devam etmek

listen to the pronunciation of devam etmek
Turkish - English
go on

If you want to go on with the conversation, you'd better speak a bit lower. - Konuşma ile devam etmek istiyorsan biraz daha düşük konuşsan iyi olur.

You're right. I have to go on living. - Haklısın. Yaşamaya devam etmek zorundayım.

proceed

How would you like to proceed? - Nasıl devam etmek istersin?

The scientist insisted on proceeding with the research. - Bilimci araştırmaya devam etmekte ısrar etti.

hold
continue

I've decided to continue studying. - Ben eğitime devam etmek için karar verdim.

They wanted to continue to fight. - Dövüşmeye devam etmek istediler.

last
abide
keep on

I have to keep on working. - Ben çalışmaya devam etmek zorundayım.

It's useless to keep on thinking any more. - Artık düşünmeye devam etmek işe yaramaz.

endure
keep up

It's hard to keep up with Tom. - Tom'la devam etmek zor.

attend
take up
carry on with
stand

It was all I could do to keep standing. - Yapabildiğim bütün şey ayakta durmaya devam etmekti.

duro
hold on
go off
attend regularly
persevere
(Bilgisayar) resume
exposed
press on
dure
hold out
keep it up
(Havacılık) continue to

We have to continue to do our jobs. - İşimizi yapmaya devam etmek zorundayız.

You have to continue to study. - Çalışmaya devam etmek zorundasın.

get on with

I want to get on with my life. - Hayatıma devam etmek istiyorum.

Tom wanted to get on with his life. - Tom hayatına devam etmek istiyordu.

go ahead with something
soldier on
be in progress
Continue, keep on, go on, keep going, carry on
Last, endure
Persevere, persist
Attend (regularly)
get along
a) to continue, to keep on, to go on, to keep going, to carry on b) to last, to endure c) to persevere, to persist d) to attend (regularly)
carry over
draw
go ahead with smth
go ahead!
(Hukuk) persist, proceed
prosecute
carry forward
hang over
persist
go along
pass on
progress

The work is now in progress. - İş şimdi devam etmektedir.

pursue
keep going

We've just got to keep going. - Biz sadece gitmeye devam etmek zorundayız.

You have to keep going. - Devam etmek zorundasın.

follow on
keep at
1. to last, go on. 2. to continue, keep on; to carry on (with). 3. to attend
get back to work
carry on

We have no choice but to carry on. - Devam etmekten başka seçeneğimiz yok.

run on
keep the ball rolling
push along
to resume
to continued
to cont
get on with sth
goon
{f} push
{k} push ahead
Go Ahead
stand to
devam etmek kalmak
persist
devam et
go on

Please go on with your story. - Lütfen hikayene devam et.

In this world, it's difficult to go on behaving like a human being. - Bu dünyada insan gibi davranmaya devam etmek zordur.

kaldığı yerden devam etmek
resume
devam et
{f} go ahead

By all means. Go ahead. - Kesinlikle. Devam et.

If you have something to say, go ahead and say it. - Söyleyecek bir şeyin varsa devam et ve söyle.

devam et
go ahead!

By all means. Go ahead. - Kesinlikle. Devam et.

If you've got something to say, go ahead and say it. - Söyleyecek bir şeyin varsa devam et ve söyle.

devam et
keep it up

You are doing very well. Keep it up. - Çok iyi yapıyorsun. Devam et.

devam et
(Bilgisayar) resume

They resumed walking. - Onlar yürümeye devam ettiler.

When the excitement died down, the discussion resumed. - Heyecan azalınca,tartışma devam etti.

devam et
right on

Tom just kept right on talking. - Tom hemen konuşmaya devam etti.

devam et
(Bilgisayar) continue anyway
devam et
(Bilgisayar) continue

Tom continued to study French for another three years. - Tom üç yıl daha Fransızca çalışmaya devam etti.

Not only has eating with your fingers continued throughout the centuries, but some scholars believe that it may become popular again. - Parmaklarınızla yemek yemek sadece yüzyıllar boyu devam etmekle kalmadı, aynı zamanda bazı alimler onun tekrar popüler olabileceğine inanıyorlar.

devam etme
attending

Poverty prevented him from attending school. - Yoksulluk onun okula devam etmesini engelledi.

I really liked attending to that school. Every day, Gustavo would bring the guitar for us to play and sing during the break. - Gerçekten o okula devam etmeyi sevdim. Gustavo bize mola sırasında oynamak ve şarkı söylemek için her gün gitar getirirdi.

devam etme
persisting
devam et
{f} ongoing
devam et
{f} attending

Poverty prevented him from attending school. - Yoksulluk onun okula devam etmesini engelledi.

I really liked attending to that school. Every day, Gustavo would bring the guitar for us to play and sing during the break. - Gerçekten o okula devam etmeyi sevdim. Gustavo bize mola sırasında oynamak ve şarkı söylemek için her gün gitar getirirdi.

devam et
soldier on
devam et
kept on

He kept on working all the while. - O,her zaman çalışmaya devam etti.

Ken kept on singing that song. - Ken o şarkıyı söylemeye devam etti.

devam et
keep on

I want to keep on living with him. - Onunla yaşamaya devam etmek istiyorum.

Please keep on working even when I'm not here. - Burada olmadığım zaman bile lütfen çalışmaya devam et.

devam et
{f} continuing

Poverty prevented him from continuing his studies. - Fakirlik onun çalışmalarına devam etmesini engelledi.

I see no point in continuing this conversation. - Bu konuşmaya devam etmenin amacı olmadığını anlıyorum.

devam et
keep going

We have to keep going. - Gitmeye devam etmek zorundayız.

Stay cool and keep going. - Sakin ol ve gitmeye devam et.

devam et
{f} continued

Tom continued to study French for another three years. - Tom üç yıl daha Fransızca çalışmaya devam etti.

Black Americans continued to suffer from racism. - Siyah Amerikalılar, ırkçılıktan dolayı acı çekmeye devam ettiler.

devam et
kept going
devam etme
progress

The work is now in progress. - İş şimdi devam etmektedir.

devam etme
continuation
devam etme
attendance
devam et
get on with it
ara vermeden devam etmek
follow on
devam et
soldier#on
devam et
soldieron
devam etme
persist
devam etme
continuance
görüşmeye devam etmek
keep track of
ikna olmaya devam etmek
remain convinced
inatla devam etmek
slog on
inatla devam etmek
slog away
koşmaya devam etmek
run on
olmaya devam etmek
rest
oturmaya devam etmek
remain seated
oturmaya devam etmek
keep one's seat
yanmaya devam etmek
keep in
yapmaya devam etmek
keep doing
yapmaya devam etmek
keep on doing
yoluna devam etmek
stand on
yoluna devam etmek
stand upon
çalıştırmaya devam etmek
keep on
Turkish - Turkish
sürümek
(Osmanlı Dönemi) MUZABERE
(Osmanlı Dönemi) MÜVAKEZA
devam etmek
Favorites