben çok para kazanıyorum.

She's rolling in dough. - O çok para kazanıyor.

parçalar
{i} parts

A whole is made up of parts. - Bir bütün parçalardan oluşur.

Combine all the parts to make one piece. - Tek parça yapmak için tüm parçaları birleştirin.

para
currency

The former Italian currency was the lira and its symbol was ₤. It's not related to the Turkish lira. - Eski İtalyan para birimi liretti ve sembolü ₤ idi. Liret Türk lirasıyla alâkalı değildir.

France's currency was the franc, and its symbol was ₣. While it is no longer used in France, francs are still in use in some former French colonies such as Guinea. - Fransa'nın para birimi franktı ve sembolü ₣ idi. Frank Fransa'da artık kullanılmıyor ama Gine gibi bazı eski Fransız kolonilerinde hâlâ kullanılmaktadır.

para
shiners
<span class="word-self">parçaspan>
cake

Mother divided the cake into three parts. - Anne pastayı üç parçaya böldü.

She shared her piece of cake with me. - O, kek parçasını benimle paylaştı.

<span class="word-self">parçaspan>
lump

Then little Gerda wept hot tears, which fell on his breast, and penetrated into his heart, and thawed the lump of ice, and washed away the little piece of glass which had stuck there. - Sonra küçük Gerda, onun göğsüne dökülen, oradan kalbine nüfuz edip, buz kalıbını eriten ve orada saplanmış olan küçük cam parçasını alıp götüren sıcacık gözyaşlarını döktü.

He gave him a lump of silver as big as his head. - Ona kafası kadar büyük gümüş bir parça verdi.

<span class="word-self">parçaspan>
portion

I'd like a large portion, please. - Lütfen, büyük bir parça istiyorum.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} scrap

I wrote down his phone number on a scrap of paper. - Onun telefon numarasını bir kâğıt parçasına yazdım.

Tom asked for Mary's address and wrote it down on a piece of scrap paper. - Tom Mary adresini istedi ve onu bir parça kâğıt üzerine not etti.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} item

These items are rather hard to obtain. - Bu parçaları elde etmesi oldukça zordur.

These fragile items must be insured against all risks. - Kırılabilir bu parçalar bütün risklere karşı sigortalanmalıdır.

para
{i} coin

Time is the coin of your life. You spend it. Do not allow others to spend it for you. - Zaman hayatınızın parasıdır. Onu harcayın. Başkalarının sizin için harcamasına izin vermeyin.

I got these old coins from her. - Bu eski madeni paraları ondan aldım.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} fraction
para
gelt (yiddish)
para
(Pisikoloji, Ruhbilim) para
para
(Argo) benjamins
para
(Argo) ruff
para
iron
para
fund

We exhausted our funds. - Biz para kaynağını tükettik.

IMF stands for International Monetary Fund. - IMF Uluslararası Para Fonu (IMF) anlamına gelir.

para
(Argo) dead prez
para
(Argo) dosh
para
kail
para
finances

A household is a group that shares the same living space and finances. - Ev halkı, aynı yaşam alanını ve parayı paylaşan bir gruptur.

para
banknote
para
(Ticaret) allowance
para
(Argo) dead presidents
para
(Argo) wonga
para
the wherewithal
para
{i} tin
para
(Argo) ends
<span class="word-self">parçaspan>
clip
<span class="word-self">parçaspan>
stretch

The dough broke up when Tom tried to stretch it. - Tom onu germeye çalıştığında hamur parçalandı.

<span class="word-self">parçaspan>
(Politika, Siyaset) extract
<span class="word-self">parçaspan>
length
<span class="word-self">parçaspan>
chop

And the servant came and chopped the Tree into little pieces. - Uşak geldi ve ağacı küçük parçalara ayırdı.

Before forks and chopsticks, people usually ate food with a piece of flat bread. - Çatal ve çubuklardan önce, insanlar genellikle düz bir parça ekmek ile yemek yerdi.

<span class="word-self">parçaspan>
clump
<span class="word-self">parçaspan>
clod
<span class="word-self">parçaspan>
slug 
<span class="word-self">parçaspan>
pass

There is a limit of two pieces of luggage for each passenger. - Her yolcu için iki parça bagaj limiti vardır.

