büyük

listen to the pronunciation of büyük
Turkish - English
large

The Sahara Desert is almost as large as Europe. - Sahra Çölü, neredeyse Avrupa kadar büyük.

My brother is as large as I. - Erkek kardeşim, ben kadar büyük.

grand

Sometimes, Grandma is more dangerous than the KGB. - Bazen büyükanneler, KGB'den daha tehlikelidir.

When he openly declared he would marry Pablo, he almost gave his grandmother a heart attack and made his aunt's eyes burst out of their sockets; however, his little sister beamed with pride. - O Pablo ile evleneceğini açıkça ilan ettiğinde, neredeyse büyük annesine kalp krizi geçirtecekti , halasının gözlerini yuvasından fırlattıracaktı fakat küçük kız kardeşi gururla baktı.

major

The new law was a major reform. - Yeni yasa büyük bir reformdu.

My house needs major repairs. - Evimin büyük onarımlara ihtiyacı var.

great

To our great surprise, he suddenly resigned. - Onun birden istifade etmiş olması, bizim için büyük sürpriz.

India was governed by Great Britain for many years. - Hindistan uzun yıllar boyunca Büyük Britanya tarafından yönetildi.

big

Twitter is among the biggest enemies of Islam. - Twitter İslâm'ın en büyük düşmanları arasındadır.

Tokyo is a very big city. - Tokyo çok büyük bir şehirdir.

long

Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth. - Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.

My grandfather's life was long and happy. - Büyük babamın hayatı uzun ve mutluydu.

wide

There is a wide gap in the opinions between the two students. - İki öğrenci arasında fikirlerde büyük bir uçurum vardır.

capital

Write your name in capitals. - Adını büyük harflerle yaz.

You must begin a sentence with a capital letter. - Cümleye büyük harfle başlamalısın.

high

What I most noticed about my Japanese high school, however, was the great respect shown by students toward their teachers. - Her nasılsa, Japon lisem hakkında en fazla fark ettiğim şey öğrenciler tarafından öğretmenlerine gösterilen büyük saygıydı.

His essay gave only a superficial analysis of the problem, so it was a real surprise to him when he got the highest grade in the class. - Onun denemesi, sorunun sadece yüzeysel bir analizini yaptı, bu yüzden sınıfta en yüksek notu aldığında ona gerçekten büyük bir sürpriz olmuştu.

enormous

An elephant is an enormous animal. - Bir fil çok büyük bir hayvandır.

The damage from the typhoon was enormous. - Tayfundan gelen hasar büyüktü.

out

Tom doesn't have much interest in outdoor sports. - Tom, açık hava sporlarına büyük ilgi duymuyor.

My grandmother used to go out for a walk almost every day, but now she seldom, if ever, goes out. - Büyükannem hemen hemen her gün bir yürüyüş için dışarı çıkardı fakat şimdi o nadiren, kırk yılda bir, dışarı çıkar.

large-scale

Tatoeba is a mini-LibriVox, it just needs to be written before the large-scale reading aloud would start. - Tatoeba bir mini-LibriVox'tur. O, yüksek sesle büyük ölçekli okuma başlamadan önce sadece yazılması gerekiyor.

keen
mega
no end
senior
almighty
important; grand, chief, major
precious
big, large
maxi

The largest muscle in the human body is the gluteus maximus. - İnsan vücudundaki en büyük kas gluteus maximus'tur.

great, grand, exalted
extended
macro
megalo
handsome

He was big and handsome. - O, büyük ve yakışıklıydı.

old; older, senior
Cyclopean
older

A new study suggests that hospital records for patients older than 65 are often incorrect, which may lead to serious treatment errors. - Yeni bir çalışma 65'ten daha büyük hastaların hastane kayıtlarının çoğunlukla yanlış olduğunu ortaya atmaktadır, bu durum ciddi tedavi hatalarına yol açabilir.

