deniz

listen to the pronunciation of deniz
Turkish - English
(isim) Sea

You can't drink seawater because it's too salty. - Deniz suyunu içemezsin çünkü su çok tuzlu.

We used to go to the seaside on holiday. - Tatilde deniz kenarına giderdik.

nautical
naval

Tom and Mary went to the aquarium, the folk art museum and the naval museum. - Tom ve Mary akvaryuma, halk sanat müzesine ve deniz müzesi'ne gitti.

The gentlemen at this table were naval commanders during the first Gulf War. - Bu masadaki beyler Birinci Körfez Savaşı sırasındaki deniz komutanlarıydı.

drink

You can't drink seawater because it's too salty. - Deniz suyunu içemezsin çünkü su çok tuzlu.

Drinking seawater can be deadly to humans. - Deniz suyu içmek insanlar için ölümcül olabilir.

saltwater
(Askeri) marine city
blue

The sky is blue, the sea is also blue. The sky and the sea are blue. - Gökyüzü mavidir, deniz de mavidir. Gökyüzü ve deniz mavidir.

Light blue is the color of the sky and, consequently, is also the color of the sea, lakes, and rivers. - Açık mavi gökyüzünün rengidir ve bu sebepten aynı zamanda denizin, göllerin ve nehirlerin de rengidir.

earth

All that comes from the earth returns to the earth, and what comes from the water returns to the sea. - Topraktan gelen her şey toprağa döner ve sudan gelen her şey denize döner.

Earth is surrounded by sea water but if rain fails people will starve. - Dünya deniz suyu ile çevrilidir ama yağmur başarısız olursa insanlar açlıktan ölecek.

the deep

Very little is known about the deep sea. - Derin deniz hakkında çok az şey biliniyor.

The treasure was buried in the deepest of the sea. - Hazine, denizin derinliklerine gömüldü.

sea, ocean
sea; maritime, marine; naval, nautical
maritime

They went to the maritime museum. - Onlar denizcilik müzesine gitti.

the waters
marine

Tom joined the Marine Corps. - Tom deniz piyadelerine katıldı.

Yuriko, a marine biology grad student, fell asleep inside a fish tank and awoke covered in octopuses and starfish. - Yuriko deniz biyolojisinden mezun bir öğrenci, bir balık tankının içinde uykuya daldı ve ahtapotlar ve deniz yıldızları ile kaplı olarak uyandı.

thalasso
the blue; the briny
waves, sea; a swell
the waves

He was carried by the waves away from the shore and out to sea. - Dalgalar tarafından kıyıdan denize doğru sürüklendi.

brine
main
marine, maritime, nautical, naval
the wave

He was carried by the waves away from the shore and out to sea. - Dalgalar tarafından kıyıdan denize doğru sürüklendi.

deep

This part of the sea is deep and dangerous. - Denizin bu bölümü derin ve tehlikeli.

The treasure was buried in the deepest of the sea. - Hazine, denizin derinliklerine gömüldü.

waters

Warmer waters harm coral reefs and alter the distribution, abundance, and productivity of many marine species. - Isıtıcı sular, mercan resiflerine zarar verir ve birçok deniz türünün verimini, bolluğunu ve üretkenliğini değiştirir.

briny
seaman

Sami became an accomplished seaman. - Sami başarılı bir denizci oldu.

Many moons ago, I was a seaman. - Çok uzun zaman önce ben bir denizciydim.

maria

Tom considered Maria to be the most beautiful mermaid he had ever seen. - Tom, Maria'yı şimdiye kadar gördüğü en güzel deniz kızı olarak kabul ediyordu.

the blue

The blue whale is the largest marine mammal, and the largest mammal on earth. - Mavi balina en büyük deniz memelisi olup, dünyadaki de en büyük memelidir.

The blue sky is reflected in the sea. - Mavi gök, denize yansıyor.

the briny
flood

Low-lying lands will flood. This means that people will be left homeless and their crops will be destroyed by the salt water. - Deniz seviyesinin altında olan toprakları su basacak. Bu, insanların evsiz kalması ve ürünlerinin tuzlu su tarafından tahrip edileceği anlamına gelir.

biocycle
zee
deniz kıyısı
coast
deniz feneri
{i} lighthouse

Tom is a lighthouse keeper and leads a lonely life. - Tom, deniz feneri bekçisi ve yalnız bir hayat sürüyor.