Read this passage and translate it into Japanese. - Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.

<span class="word-self">parçaspan>
slice

Would you slice me a piece of ham, please? - Bana bir parça jambon dilimler misin?

<span class="word-self">parçaspan>
(Bilgisayar) parts

Mother divided the cake into three parts. - Annem pastayı üç parçaya böldü.

Tom divided the pie into three equal parts. - Tom pastayı üç eşit parçaya böldü.

<span class="word-self">parçaspan>
song

Did you listen to her new song? - Onun yeni parçasını dinledin mi?

<span class="word-self">parçaspan>
{i} moiety
<span class="word-self">parçaspan>
particle

Some scientists think that gravity is made up of particles called gravitons which travel at the speed of light. - Bazı bilim adamları yer çekiminin ışık hızıyla seyahat eden graviton denilen parçacıklardan yapıldığını düşünüyor.

Each kind of atom has a certain unique number of particles called protons, neutrons, and electrons in it. - Her tür atomun içinde protonlar, nötronlar ve elektronlar denilen belirli benzersiz parçacıkları vardır.

<span class="word-self">parçaspan>
(Muzik) pieces

I bought three pieces of furniture. - Ben üç parça mobilya satın aldım.

Tom cut the pie into six pieces. - Tom pastayı altı parçaya böldü.

<span class="word-self">parçaspan>
snippet
<span class="word-self">parçaspan>
quote
<span class="word-self">parçaspan>
slide
<span class="word-self">parçaspan>
chapter
<span class="word-self">parçaspan>
chick

On the plate was a piece of chicken, a potato and some green peas. - Tabakta bir parça piliç, bir patates ve biraz yeşil bezelye vardı.

<span class="word-self">parçaspan>
dibs
parçalar
(Havacılık) bits

Love isn't a game, so you can't just cherry pick the best bits! - Aşk bir oyun değildir, bu nedenle sadece en iyi parçaları seçemezsiniz!

There were bits of broken glass on the floor. - Yerde kırık cam parçaları vardı.

parçalar
constituent components
parçalar
apart

He likes to take electric devices apart. - Elektrikli cihazları parçalarına ayırmayı seviyor.

He took apart a watch. - O, bir saati parçalara ayırdı.

parçalar
component

He instantly regretted taking apart the laptop after realizing how many complex components there were inside. - İçinde ne kadar karmaşık parçalar olduğunu farkettikten sonra dizüstünü söktüğüne anında pişman oldu.

para
capital

You worship money because you believe in capitalism. - Kapitalizme inandığın için paraya tapıyorsun.

Mr. Morita started a business by using borrowed money as capital. - Bay Morita sermaye olarak borç para kullanarak bir işe başladı.

para
oof
para
wealth
para
pelf
para
filthy lucre
para
obverse
para
leeway
para
lucre
para
take

It was apparent that someone had taken the money by mistake. - Birinin parayı yanlışlıkla aldığı belliydi.

Why don't you try to take your money back? - Paranızı geri almayı neden denemiyorsunuz?

para
moolah
<span class="word-self">parçaspan>
article

Nouns, pronouns, verbs, adjectives, adverbs, articles, prepositions, conjunctions, and interjections are the parts of speech in English. - İsimler, zamirler, fiiller, sıfatlar, zarflar, makaleler, edatlar, bağlaçlar, ve ünlemler İngilizcede konuşma parçalarıdır.

<span class="word-self">parçaspan>
cut

Cutting a cake into equal pieces is rather difficult. - Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.

Tom cut his sister a piece of cake. - Tom kız kardeşine bir parça kek kesti.

<span class="word-self">parçaspan>
grain
<span class="word-self">parçaspan>
snatch
<span class="word-self">parçaspan>
dollop
<span class="word-self">parçaspan>
ounce

It's clear Tom doesn't have an ounce of humanity. - Tom'un bir parça insanlığının olmadığı açık.

<span class="word-self">parçaspan>
cantle
<span class="word-self">parçaspan>
unit

The United States was once part of the British Empire. - Amerika Birleşik Devletleri bir zamanlar İngiliz İmparatorluğu'nun bir parçasıydı.