He's three years older than I am. - O benden üç yaş daha büyük.

capacious
no end of
ample
big, large, great, grand, massive, colossal, tremendous; extensive; important, serious, chief; great, exalted; old, older, elder; oldest, eldest
bulky

This box is too bulky to carry. - Bu kutu taşımak için çok fazla büyüktür.

These presents are really bulky. - Bu hediyeler gerçekten büyük.

elder

My elder daughter Magdalena is like an angel. - Büyük kızım Magdalena bir melek gibidir.

My elder son is Lech Zaręba. - En büyük oğlum Lech Zaręba'dır.

magniloquent
mighty
one's senior, older person; person whose rank or qualities command respect
healthy

His grandfather is still very healthy for his age. - Büyükbabası yaşına göre hâlâ oldukça sağlıklı.

My grandfather is very healthy. - Büyük babam çok sağlıklı.

exalted
huge

We must consider the question of whether we can afford such huge sums for armaments. - Böylesine büyük bir silahlanma için paramızın olup olmadığı sorusunu göz önüne almalıyız.

He lives in a huge house. - O, büyük bir evde yaşıyor.

large scale

He gave a party on a large scale. - O büyük ölçekte bir parti verdi.

It is hoped that this new policy will create jobs on a large scale. - Bu yeni politikanın büyük ölçekli işler yaratacağı umuluyor.

eldest

The eldest son succeeded to all the property. - En büyük oğlan bütün mülkiyetin varisi oldu.

Suddenly the eldest daughter spoke up, saying, I want candy. - En büyük kız şeker istiyorum diyerek birdenbire konuştu.

signal

Tom's grandfather was a signal officer in the army. - Tom'un büyükbabası orduda bir muhabere subayıydı.

stupendous
expansive
gross

You must be more careful to avoid making a gross mistake. - Büyük bir hata yapmaktan kaçınmak için daha dikkatli olmalısın.

towering
colossal
outsize
voluminous
bigger

Tokyo is bigger than Rome. - Tokyo Roma'dan daha büyüktür.

Bigger is not always better. - Daha büyük her zaman daha iyi değildir.

hamper
burning
oldest

My oldest brother is single. - En büyük ağabeyim bekardır.

She is not my mother but my oldest sister. - O benim annem değil fakat en büyük ablamdır.

(Tıp) hypertrophic
(Bilgisayar) more

My grandmother can ride a motorcycle, and what's more, a bicycle. - Büyükannem bir motosiklet sürebilir, ve dahası bir bisikleti de.

My grandmother gave me more than I wanted. - Büyükannem bana istediğimden daha fazlasını verdi.

profound
ranch

Tom is the owner of the largest ranch in the area. - Tom, bölgedeki en büyük çiftliğin sahibidir.

There are about 500 cattle on the ranch. - Çiftlikte yaklaşık 500 büyükbaş hayvan var.

ambitious

My father was an ambitious man and would drink massive amounts of coffee. - Babam hırslı bir adamdı ve büyük miktarda kahve içerdi.

singular
sizeable

He won a sizeable amount of money. - O büyük miktarda para kazandı.

prize

A prize was given in honor of the great scientist. - Büyük bilimci onuruna bir ödül verildi.

The grand prize is a kiss from the princess. - Büyük ödül prensesten bir öpücüktü.

tremendous

The earthquake created a tremendous sea wave. - Deprem büyük bir deniz dalgası yarattı.

Tom is taking a tremendous chance. - Tom çok büyük bir risk alıyor.

sumptuous
widely
legend
sizable

Tom won a sizable amount of money. - Tom oldukça büyük bir miktarda para kazandı.

edifice
substantial

The stability of Chinese economy is substantially overestimated. - Çin ekonomisinin istikrarı büyük ölçüde abartılmıştır.

büyük harf
capital

Write only your family name in capitals. - Sadece soyadınızı büyük harflerle yazın.

Write your name in capitals. - Adını büyük harflerle yaz.

büyük ihtimalle
likely

Jane is more than likely to come. - Jane büyük ihtimalle gelecek.

