küçük

listen to the pronunciation of küçük
Turkish - English
little

He is sailing a little boat on the water. - O suda küçük bir bot ile denize açılıyor.

My little brother is watching television. - Küçük erkek kardeşim televizyon izliyor.

(Hukuk) small

Image Viewer is an image viewing software. This software is a very small program. This software has basic functions only. This is translatable by Tatoeba Project users. - Image Viewer bir resim görüntüleme yazılımıdır. Bu yazılım çok küçük bir programdır. Bu yazılımda sadece basit fonksiyonlar var. Bu, Tatoeba Project kullanıcıları tarafından çevrilebilir.

My room is very small. - Benim odam çok küçük.

slight

The slightest mistake may lead to a fatal disaster. - En küçük hata ölümcül bir felakete götürebilir.

I get depressed by the slightest things. - En küçük şeylerden depresyona girerim.

kid

That kid is a little demon. - Bu çocuk küçük bir şeytan.

My kid brother is twelve. - Benim küçük erkek kardeşim on iki yaşında.

mini

My DVD collection is absolutely miniscule. - Benim DVD koleksiyonum kesinlikle küçük.

child

Hearing about people kidnapping little children just makes my blood boil. - Küçük çocukları kaçıran insanlar hakkında duymak kanımı kaynatıyor.

A young child has a small vocabulary. - Genç bir çocuğun küçük bir kelime haznesi vardır.

baby

The baby has pretty little fingers. - Bebeğin güzel küçük parmakları var.

The little baby was born yesterday. - Küçük bebek dün doğdu.

young

My younger brother is watching TV. - Küçük erkek kardeşim TV izliyor.

Lucy's mother told her to take care of her younger sister. - Lucy'nin annesi, ona küçük kız kardeşine bakmasını söyledi.

peanut

The boy gathered a handful of peanuts and put them in a small box. - Oğlan bir avuç yer fıstığı topladı ve onları küçük bir kutuya koydu.

tiny

She got me a tiny toy. - O, bana küçük bir oyuncak aldı.

There's just one tiny problem. - Sadece küçük bir sorun var.

dinkey
(Matematik) immeasurably small
incidental
exiguous
weensy
frugal
small-time
weenie
lil (little)
piffling
menial
undersize
(Tıp) minimus
boxy
piccolo
(Tıp) mini-
wee

I'd like to take a small trip this weekend. - Bu hafta sonu küçük bir gezi yapmak istiyorum.

A woman friend of ours took a trip to a small town last week. - Bizim bir bayan arkadaşımız, geçen hafta küçük bir kasabaya bir seyahat yaptı.

petite
poky
inconsiderable
snug
one-horse

Tom grew up in a one-horse town and was overwhelmed when he moved to the big smoke. - Küçük ve köhne bir kasabada yetişen Tom, büyük şehre yerleştiğinde sudan çıkmış balığa dönmüştü.

Tom grew up in a one-horse town. - Tom küçük ve sakin bir kasabada büyüdü.

petty, small, small-minded
trivial
tiddly
young, little
petty

In this harsh, petty world where money does the talking, his way of life is like a breath of fresh air. - Paranın konuştuğu bu sert, küçük dünyada, onun hayat tarzı derin bir nefes taze hava gibi.

He's just a petty hooligan, but if he had just a little more initiative, he could be a major criminal leader. - O sadece küçük bir holigan ama sadece onun biraz daha inisiyatifi olsa, o büyük bir suç lideri olabilir.

minor

It is important that a lawyer should leave no stone unturned even on minor points and harp on the same subject to achieve a break through in an impasse. - Bir avukatın zor bir durumda küçük konularda bile her taşın altına bakması ve aynı konuda sonuca ulaşmak için ısrarla belirtmesi önemlidir.

I was given a minor share of my father's wealth. - Bana babamın servetinden küçük bir pay verildi.

miniature, small-scale
petty, minor, low-ranking
infra
paltry
younger

He is five years younger than me. - O, benden beş yaş küçük.