The Shetland Islands are part of the United Kingdom. - Shetland Adaları Birleşik Krallığın bir parçasıdır.

<span class="word-self">parçaspan>
section
<span class="word-self">parçaspan>
jot
<span class="word-self">parçaspan>
slug
<span class="word-self">parçaspan>
bar

I can rip you apart with my bare hands. - Seni çıplak ellerimle parçalayabilirim.

Can you break an apple in half with your bare hands? - Çıplak ellerinle bir elmayı parçalayabilir misin?

<span class="word-self">parçaspan>
text
<span class="word-self">parçaspan>
quotation

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

<span class="word-self">parçaspan>
gusset
<span class="word-self">parçaspan>
iota
<span class="word-self">parçaspan>
track

I found the track of the tire. - Lastik parçasını buldum.

This is my favorite track on the entire disc. - Bu, bütün diskteki favori parçam.

para
{i} chip

We all chipped in to buy our teacher a birthday present. - Hepimiz öğretmenimize bir doğum günü hediyesi almak için para verdik.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} tool

A pick is a long handled tool used for breaking up hard ground surfaces. - Bir kazma sert zemin yüzeyleri parçalamak için kullanılan uzun saplı bir araçtır.

I fixed the flashlight using a small tool. - Ben küçük bir parça kullanarak el fenerini onardım.

para
rich

If I had been rich, I would have given you some money. - Zengin olsaydım, ben sana biraz para verirdim.

Sometimes rich people look down on other people who do not have much money. - Bazen zengin insanlar çok parası olmayan diğer insanlara tepeden bakarlar.

parçalar
items

These items are rather hard to obtain. - Bu parçaları elde etmesi oldukça zordur.

These fragile items must be insured against all risks. - Kırılabilir bu parçalar bütün risklere karşı sigortalanmalıdır.

para
monetary

IMF stands for International Monetary Fund. - IMF Uluslararası Para Fonu (IMF) anlamına gelir.

They have monetary problems. - Onların parasal problemleri var.

para
lolly
para
funds

Tom is running short of funds. - Tom para kaynağını tüketiyor.

Many of my friends tried to live on their own but moved back home because of insufficient funds for their lifestyle. - Arkadaşlarımdan birçoğu kendi başlarına yaşamaya çalıştı ancak yaşam biçimleri için yetersiz para nedeniyle eve döndü.

para
bread

He had barely enough money to buy bread and milk. - Ekmek ve süt alacak kadar parası ancak vardı.

When he had no money, he couldn't buy any bread. - Parası olmadığı zaman hiç ekmek alamazdı.

para
rock

Tom and Mary have jumped together from Pulpit Rock with a parachute. It was a short but magical experience. - Tom ve Mary birlikte Pulpit Rock'tan paraşütle atladılar. Kısa ama büyülü bir deneyimdi.

para
kale
para
dust
para
money, cash, dough; (kâğıt) banknote; (madeni) coin; pecuniary
para
sugar
para
Chink
para
ducat
para
boodle
para
(a) para (one fortieth of a kuruş)
para
pecuniary
para
shekels

If you want to go to Israel, you need many shekels. Water costs only 0,50 ₪. - İsrail'e gitmek istiyorsan çok paraya ihtiyacın var. Su sadece 0,50 ₪.

para
pay dirt
para
(Hukuk) money, cash
para
Jack

Jack can't afford a new bicycle. - Jack'in yeni bir bisiklete parası yetemez.

Jack can't afford to buy a new bicycle. - Jack'in yeni bir bisiklet satın almak için parası yok.

para
green

Green is the color of money. - Yeşil, paranın rengidir.

para
coffers
para
brass

The 5 yen coin is made from brass and the 10 yen coin is made from bronze. - 5 yen bozuk para pirinçten yapılır ve 10 yen bozuk para bronzdan yapılır.

The five yuan coins are brass, and the ten yuan coins are made out of bronze. - Beş yuan paralar pirinç, ve on yuan paralar bronz dışında yapılır.

para
purse

I put my money in a purse. - Paramı bir cüzdana koydum.

