bozunum

listen to the pronunciation of bozunum
Turkish - English
distortion
(Fizik) disintegration
disturbance
deformation
(Biyokimya) decomposition
(Tıp) deformity
(Denizbilim) decay
desintegration
deformation, desintegration
deterioration
boz
{i} grizzle
boz
{s} gray

Don't eat me, gray wolf, I'll sing a song for you. - Bozkurt, beni yeme, senin için bir şarkı söylerim.

bozunum değişmezi
(Fizik) decay constant
bozunum çözümleyici
(Bilgisayar,Teknik) distortion analyzer
bozunum gerilimi
(Elektrik, Elektronik,Teknik) disintegration voltage
bozunum katsayısı
decay factor
bozunum sabiti
(Fizik,Teknik) disintegration constant
bozunum yan-yaşamı
(Fizik) period of decay
bozunum zinciri
(Çevre) decay chain
bozunum ürünü
(Fizik,Teknik) decay product
bozunum ısısı
(Çevre) decay product
boz
disrupted

At the meeting he monopolized the discussion and completely disrupted the proceeding. - Toplantıda o, tartışmayı tekeline aldı ve davayı tamamen bozdu.

My sleep cycle has been disrupted. - Benim uyku döngüm bozuldu?

boz
discomposed
geometrik bozunum
geometric distortion
plastik bozunum
plastic deformation
boz
disarrange
boz
{f} spoiled

Tom ate some spoiled food and became sick. - Tom biraz bozulmuş yiyecek yedi ve hastalandı.

When I opened the refrigerator, I noticed the meat had spoiled. - Buzdolabını açtığımda, etin bozulduğunu gördüm.

boz
deface
boz
{f} hashing
boz
{f} disrupting
boz
distort
boz
impair

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

He has some cognitive impairment. - Onun biraz bilişsel bozukluğu var.

boz
grizzly

Layla thinks that a dingo is as big as a grizzly. - Leyla bir dingonun bir boz ayı kadar büyük olduğunu düşünüyor.

Tom was attacked by a grizzly bear. - Tom bir boz ayı tarafından saldırıya uğradı.

boz
annul
boz
discompose
boz
{f} spoilt
boz
check off
boz
{f} marred
boz
{f} corrupted

The morals of our politicians have been corrupted. - Siyasetçilerimizin ahlakı bozuldu.

Public morals have been corrupted in this town. - Genel ahlak bu kasabada bozulmuş.

boz
quash
boz
deprave
boz
{f} bungling
boz
{f} spoiling

You're spoiling the mood. - Sen ruh halini bozuyorsun.

I'm not spoiling their view. - Ben onların manzarasını bozmuyorum.

boz
bang up
boz
{f} blight
boz
mar

Tom broke off his engagement to Mary. - Tom Mary ile nişanını bozdu.

Tom was feeling down because Mary made fun of his hair style. - Tom'un morali bozuktu çünkü Mary onun saç sitiliyle dalga geçti.

boz
{f} spoil

When I opened the refrigerator, I noticed the meat had spoiled. - Buzdolabını açtığımda, etin bozulduğunu gördüm.

Does milk spoil quickly? - Süt çabuk bozulur mu?

boz
muck up
boz
{f} bungle
boz
{f} impaired

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

boz
unmake
boz
infringe
boz
corrupt

For some reason the message text was corrupted, so I restored it before reading. - Her nasılsa mesaj bozulmuş, bu yüzden okumadan önce düzelttik.

Voters must not be corrupted. - Seçmenler bozuk olmamalıdır.

boz
{f} corrupting

These foreign words are corrupting our beautiful language. - Bu yabancı kelimeler güzel dilimizi bozuyor.

boz
addle
boz
make imperfect
boz
{f} depraved
boz
blemished
boz
{f} distorted
boz
dele
boz
deformed
boz
{s} grey
boz
dun
boz
earth-brown; brown; ash-gray; gray
boz
grey, gray; (toprak) uncultivated
boz
griseous
boz
muckup
boz
derange
boz
rumple
boz
deform
boz
defaced
boz
discomfit

Don't worry. Your joke did not really discomfit me. - Endişelenme. Şakan beni gerçekten bozmadı.

boz
rough, waste, uncultivated (land)
bozunum
Favorites