Final maçındaki tek gol Andrés Iniesta tarafından atıldı.
- The only goal of the final match was scored by Andrés Iniesta.
Mevcut tek oda iki kişiliktir.
- The only room available is a double.
Partide yalnızca altı kişi vardı.
- Only six people were present at the party.
Ödevini yaptın mı? Toplantı yalnızca iki gün sonra.
- Did you do your homework? The meeting is only two days away.
Geçmiş sadece bilinir, değişmez. Gelecek ise sadece değişir, bilinmez.
- The past can only be known, not changed. The future can only be changed, not known.
Etli pilav sekiz yuan. Vejetaryen pilav sadece dört yuan.
- The pulao with meat is eight yuan. The vegetarian pulao is only four yuan.
Etli pilav sekiz yuan. Vejetaryen pilav sadece dört yuan.
- The pilaf with meat is eight yuan. The vegetarian pilaf is only four yuan.
Sadece birkaç kişi beni anladı.
- Only a few people understood me.
Yalnızca her birey ona karşı harekete geçmeye karar verirse, AIDS durdurulabilir.
- AIDS can be stopped only if every person decides to take action against it.
Partide yalnızca altı kişi vardı.
- Only six people were present at the party.
Sen onun biricik arkadaşıydın.
- You were his only friend.
Biricik kızımız kanserden öldü.
- Our only daughter died of cancer.
Bir tek ben mi partiye gideceğim?
- Will I be the only one going to the party?
Tek tekerlekli bir bisikletin sadece bir tekeri vardır.
- A unicycle has only one wheel.
Sadece tek ağzım ama iki kulağım var.
- I only have one mouth, but I have two ears.
İstasyona aceleyle gittik, ama treni kaçırdık.
- We hurried to the station only to miss the train.
Ancak, sadece insan topluluğunun bir iletişim aracı olarak sözlü dili vardır.
- However, only the human community has verbal languages as a means of communication.
Tom ancak kendini suçlayabilir.
- Tom has only himself to blame.
Biraz daha sabırlı olsaydın, bulmacayı yapabilecektin.
- You'd be able to do the puzzle if only you had a little bit more patience.
Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.
- So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning.
Tom onun akşam yemeği için yaptığını beğendiğini söyledi fakat o sadece kibarlık yapıyordu.
- Tom said he liked what she had made for dinner, but he was only being polite.
Tom birkaç dili akıcı olarak konuşur fakat onun işi gereği, o sadece kendi ana diline çeviri yapar.
- Tom speaks several languages fluently, but for his job, he only translates into his native language.
Banyomuzda yalnızca bir havlu var.
- There is only one towel in our bathroom.
Tom ve Mary'nin yalnızca bir çocuğu vardı.
- Tom and Mary had only one child.
Sadece yardım etmek için çok mutluyum.
- I'm only too happy to help.
Sadece ,sana yardım etmekten çok hoşnut olacak.
- He will be only too glad to help you.
Hayatta derece yapmak için hepimiz çok çalışırız fakat sadece birkaç kişi başarır.
- We all try hard to make the grade in life, but only a few succeed.
Doktor hastanın sadece birkaç günlük ömrü olduğunu vurguladı.
- The doctor emphasized that the patient had only a few days.
Eğer tamsayı sadece sıfırdan büyük veya eşit ise tamsayı doğaldır.
- An integer is natural if and only if it is greater or equal to 0.
Tom sadece bastonu olursa yürüyebilir.
- Tom can walk only if he has his cane.
Ancak o zaman onun ne demek istediğini anladım.
- Only then did I realize what he meant.
Sadece onun yardımını istemek zorundasın.
- You have only to ask for his help.
Bir insanı tanımak için, onunla sadece bir hafta seyahat etmelisin.
- In order to know a man, you have only to travel with him a week.
Sadece gece uyuyamadığım zamanlar saatin tik tak sesleri beni rahatsız eder.
- It's only when I can't sleep at night that the ticking of the clock bothers me.
Sadece susadığında su iç; bir günde 8 bardak içmek efsanedir.
- Drink water only when you are thirsty; drinking 8 glasses a day is only a myth.
Sadece az önce başladık.
- We've only just begun.
Sadece az önce geldim.
- I have only just arrived.
Sadece yeni başladım.
- I've only just begun.
Onlarla daha yeni tanıştım.
- I only just met them.
Keşke sınav için daha sıkı çalışsaydım.
- If only I had studied harder for the exam.
Keşke o zaman bütün hikayeyi bana anlatsaydın!
- If only you had told me the whole story at that time!
Ah bir erken gelse, onunla dışarı çıkacağız.
- If only he comes early, we will go out with him.
Onun kitabı sadece İngiltere'de ünlü değil, Japonya'da da ünlü.
- Her book is famous not only in England but also in Japan.
Onun kitabı sadece İngiltere'de ünlü değil, Japonya'da da ünlü.
- His book is famous not only in England but also in Japan.
1. Not only did he turn up late, he also forgot his books.
2. If this project fails it will affect not only our department, but als.
Sadece binanın önünde duran insanlar polis.
- The only people standing in front of the building are policemen.
Yulaf ezmesini sadece bol şekerli yiyebilirim.
- The only way I can eat oatmeal is with a lot of sugar.
The only cars on the street were parked.
my heart is hers, and hers only.
I would enjoy running, only I have this broken leg.
he left only moments ago.
The only people in the stadium were the fans: no players, coaches, or officials.
if there were only one more ticket!.
He is their only son, in fact, an only child.
He is the only trombonist to recruit.
An only child is often stereotyped as spoiled.
This option is available only if the client supports it.
I've only just cleaned the floor, and you've made muddy tracks!.
I got 51%, so only just passed the exam.
He is their only son; in fact, an only child.
directly to organizations that teach abstinence only without going through the states.
abstinence-only education.
A rectangle is a square if and only if all four of its sides have the same lengths.
If only I had lots of money!.
... On this scale, dinosaurs went extinct only about three weeks ago. ...
... billion to four billion took only 44 years, 1974. So for ...