Çarpılmaktan zar zor kurtuldum.
- I barely missed being struck.
Ben zar zor sınavı geçtim.
- I barely passed the exam.
Ancak sabah kahvaltısı için yeterli ekmeğimiz var.
- We have barely enough bread for breakfast.
Tom ancak kirasını ödeyebiliyor.
- Tom can barely pay his rent.
Bu hiç de Tom'un beklediği bir şey değil.
- This is not at all what Tom expected.
Burada hemen hemen hiç yağmur yağmaz.
- It barely ever rains here.
Şehri hemen hemen hiç bilmiyorum.
- I barely know the city.
Bazen sana uğramamın bir sakıncası var mı? Hayır, hiç.
- Do you mind if I call on you sometime? No, not at all.
O hiç centilmen değil.
- He is not at all a gentleman.
Bir saatten daha fazla bir süredir burada bekliyoruz ve sıra çok az hareket etti.
- We've been standing here for more than an hour and the line has barely moved.
Tom çok çok az ilgileniyor gibi görünüyor.
- Tom seems to be barely paying attention.
Tom çok çok az ilgileniyor gibi görünüyor.
- Tom seems to be barely paying attention.
''Bana hala kızgın mısın?'' ''Hayır hiç de değil.''
- Are you still mad at me? No, not at all.
Sizi rahatsız ediyor muyum? Hayır, hiç de değil
- Do I annoy you? No, not at all.
Yorgun musun? Hayır, hiç değil.
- Are you tired? No, not at all.
Sizce burada sigara içmemin sakıncası var mı? Hayır, hiç değil.
- Do you mind my smoking here? No, not at all.
Burada hemen hemen hiç yağmur yağmaz.
- It barely ever rains here.
Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.
- Tom barely speaks to me anymore.
Bunu güçbela zamanında yaptım.
- I barely made it on time.
Bazen içecek çok fazla şey ancak yeterlidir.
- Sometimes too much to drink is barely enough.
Tom ancak kirasını ödeyebiliyor.
- Tom can barely pay his rent.
Asla hatalı değilsin.
- You are not at all wrong.
He's not at all friendly towards his ex-wife.