Lucy's mother told her to take care of her younger sister. - Lucy'nin annesi, ona küçük kız kardeşine bakmasını söyledi.

minuscule
niggardly
not healthy
fiddling
trifling
little; small; young, little; petty, insignificant, piddling; child, kid
nano

An ångström is smaller than a nanometer. - Bir angstrom, nanometreden daha küçüktür.

micro
petite, dainty. K
undersized
bantam
infant

The archaeologists discovered over a hundred graves, a few of which belonged to infants. - Arkeologlar yüzün üzerinde mezar keşfetti, onlardan birkaçı küçük çocuklara aitti.

Mary has three infants. - Mary'nin üç tane küçük çocuğu var.

junior

She is five years junior to me. - O benden beş yıl daha küçük.

He is haughty to his juniors. - Yaşça kendinden küçük olanlara tepeden bakar.

remote

The scene was a tiny mountain village in a remote section of West Virginia. - Manzara Batı Virginia'nın uzak bir kesimindeki küçük bir dağ köyüydü.

piddling
little, small
insignificant
scrubby
petit
dinky
skimpy
puisne
diminutive
compact

I'd like to rent a compact car. - Küçük bir araba kiralamak istiyorum.

I want a compact car with an air conditioner. - Ben klimalı küçük bir araba istiyorum.

smaller

The population of New York is smaller than that of Tokyo. - New York'un nüfusu Tokyo'nunkinden daha küçüktür.

Don't you have anything smaller than that? - Ondan daha küçük herhangi bir şeyin yok mu?

small for
thumbnails
küçük düşürmek
humiliate

I just want to humiliate Tom. - Sadece Tom'u küçük düşürmek istiyorum.

We don't want to humiliate them. - Biz onları küçük düşürmek istemiyoruz.

küçük çocuk
kid
küçük resim fırçası
pencil
küçük düşürmek
disparage
küçük düşme
humiliation
küçük düşürücü
humiliating

You can't imagine how humiliating this is. - Bunun ne kadar küçük düşürücü olduğunu hayal bile edemezsin.

The war ended with a humiliating defeat for Britain. - Savaş İngiltere için küçük düşürücü bir yenilgi ile sona erdi.

küçük şişe
vial
küçük ay
February
küçük adam
pipsqueak
küçük adam
peanut
küçük ama mükemmel
bijou
küçük düşürücü
insulting

Slanderous, defamatory, obscene, indecent, lewd, pornographic, violent, abusive, insulting, threatening and harassing comments are not tolerated. - İftira niteliğinde, küçük düşürücü, müstehcen, uygunsuz, iffetsiz, pornografik, şiddet, suistimal, hakaret, tehdit ve taciz yorumlarına katlanılmaz.

küçük düşürücü eleştirme
diatribe
küçük görmek
belittle
küçük halı
rug
küçük kimse
junior
küçük körfez
creek
küçük oda
closet
küçük ve güzel
bijou
küçük at
pony

Tom wanted me to buy him a pony. - Tom ona küçük at almamı istedi.