Do you still want to go to the lighthouse? - Hâlâ deniz fenerine gitmek istiyor musun?

deniz hukuku
maritime law
deniz yolculuğu
sailing

I'm really looking forward to going sailing with Tom. - Tom'la deniz yolculuğuna gitmeyi gerçekten dört gözle bekliyorum.

deniz kenarı
{i} coast

Paul's family spends the summer at the coast every year. - Paul'un ailesi yaz mevsimini her yıl deniz kenarında geçiriyor.

deniz kabuğu
shell

She was listening to the sea in a sea shell. - O bir deniz kabuğunda denizi dinliyordu.

The Chinese character for money is a stylized drawing of a cowry shell. - Para için Çince karakter, bir deniz kabuğunun stilize çizimidir.

deniz kıyısı
seaside
deniz kaplumbağası
turtle

More than 500 baby sea turtles were released into the sea. - 500'den fazla bebek deniz kaplumbağası denize bırakıldı.

deniz nakliyatı
shipment
deniz simiti
Sea bagel
deniz kıyısı
shore
deniz alası
(Denizbilim) brown trout
deniz alası
(Denizbilim) sea trout
deniz alası
(Denizbilim) salmon trout
deniz alası
(Denizbilim) black sea salmon
deniz anası
(Denizbilim) jellyfish

Tom got stung by a jellyfish. - Tom bir deniz anası tarafından sokuldu.

deniz aracı
vessel
deniz aşırı
ultramarine
deniz aşırı
(Ticaret) transoceanic
deniz dağı
(Denizbilim) seamount
deniz dibi
benthos
deniz dibi
ground
deniz feneri
beacon
deniz gücü
(Askeri) naval force
deniz gücü
sea power
deniz ineği
(Hayvan Bilim, Zooloji) trichechus
deniz ineği
(Denizbilim) atlantic stargazer
deniz kumu
(Askeri) sea sand
deniz kuvvetleri
armada
deniz kürü
(Turizm) marine cure
deniz kıyısı
(Teknik,Ticaret) seaboard
deniz kıyısı
sea coast
deniz kıyısı
sea shore
deniz kıyısı
riva
deniz kızı
(Mitoloji) nixe
deniz kızı
(Mitoloji) nixie
deniz mav
(Bilgisayar) aqua
deniz mili
(Askeri) mile
deniz parkı
(Askeri) marine park
deniz pelin
(Botanik, Bitkibilim) old man
deniz pelin
(Botanik, Bitkibilim) absinthe
deniz pelin
(Botanik, Bitkibilim) wormwood
deniz pelin
(Botanik, Bitkibilim) artemisia absinthium
deniz seviyesi yükselmesi
(Askeri) sea level rise
deniz seviyesi üzerinde
above sea level
deniz suru
sea wall
deniz suyu
thalasso
deniz suyu
raw water
deniz tanı
(Astronomi) nautical twilight
deniz tuzu
(Denizbilim) marine salt
deniz uçağı
(Havacılık) boat seaplane
deniz uçağı
pontoon
deniz yosunu
(Denizbilim) algae
deniz yosunu
wrack
deniz yosunu
(Askeri) seagrass
deniz yosunu
(Denizbilim) agar agar
deniz yosunu
(Denizbilim) undaria
deniz yosunu
(Gıda) sea weed
deniz yosunu
(Denizbilim) agar-agar
deniz yıldızı
(Denizbilim) common starfish
deniz alası
get sea time
deniz dalgası
sea wave
deniz geçişi
sea passage
deniz gümrük bölgesi
(Ticaret) customs maritime zone
deniz hamamı
Beach, sands, plage
deniz pelini
beach sagewort
deniz pelini
coastal sagewort
deniz pelini
artemisia pycnocephala
deniz suyu arıtma tesisi
desalination plant
deniz suyu sıcaklığı
sea water temperature
deniz süngeri
Sponge
deniz tavşanı
sea hare
deniz taşıtların kontrolü
(Ticaret) boarding and search of ships
deniz uçağı
seaplane
deniz yavşanı
artemisia pycnocephala
deniz yavşanı
beach sagewort
deniz yavşanı
coastal sagewort
deniz çapası
sea anchor
Deniz Kuvvetleri Anti-Terörizm Analiz Merkezi; Deniz Kuvvetleri Anti
(Askeri) Navy Antiterrorism Analysis Center; Navy Antiterrorist Alert Center
Deniz Kuvvetleri Deniz Sistemleri Komutanlığı
(Askeri) Naval Sea Systems Command
Deniz Kuvvetleri deniz aşırı hava kargo terminali
(Askeri) Navy overseas air cargo terminal
Deniz Nakliye Hazırlık Programı; deniz nakliye ihtiyat programı; deniz kurtarma
(Askeri) Sealift Readiness Program; sealift reserve program; seaward recovery point; Single Integrated Operational Plan (SIOP) reconnaissance plan
Deniz unsur komutanı; deniz unsur komutanı; ana kontrol merkezi; askeri işbirliğ
(Askeri) Marine component commander; maritime component commander; master control center; military cooperation committee; military coordinating committee; mission control center; mobility control center; movement control center
deniz aşırı akaryakıt boşaltma sistemi (Deniz Kuvvetleri)
(Askeri) offshore petroleum discharge system (Navy)
deniz hava; Deniz Hava Sistemleri Komutanlığı
(Askeri) naval air; Naval Air Systems Command
deniz kuvvetleri deniz lojistik merkezi
(Askeri) naval sea logistics center
deniz kuvvetleri deniz nakliyesi koordinasyonu ve koruması
(Askeri) naval coordination and protection of shipping
deniz kuvvetleri deniz talimatı
(Askeri) naval sea instruction
deniz kuvvetleri ikmali; Deniz Kuvvetleri Kaynak Sistemleri Komutanlığı
(Askeri) naval supply; Naval Supply Systems Command
deniz kuvvetleri unsur komutanı; Deniz Kuvvetleri unsur Komutanlığı; ağ kontrol
(Askeri) naval component commander; Navy component Command; network control center; North American Aerospace Defense Command (NORAD) Command Center
deniz kuvvetleri özel harekat komutanlığı; deniz kuvvetleri özel harekat unsuru;
(Askeri) naval special operations command; naval special operations component; naval special warfare special operations component; Navy special operations component
deniz ulaştırmasına deniz kuvvetleri kontrolü teşkilatı
(Askeri) naval control of shipping organization
deniz yolculuğu
{i} voyage
deniz hukuku
admiralty law
deniz kestanesi
{i} urchin