Tom stole some money from Mary's purse. - Tom Mary'nin cüzdanından biraz para çaldı.

para
rhino
para
wherewithal
para
kale,kail
para
exchequer
para
coffer
para
effective
para
wampum
para
loot
para
kickback
<span class="word-self">parçaspan>
attachment
<span class="word-self">parçaspan>
used as a counting word: beş parça kumaş five lengths of cloth
<span class="word-self">parçaspan>
piece (of literature, music, fine art); passage (from a piece of literature, music, or fine art)
<span class="word-self">parçaspan>
member
<span class="word-self">parçaspan>
driblet
<span class="word-self">parçaspan>
slang hashish, hash
<span class="word-self">parçaspan>
(Hukuk) article, component, fragment
<span class="word-self">parçaspan>
patch

Tom has a patch of gray in his hair. - Tom'un saçında bir parça gri var.

<span class="word-self">parçaspan>
slang pretty woman, nice piece of goods
<span class="word-self">parçaspan>
piece; fragment; bit
<span class="word-self">parçaspan>
a poor substitute for ..., a worthless thing that goes by the name of ...: bu hekim parçası this worthless individual who's supposed to be a doctor
<span class="word-self">parçaspan>
(et) gobbet
<span class="word-self">parçaspan>
batch
<span class="word-self">parçaspan>
dribblet
<span class="word-self">parçaspan>
item (in a set of several items)
<span class="word-self">parçaspan>
morsel
<span class="word-self">parçaspan>
piece; bit; fragment; particle; component; morsel; item; part; piece, song; chick; quotation, quote, passage
<span class="word-self">parçaspan>
shred

He tossed the paper into a shredder. - Kağıdı parçalayıcıya attı.

Tom shredded the lettuce. - Tom marulu parçaladı.

<span class="word-self">parçaspan>
(Nükleer Bilimler) substrates
<span class="word-self">parçaspan>
division
<span class="word-self">parçaspan>
remnant
<span class="word-self">parçaspan>
tablet
<span class="word-self">parçaspan>
versicle
<span class="word-self">parçaspan>
flake
<span class="word-self">parçaspan>
dregs
<span class="word-self">parçaspan>
clast
<span class="word-self">parçaspan>
smithereen
<span class="word-self">parçaspan>
fritter
<span class="word-self">parçaspan>
avulsion
<span class="word-self">parçaspan>
gobbet
<span class="word-self">parçaspan>
(İnşaat) armature
<span class="word-self">parçaspan>
gob
parçalar
fitment
parçalar
flinders
English - English

Definition of parça in English English dictionary

Pará
State in northern Brazil which has Belém as its capital
para
A woman who has had a certain number of pregnancies, indicated by the number prepended to this word
para
Short form of paralytic
para
A piece of Turkish money, usually copper, the fortieth part of a piaster, or about one ninth of a cent
para
paragraph(s)
para
Short form of parachutist
para
100 para equal 1 dinar
para
a soldier in the paratroops
para
(obstetrics) the number of live-born children a woman has delivered; "the parity of the mother must be considered"; "a bipara is a woman who has given birth to two children"
para
Ortho-, and Meta-
para
A prefix denoting: (a) Likeness, similarity, or connection, or that the substance resembles, but is distinct from, that to the name of which it is prefixed; as paraldehyde, paraconine, etc
para
Also used adjectively
para
prefix meaning behind, e g , para-appendiceal
para
That two groups or radicals substituted in the benzene nucleus are opposite, or in the respective positions 1 and 4; 2 and 5; or 3 and 6, as paraxylene; paroxybenzoic acid
para
(b) Specifically: (Organ
para
Short form of paragraph
para
Short form of paratrooper
para
an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows 100 para equal 1 dinar
para
A para is a paratrooper. some guys just out of the paras. Para. is a written abbreviation for paragraph. See Chapter 9, para. 1.2. a paratrooper (paratrooper). par the written abbreviation of paragraph
para
port city in northern Brazil in the Amazon delta; main port and commercial center for the Amazon River basin
para
Chem
para
Short form of paramedic
para
prefix, beside, near
para
(pref ) far from, away, out, different from (k318)
para
A woman who has been delivered of a viable fetus
para
an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows
para
A prefix signifying alongside of, beside, beyond, against, amiss; as parable, literally, a placing beside; paradox, that which is contrary to opinion; parachronism
para
also, an isomeric modification
para
having resemblance to certain features (e g Paralithic)
para
Formerly, one-hundredth of a dinar in Yugoslavia and, later, in the constituent states of that country
para
Paragraph Identifies a block of text It is a mix of #PCDATA and special text elements Attributes: N/A
para
Cf
para
Paraplegic
para
param: Sanskrit word meaning supreme
para
{i} coin of low value, penny
para
Beside/next to
para
A variety of forastero cacao bean cultivated in the Brazilian state of the same name
para
Refers to groups occupying 1,4 positions on a benzene ring
Turkish - Turkish