Jane is very likely to come. - Jane büyük ihtimalle gelecek.

büyük harf
upper case
oldukça büyük
sizeable
büyük karides
prawn
büyük ihtimalle
most likely

Tom is the most likely to succeed. - Tom büyük ihtimalle başarılı olacak.

I'll most likely win. - Ben büyük ihtimalle kazanacağım.

büyük bira bardağı
pint

Beer is sold by the pint. - Bira büyük bira bardağı ile satılır.

büyük mağaza
department store
büyük olasılıkla
probably

Tom is probably lost. - Tom büyük olasılıkla kayboldu.

But probably I'll be the last, which is a pity. - Fakat büyük olasılıkla sonuncu olacağım, bu acınacak bir durum.

büyük sepet
crate
büyük ölçüde
pretty much

Tom pretty much forgot about the meeting. - Tom toplantıyı büyük ölçüde unuttu.

I've pretty much gotten over it. - Onu büyük ölçüde aştım.

Büyük britanya
Great Britain
Büyük tufan
the Deluge
Büyük tufan
The Flood
büyük aptes
stool
büyük başarı kazanmak
triumph
büyük kısım
body
büyük makas
shears
büyük saygı duymak
revere
büyük başarı
winner
büyük (servet)
large
büyük kazanç
scoop
büyük söylemek
talk big
büyük söylemek
boast
büyük söz söylemek
talk big
büyük önem
great importance
büyük vites
high
büyük beden
Plus size, XL
büyük bir kısmı
A large part
büyük fare
older mice
büyük havan
large mortar
büyük iskender
Alexander The Great
büyük kardeş
big brother
büyük kötülük
big evil
büyük memeli kadın
women with big tits
büyük piliç
big chicken
büyük sandal
longboat
büyük sözlük
great dictionary
büyük sıçan
big rats
büyük zevkle
With great pleasure
büyük zoka
great bait
büyük şehir
big city

This magazine is available in any big city in Japan. - Bu dergi Japonya'daki herhangi bir büyük şehirde mevcut.

A big city is full of snatchers. - Büyük şehirler kapkaççılarla doludur.

büyük lokma ye, büyük söz söyleme
(Atasözü) Eat a big mouthful, but don't make big promises. B
büyük ölçüde
substantially

The stability of Chinese economy is substantially overestimated. - Çin ekonomisinin istikrarı büyük ölçüde abartılmıştır.

büyük ölçüde
highly

I think that's highly unlikely. - Sanırım o büyük ölçüde mümkün değil.

büyük ihtimalle
presumably
büyük ihtimalle
(Argo) prolly
büyük beden
(Tekstil) large size
büyük gemi
(Askeri) large ship
büyük harf
upper letter
büyük harf
drop cap
büyük ihtimalle
in all likelihood
büyük oranda
substantially
büyük çoğunluk
(Politika, Siyaset) greatest majority
büyük çoğunluk
large majority
büyük ölçekli
large scaled
büyük ölçüde
whole slew (of)
büyük ölçüde
widely
büyük şehir
large city
büyük beden
large sized
büyük elçi
consular
büyük gemi
capital ship
büyük harf
uppercase
büyük harf
block capital
büyük harf
capital letter

You must begin a sentence with a capital letter. - Cümleye büyük harfle başlamalısın.

Sentences begin with a capital letter. - Cümleler büyük harfle başlar.

büyük harf
majuscule
büyük ihtimalle
most probably

Most probably, she'll come. - O, büyük ihtimalle gelecek.

Most probably, he'll come. - O, büyük ihtimalle gelecek.

büyük lig
major league
büyük miting
mass meeting
büyük ölçekli
large scale

It is hoped that this new policy will create jobs on a large scale. - Bu yeni politikanın büyük ölçekli işler yaratacağı umuluyor.

büyük ölçüde
to a great extent
büyük ölçüde
to a large extent
BÜYÜK ELÇİ
(Askeri) ambassador

He was ambassador to the United Nations. - Birleşmiş Milletlerin büyük elçisiydi.