küçük ada
cay
küçük adam
small man
küçük aile
small family
küçük azı
(Anatomi) premolar
küçük azıdişine ait
premolar
küçük düşürücü kimse
detractor
küçük filo
escadrille
küçük göl
pond
küçük görmek
scorn
küçük görmek
disdain
küçük görmek
patronise
küçük görmek
vilipend
küçük han
(Turizm) hostelry
küçük hap
(Tıp) capsule
küçük harf
lower-case letter
küçük
(Bilgisayar) small business
küçük koy
hamlet
küçük köy
dorp
küçük oda
cubicle
küçük oda
cabinet
küçük ses
(Muzik) mic volüm
küçük suç
(Kanun) petty offence
küçük sözlük
glossary
küçük sözlük
(Bilgisayar) glossary list
küçük taş
pebbles
küçük ton
short ton
küçük ünlü uyumu
(Dilbilim) labial harmony
küçük orospu
slut
küçük olanı
lesser
Küçük Kıyamet
(Tarih) Lesser Judgement Day
Küçük Kıyamet
(Tarih) The 1509 Constantinople earthquake: an earthquake that occurred in the Sea of Marmara on September 10, 1509 at about 10 p.m
küçük abdest
small bowel
küçük adımlı kimse
one small step
küçük ayı
little bear
küçük bakır tencere
small copper pot
küçük boylu
small stature
küçük ev
maisonette
küçük görmek
underrate
küçük kahpe
little bitch
küçük kanal
small channels
küçük kokulu kavun
small muskmelon
küçük limon
small lemon
küçük masa
small table
küçük sinek
little fly
küçük tane
small grains
küçük tekke
small lodges
küçük tüfek
young guns
küçük ve sevimli (çocuk, kadın)
small and cute (children, women)
küçük yaşta izci çocuk
Boy Scout at a young age
küçük çalı kuşu
small Kinglet
küçük çaplı
minor
küçük alamecek
(Tabiat Doğa) (kuş) trumpeter finch
küçük alet
gadget
küçük aptes
urination
küçük araba
runabout
küçük araba
compact car
küçük balık
fingerling
küçük bir hediye almak istiyorum
I want to purchase a small souvenir
küçük bölge
zonula
küçük dağları ben yarattım demek
to be very conceited, be very full of oneself
küçük deve
vicuna
küçük düşürmek
lessen
küçük düşürmek
debase
küçük düşürmek
detract
küçük ev
kondo
küçük gazete
tabloid
küçük gemi
small ship
küçük gören
snorty
küçük görmek
underestimate
küçük hap
pilule
küçük harf
lower case
küçük harfle yazılı
minuscule
küçük inci
seed pearl
küçük insan
pygmy
küçük iskete
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: ispinozgiller) European serin
küçük ispanyol atı
jennet
küçük jüri
petty jury
küçük kafalılık
microcephaly
küçük kalibreli
subcalibre
küçük karanfil çiçeği
(Tabiat Doğa) (bitki, Fam: sevgiçiçeğigiller) wild mignonette
küçük kasa
petty cash
küçük kral
kinglet
küçük kule
turret
küçük küçük kesmek
shred
küçük küçük yemek
pick
küçük mücevher bakıyorum
I'm looking for a small piece of jewelry
küçük orman kartalı
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: kartalgiller) [syn.: küçük orman kartalı, küçük bağırgan] lesser spotted eagle
küçük para rica ediyorum lütfen
I want small bills please
küçük parmak
little finger/toe
küçük prens
princeling
küçük sakarca
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: Anserinae) lesser white-fronted goose
küçük sandal
cockleshell
küçük sandal
cockle
küçük serçe
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: Passeridae) Dead Sea sparrow
küçük sutavuğu
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: sutavuğugiller) Baillon's crake
küçük suç
peccadillo
küçük suçulluğu
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: çullukgiller) jack snipe
küçük tabela
plaquette
küçük taksi
minicab
küçük uçak
grasshopper
küçük yapıt
opuscule
küçük yazı yazma aleti
micrograph
küçük yelkenli
dandy
küçük çiftlik sahibi
small holder
küçük şişe
phial
küçük düşürmek
(deyim) fuck around
küçük görmek
{f} patronize
küçük çocuk
{i} tot
küçük düşürmek
take somebody down a peg
küçük düşürmek
(deyim) fuck about
küçük düşürmek
score somebody off
küçük düşürücü
abject
küçük düşürücü
derogatory
küçük ekmek
roll
küçük görme
belittling
küçük kız
little girl
küçük dil
epiglottis
küçük düşmek
feel small
küçük düşürerek
disparagingly
küçük düşürmek
degrade
küçük düşürmek
demean

I didn't mean to demean you. - Seni küçük düşürmek istemedim.