My brother doesn't like the taste of sea urchin. - Erkek kardeşim deniz kestanesinin tadını sevmez.

Mary is a sea urchin. - Mary bir deniz kestanesidir.

deniz kızı
{i} siren
deniz yolculuğu
navigation
deniz yolculuğu
{i} crossing
deniz demiri
(Askeri) drag
deniz demiri
(Askeri) drogue
deniz hukuku
(Ticaret) shipping law
deniz kenarı
(Askeri) sea side
deniz motoru
jetski
deniz yolculuğu
pass
deniz ürünleri
marine fishery
deniz demiri
drift anchor
deniz demiri
sea anchor
deniz kabuğu
sea shell

She was listening to the sea in a sea shell. - O bir deniz kabuğunda denizi dinliyordu.

deniz kurdu
sea wolf
deniz kuvvetleri
naval armament
deniz kuvvetleri
naval forces
deniz kuşu
seabird
deniz kuşu
kittiwake
deniz kıyısı
seacoast
deniz kızı
mermaid

Tom considered Maria to be the most beautiful mermaid he had ever seen. - Tom, Maria'yı şimdiye kadar gördüğü en güzel deniz kızı olarak kabul ediyordu.

deniz mili
geographical mile
deniz mili
knot
deniz mili
nautical mile
deniz motoru
marine engine
deniz seviyesi
sea level

They dug down up to twelve meters under sea level. - Onlar deniz seviyesinin on iki metre altına kadar kazdı.

The summit of the mountain is about 2000 meters above sea level. - Dağın tepesi, yaklaşık olarak deniz seviyesinin 2000 metre üzerindedir.

deniz suyu
sea water

Earth is surrounded by sea water but if rain fails people will starve. - Dünya deniz suyu ile çevrilidir ama yağmur başarısız olursa insanlar açlıktan ölecek.