She's the French ambassador to Portugal. - Portekiz'in Fransız büyük elçisidir.

Büyük ölçüde
in large measaure
Büyük ölçüde
in large part
Büyük İskender
alexander the great
büyük beden
large body
büyük beden
large body of
büyük beden
a large body
büyük harf
upper case letter
büyük harf
upper case character
büyük ihtimalle
quite possibly
büyük lig
big league

Welcome to the big leagues. - Büyük liglere hoş geldiniz.

büyük oranda
largely of
büyük ölçekli
macroscale
büyük ölçüde
in large measure
büyük beden
oversized
büyük bölümü
most of

The climate here is warm for most of the year. - Burada iklim yılın büyük bölümünde sıcaktır.

This is where I spend most of the day. - Günün büyük bölümünü geçirdiğim yer burası.

büyük bölümü
the best part of
büyük gemi
argosy
büyük harf
capitals

Write the alphabet in capitals. - Alfabeyi büyük harflerle yazın.

Write only your family name in capitals. - Sadece soyadınızı büyük harflerle yazın.

büyük harf
capital , capital letter , uppercase
büyük harf
caps
büyük harf
capital letter, capital, majuscule
büyük harf
all caps
büyük harf
capital letter, capital
büyük harf
cap
büyük ihtimalle
very likely

Tom isn't very likely to come. - Tom büyük ihtimalle gelmeyecek.

Jane is very likely to come. - Jane büyük ihtimalle gelecek.

büyük ihtimalle
presumedly
büyük çoğunluk
a thumping majority
büyük ölçekli
large-scale
büyük ölçüde
largely

One's lifestyle is largely determined by money. - Kişinin yaşam tarzı, büyük ölçüde para ile belirlenir.

This air corridor is largely run by military aircraft. - Bu hava koridoru büyük ölçüde askeri uçak tarafından işletilir.

büyük ölçüde
1. on a large scale. 2. in large measure, to a great degree
büyük ölçüde
in large
büyük ölçüde
on a large scale
büyük ölçüde
on a large scale, largely
büyük şehir
metropolis
büyük şehir
wen
büyükler
father
büyükler
1. the great. 2. adults
Turkish - Turkish
Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş: "Büyüklerin yanında sesim çıkmazdı."- S. F. Abasıyanık. Önemli: "Ömrünün tek ve büyük oyunu bitmişti."- T. Buğra
Somut nesneler için boyutları, benzerlerinden daha fazla olan, küçük karşıtı: "Büyük ağaçların altında, gazinoya doğru gidiyoruz."- Y. Z. Ortaç
Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş
Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan, küçük karşıtı
Çok, ortalamayı aşan
Üstün niteliği olan
Önemli
Niceliği çok olan
Soyut kavramlar için çok, ortalamayı aşan: "Büyük bir cevap sıkıntısı geçirdikten sonra itiraf etti."- P. Safa
Niceliği çok olan: "Benim büyük kalabalıklara karşı ürkekliğim vardır."- R. N. Güntekin. Üstün niteliği olan: "Molière büyük adammış, yeryüzüne gelmiş kişilerin en büyüklerinden biri."- N. Ataç
(Osmanlı Dönemi) REBUZ
muhteşem
(Osmanlı Dönemi) azîme
(Osmanlı Dönemi) azıme
Büyük Patlama
Evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan evrenin evrimi kuramı ve geniş şekilde kabul gören kozmolojik model
Büyük gemi
(Osmanlı Dönemi) KURKUR
Büyük gemi
(Osmanlı Dönemi) HALİYYE
Büyük şehir
(Osmanlı Dönemi) KÂZIME
Büyük şehir
(Osmanlı Dönemi) MAHRUSA
büyük harf
Özel adlarla cümle başları gibi yerlerde kullanılan ve büyük yazılan, özel biçimli harf, majüskül