Definition of parça in Turkish Turkish dictionary

Para
(Osmanlı Dönemi) AKÇA
Para
mangır
Para
tıngır
Para
(Osmanlı Dönemi) PAR
Para
mangiz
Para
tıkır
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) PERGÂLE
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) HUZVE
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) HABBE
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) FİRZE
<span class="word-self">Parçaspan>
lime
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) FİLK
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) FİRK
para
Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı
para
Devletçe bastırılan, üzerinde saymaca değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit
para
Kazanç: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar genç işidir."- S. F. Abasıyanık
para
Kuruşun kırkta biri
para
(Osmanlı Dönemi) akçe
<span class="word-self">parçaspan>
Birkaçı bir araya gelince bir bütünü oluşturan şeylerin her biri
<span class="word-self">parçaspan>
"benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
<span class="word-self">parçaspan>
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır: "Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun."- K. Kamu
<span class="word-self">parçaspan>
Kısa bir süre
<span class="word-self">parçaspan>
Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm: "Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır."- H. Taner
<span class="word-self">parçaspan>
Müzik eseri
<span class="word-self">parçaspan>
Sayı sıfatıyla "tane" anlamına gelir
<span class="word-self">parçaspan>
Tane. Edebiyat eserinin bir bölümü: "Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım
<span class="word-self">parçaspan>
Bir müzik eserinden alınmış tam bir bölüm
<span class="word-self">parçaspan>
Ay parçası, elmas parçası gibi deyimlerde "benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
<span class="word-self">parçaspan>
Edebiyat eserinin bir bölümü
<span class="word-self">parçaspan>
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır
<span class="word-self">parçaspan>
Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey
<span class="word-self">parçaspan>
Bir bütünden kopmak, kırılmak, yırtılmak vb. yoluyla ayrılmış bölüm
<span class="word-self">parçaspan>
Güzel, alımlı kız veya kadın
<span class="word-self">parçaspan>
Az bir miktar
English - Turkish

Definition of parça in English Turkish dictionary

para
ötesinde
para
yakın

Onun felci ilerliyor ve yakında yataktan çıkamayacak. - His paralysis is progressing, and soon he won't be able to get out of bed.

para
(Biyokimya) yan

Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var. - This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence.

para
(Pisikoloji, Ruhbilim) para
para
paragraf

Bu paragrafın anlamını anlayabiliyor musun? - Can you understand the meaning of this paragraph?

Johnny, lütfen sondan bir önceki paragrafı oku. - Johnny, please read the penultimate paragraph.

para
paraşütçü asker

O bir paraşütçü asker miydi? - Was he a paratrooper?

Tom paraşütçü askeri doktor olmak istemiyor. - Tom doesn't want to be a paramedic.

para
(Diş Hekimliği) ' Yanında ' anlamında önek; bazen ' peri' ile aynı anlamda kullanılır
para
ikinci derecede
para
(Tıp) Benzol halkasında birbirine karşı mevkide bulunan elementlerin durumu
para
(Tıp) 1.Bir veya daha fazla doğum yapmış olan (çocuğu olan) kadın
para
benzer
parça

    Hyphenation

    par·ça

    Etymology

    [ 'pär-& ] (noun.) 1687. Turkish, from Persian pArah, literally, piece.
Favorites