They say amniotic fluid has roughly the same composition as sea water. - Onlar amniyotik sıvının aşağı yukarı deniz suyu ile aynı bileşime sahip olduğunu söylüyorlar.

deniz suyu
seawater
deniz yolculuğu
sea travel
deniz yolculuğu
passage
deniz yosunu
sea moss
deniz yosunu
seaweed

A bento is a small meal made of boiled rice and seaweed, that is sold in cheap wooden boxes. - Bir bento haşlanmış pirinç ve deniz yosunundan yapılan küçük bir yemektir, bu ucuz ahşap kutularda satılmaktadır.

Do you eat seaweed in your country? - Ülkenizde deniz yosunu yer misiniz?

Deniz anası
jelly fish
Deniz gözlüğü
goggle

You should use a google while you are on sea.

deniz bisikleti
pedalo
deniz demiri
drag sail
deniz gözlüğü
swimming goggle
deniz kabuğu
cowry

The Chinese character for money is a stylized drawing of a cowry shell. - Para için Çince karakter, bir deniz kabuğunun stilize çizimidir.

deniz otobüsü
sea bus
deniz suyu
naval water
denizler
seas

In Greek literature, the Seven Seas were the Aegean, Adriatic, Mediterranean, Black, Red, and Caspian seas, and the Persian Gulf. - Eski Yunan edebiyatında Yedi Deniz; Ege, Adriyatik, Akdeniz, Kara, Kızıl ve Hazar denizleri ile Basra Körfezi idi.

I like mountains better than seas. - Dağları denizlerden daha çok severim.

Deniz Kuvvetleri
(Askeri) Naval METOC Operational Support Web
Deniz Kuvvetleri
(Askeri) Navy forces
Deniz yosunu
(Tıp) tangle
Milli Muhabere Sistemi; deniz ulaştırmasına deniz kuvvetleri kontrolü; şebeke ko
(Askeri) National Communications System; naval control of shipping; net control station
deniz demiri
sea anchor, drift anchor
deniz dibi
seabed
deniz feneri
{i} light

Do you still want to go to the lighthouse? - Hâlâ deniz fenerine gitmek istiyor musun?

Tom is a lighthouse keeper and leads a lonely life. - Tom, deniz feneri bekçisi ve yalnız bir hayat sürüyor.

deniz feneri
{i} flare
deniz gözlüğü
rift swim mask
deniz kabuğu
scallop shell
deniz kabuğu
scollop
deniz kabuğu
cowrie
deniz kabuğu
seasnell
deniz kenarı
{i} seashore

I prefer the mountains to the seashore. - Ben dağları, deniz kenarına tercih ederim.

We go to the seashore in the summer. - Biz yazın deniz kenarına gideriz.

deniz kenarı
{i} seaboard
deniz kenarı
{i} shore
deniz kenarı
tidewater
deniz kenarı
{i} seaside

We used to go to the seaside on holiday. - Tatilde deniz kenarına giderdik.

We enjoyed ourselves at the seaside. - Deniz kenarında eğlendik.

deniz kenarı
sea coast, seaside
deniz kenarı
{i} waterside
deniz kestanesi
echinus
deniz kestanesi
(Tabiat Doğa) (bitki, Fam: papatyagiller,bileşikgiller,mürekkebe) purple coneflower
deniz kestanesi
sea urchin

Sea urchin has a slimy texture. - Deniz kestanesi sümüksü dokuya sahiptir.

Have you ever eaten sea urchins? - Hiç deniz kestanesi yedin mi?

deniz kurdu
salt
deniz kurdu
old salt
deniz kurdu
{i} Nereid
deniz kurdu
(Hayvan Bilim, Zooloji) marine annelid
deniz kurdu
sea dog
deniz kurdu
old seadog
deniz kurdu
old salt, salt, old seadog
deniz kuvvetleri
sea power
deniz kuvvetleri
marine
deniz kuvvetleri
naval forces, navy
deniz kuvvetleri
{i} navy

For the first time, the Japanese Navy had been defeated. - İlk kez, Japon Deniz Kuvvetleri yenilmişti.