küçük düşürmek
abase
küçük düşürmek
disgrace
küçük düşürücü
pejorative
küçük düşürücü
depreciatory
küçük düşürücü
{i} mortifying
küçük ekmek
scone
küçük görme
disdain
küçük görmek
take a dim view of
küçük harf
small letter
Turkish - Turkish
Çocuk
Niceliği az olan
Yaş, makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse
Kısık, parlak olmayan
Büyümesini, gelişmesini henüz tamamlamış olan
Değersiz, önemsiz
Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, büyük karşıtı
Daha az yaşlı
Küçük abdest
Daha az yaşlı: "Ortanca ve küçük ablalar ... beni, arabanın beklediği sokağa indirdiler."- R. N. Güntekin
Değersiz, önemsiz: "Bu iyi temiz, sıhhatli, küçük insanların uykusu bambaşka bir şey."- S. F. Abasıyanık
Büyümesini, gelişmesini henüz tamamlamış olan: "Düşüncesi bu noktaya gelince birdenbire Azize'nin küçük kızını hatırladı."- H. E. Adıvar. Çocuklara yapılan bir seslenme sözü
Geri aşamada
Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, büyük karşıtı: "Bir aralık başımın üstünde kartaldan küçük, atmacadan büyük yırtıcı kuşlardan birinin döndüğünü gördüm."- M. Ş. Esendal
Yaş, makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse: "Küçüğü tümen kumandanı idi."- F. R. Atay
Niceliği az olan: "Kimseden en küçük bir alaka görmüyordum."- S. F. Abasıyanık
Kısık, parlak olmayan(ses): "Küçük, tatlı bir sesle kovboy şarkıları söyledi."- R. H. Karay
Niteliği aşağı olan, bayağı
fıcık
(Hukuk) MİNOR
MiNi
Küçük Kıyamet
(Tarih) 10 Eylül 1509 günü İstanbul'da gerçekleşen büyük yıkıma yol açmış depreme verilen ad
Küçük kan dolaşımı
Küçük kan dolaşımı, kalbin sağ karıncık kısmından çıkan kirli kanın akciğer toplar damarını izleyerek akciğere gelmesi ve akciğerlerde temizlenmesi sonucunda kalbin sol kulakçık bölümüne dökülmesi olayına denir
küçük hindistan cevizi
(Botanik, Bitkibilim) Muskat, küçük Hindistan cevizi (Myristica) ya da Hint cevizi portakal ağacına benzeyen, anavatanı Banda Adaları olan bir tropik ağaç cinsidir. Hindistan ceviziyle ilgisi yoktur
küçük ünlü uyumu
Türkçe bir kelimede düz ünlülerden (a, e, ı, i) sonra düz ünlülerin, yuvarlak ünlülerden (o,o,u,u) sonra dar yuvarlak (u,u) veya düz geniş (a,e) ünlülerin gelmesi: Evler. Etek. Salkımlar. Ördek, Okul, Sucuların gibi
KÜÇÜK AVARYA
(Hukuk) Hususi avarya; büyük avaryadan sayılmayan ve yolculuğun olağan yükümlerinden olmayan hasarlar ve giderler
küçük bey
Çıtkırıldım, şımarık genç
küçük hanım
Evin kızı veya genç gelini
Küçük dil
uvula
Küçük düşürme
terzil
Küçük düşürücü
alçaltıcı
Küçük harf
minüskül
Küçük harf
majüskül
Küçük kilise
şapel
Küçük köpek
fifi
Küçük köpek
bocu
Küçük köpek
oşik
Küçük köpek
zaar
Küçük sözlük
lügatçe
Küçük sözlük
vokabüler
Küçük çocuk
kirt
Küçük çocuk
cırbağa
Küçük çocuk
tıfl
Küçük çocuk
tufeyl
Küçük çocuk
(Osmanlı Dönemi) TIFL
Küçük çocuk
sabi
Küçük çocuk
masum
Küçük çocuk
tıfıl
Küçükler
(Osmanlı Dönemi) SIGAR
küçük dil
Damak eteğinin ortasında bulunan küçük uzantı
küçük harf
Büyük harflerden ayrı biçimde yazılan harf, minüskül