Tom and Mary joined the navy. - Tom ve Mary deniz kuvvetlerine katıldılar.

deniz kuşu
sea fowl
deniz kuşu
seafowl
deniz kıyısı
seashore

The seashore looks particularly romantic in the moonlight. - Deniz kıyısı özellikle ay ışığında romantik görünüyor.

deniz kıyısı
{i} waterside
deniz kıyısı
sea coast, seaside
deniz mili
nautical mile, sea mile
deniz mili
admiralty mile
deniz mili
sea mile
deniz motoru
powerboat
deniz motoru
marine engine, motorboat
deniz motoru
motorboat
deniz otobüsü
water bus
deniz otobüsü
hydrofoil
deniz otobüsü
hovercraft; hydrofoil
deniz suyu
{i} brine
deniz suyu
salt water
deniz yolculuğu
voyage, sail
deniz yolculuğu
{i} sail

I'm really looking forward to going sailing with Tom. - Tom'la deniz yolculuğuna gitmeyi gerçekten dört gözle bekliyorum.

deniz yolculuğu
{i} seafaring
Turkish - Turkish
Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi
Dalga olma durumu
Geniş alan
Bir okyanus ile bağı olan ve büyük bir alanı kaplayan ve genellikle tuzlu olan su birikintisi
Sınırsız genişlik, çokluk, yoğunluk
Bu su kütlesinin belirli bir parçası
Aydaki düzlükler
derya
(Hukuk) BAHİR
(Hukuk) BAHR
(Osmanlı Dönemi) TIM
(Osmanlı Dönemi) MESCUR
(Osmanlı Dönemi) HUDARE
(Osmanlı Dönemi) RAMUZ
Deniz kızı
(Adlar, İsimler) eftelya
Deniz anası
alikonda
Deniz anası
medüz
Deniz feneri
çakar
Deniz kenarı
adan
Deniz kenarı
lebiderya
Deniz kenarı
(Osmanlı Dönemi) AYKA
Deniz kenarı
(Osmanlı Dönemi) MİLTAT
Deniz kenarı
cenik
Deniz kuvvetleri
(Hukuk) BAHRİYE
Deniz kıyısı
sahil boyu
Deniz kızı
sirer
Deniz mili
knot
Deniz yosunu
erişte
Deniz yosunu
goli
deniz börülcesi
Genellikle haşlandıktan sonra salata olarak yenilen, deniz kenarlarında ve tuzlu topraklarda yetişen otsu bir bitki
deniz feneri
Kıyıların tehlikeli yerlerinde, bazı kaya ve adacıkların üzerinde geceleri deniz taşıtlarına yol gösteren, tepesinde güçlü bir ışık kaynağı olan fener
deniz hukuku
Devletler hukukunda denizin türlü bölümlerinin durumunu düzenleyen ve devletlerin bu bölümler üzerindeki yetkilerini belirten antlaşma, gelenek vb. niteliğindeki kuralların bütünü
deniz kurdu
Deneyimli, eski denizci, usta denizci
deniz kuvvetleri
Bir ülkeyi denizden gelecek saldırılara karşı korumak için kurulan askerî kuruluşlar
deniz kızı
Denize yakın kayalıklar üzerinde şarkı söyleyen, başı ve göğsü kadın biçiminde, belden aşağısı balık kuyruklu doğaüstü yaratık
deniz mili
1852 m olan uzunluk ölçüsü birimi
deniz motoru
Deniz yollarında yolcu taşımaya yarayan pervaneli ve patenli motorlu gemi
deniz otobüsü
Tepkili motorları sayesinde, özel hava yastıkları üzerinde hız kazanan ve suya temas etmeden hızla seyreden, yolcularını kapalı mekân içerisinde taşıyan bir deniz taşıtı
deniz seviyesi
Kara ile denizlerin birleştiği ve yüksekliğin sıfır olarak kabul edildiği nokta
deniz suyu
Birleşiminde sudan başka değişik tuzlar ve gazlar bulunan su
deniz yolu
Deniz taşıtlarının izlemeye zorunlu oldukları yol
deniz yosunu
Denizlerde biten ve genellikle kıyılarda ve kayalıklarda yoğun olarak görülen bitki türü
English - Turkish

Definition of deniz in English Turkish dictionary

deniz aşırı
Overseas
deniz börülcesi
(Botanik, Bitkibilim) Salicornia
deniz kabuğu
Sea shell
deniz otobüsü
sea bus