öyle

listen to the pronunciation of öyle
Turkish - English
so
such

It was such a hot day that we went swimming. - Öylesine sıcak bir gündü ki yüzmeye gittik.

He is not such a fool but he can understand it. - O, öyle bir aptal değil fakat onu anlayabilir.

thus, thusly, so, in that manner
such ... as that/those, such, (something, someone) like that
such; so; that; like that
so that
as such

He is a famous painter and should be treated as such. - O ünlü bir ressamdır ve öyle davranılmalı.

If you act like a child, you will be treated as such. - Bir çocuk gibi davranırsan öyle davranılırsın.

thusly
too

It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right. - Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.

It's not such a big problem. You're worrying way too much. - O öyle büyük bir sorun değil. Oldukça fazla üzülüyorsun.

precisely

Tell me precisely why you think so. - Neden öyle düşündüğünü bana tam olarak söyle.

like that

I would never say anything like that. - Ben asla öyle bir şey söylemezdim.

I never heard anything like that. - Ben asla öyle bir şey duymadım.

accordingly

While I understand what you are saying, I cannot do accordingly. - Söylediklerini anlamama karşın, öyle yapamıyorum.

thus and so
arent
rather

Our car is rather old, but so is theirs. - Arabamız oldukça eski ama onlarınki de öyle.

I would rather die than do such an unfair thing. - Öylesine haksız bir şey yapmaktansa ölmeyi tercih ederim.

(Fiili Deyim ) as much
öyle mi
oh yeah
öyle ya
of course
öyle ise In that case, .../If that's
the case
öyle bir
such a
öyle böyle
so that
öyle desene
Say so, then!Then, say so!Why don't you say so!
öyle mi!
so!
öyle sanıyorum
I think
öyle yada böyle
one way or another
öyle öyle
so so
öyle, o kadar, o derece
So, so, so deeply
Öyle yağma yok
Not on your life!
öyle ... ki
such ... that
öyle bir şey
somewhere about
öyle bir şey yok
no such thing
öyle bir şey yok
there is no such thing
öyle biri
such a one
öyle de battık böyle de
in for a penny in for a penny
öyle de olsa
even though
öyle demek istemedim
I didn't mean that
öyle değil mi
eh
öyle düşünmüyorum
I don't think so
öyle geldi ki I/he/she felt like ...: Öyle geldi ki gidip onunla konuşayım
I felt like going and having a talk with him
öyle geliyor ki
methinks
öyle gelmek
to seem to be like that to (someone)
öyle görülüyor ki
there is every appearance that
öyle ise
now then
öyle mi
really

I really don't have much choice, do I? - Çok fazla seçeneğim yok gerçekten, öyle mi?

Did you just really say that? - Gerçekten tam olarak öyle mi söyledin?

öyle mi
is that so ?
öyle mi
I declare
öyle mi
Is that so?

Is that so? Let's go there next then. - Öyle mi? O zaman bir sonraki sefer oraya gidelim.

öyle mi
well

I know him well. Oh, do you? - Onu iyi tanırım. Ah, öyle mi?

öyle olsun
(Konuşma Dili) All right./So be it./As you wish
öyle olsun
amen
öyle ya
That's the way it is/was!
öyle ya da böyle
(Konuşma Dili) one way and another
öyle ya da böyle
by hook or crook
öyle ya da böyle
rain or shine

Tom intends to go, rain or shine. - Öyle ya da böyle, Tom'un gitmeye niyeti var.

Rain or shine, I will go. - Öyle ya da böyle gideceğim.

öyle ya da böyle
(Konuşma Dili) one way or another
öyle şey/yağma yok
(Konuşma Dili) It's out of the question!/Not on your life!
madem öyle
then
öyle ki
such that

The frost was such that the birds fell on the fly. - Soğuk öyle ki kuşlar anında düştü.

öyle mi
{ü} so
bana öyle geliyor ki
i have a feeling that
bana öyle geliyor ki
i have a feeling (that)
bana öyle geliyordu ki
i was under the impression
olur mu öyle şey
no way!
olur mu öyle şey
come on!
sen öyle san
reckon!
sen öyle san
you think so
yine öyle
pretty much the same
öyle ki
so much so that
öyle olsun
(Konuşma Dili) be it so
öyle olsun
let it be so
öyle ki
so that
ama öyle ama böyle
one way or another
bensiz mutluysan hep öyle kal
If you happy without so you always be
evet öyle
yes, it is
eğer öyle ise
if so
Öyle olsun
let it be
Kazın ayağı öyle değil
The truth of the matter is different
aynen öyle
precisely
bana öyle geldi ki
methought
bana öyle geliyor ki
meseems
bana öyle geliyor ki
it seems to me that
bir öyle bir böyle
chopping and changing
bir öyle bir böyle olan
uncertain
gerçekten öyle
quite so!
gerçekten öyle mi
is that so?
ha öyle ha böyle
much of a muchness
hala da öyle
(Bilgisayar) i still do
hiç de öyle değil
It's not like that at all
kazın ayağı öyle değil
(Konuşma Dili) It's not like that at all./The truth of the matter is a different thing indeed
korkarım öyle değil
I'm afraid not
kâh öyle kâh böyle olan
seesaw
kâh öyle kâh böyle olmak
seesaw
neden öyle söyledin
why did you say that
niye öyle dedin
why did you say that
orası öyle
That's true./That's so
sen öyle zannet
that’s what you think
sen öyle zannet
you reckon!
ya öyle ya da böyle
in one's way or another
öyle mi
is that so
öyle mi
well, i declare
Turkish - Turkish
O denli, o kadar, o derece
O yolda, o biçimde, o tarzda
Onun gibi olan, ona benzer
İçinde "ne", "nasıl" gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldiğinde, o cümlede anlatılan şeyin hoş karşılanmadığını veya ona şaşıldığını anlatır
Onun gibi olan, ona benzer: "Ben öyle bir şey demedim."- R. H. Karay. O yolda, o biçimde, o tarzda: "
yle tembel tembel salınışları, birdenbire öyle bir duruşları, arkalarına bir bakışları var ki, insanı çileden çıkarıyor."- Y. K. Karaosmanoğlu. O denli, o kadar, o derece: "Bugünlerde biraz üzüntü içindeysen de, kasavetlenmeyesin öyle."- O. C. Kaygılı. İçinde "ne", "nasıl" gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldiğinde o cümlede anlatılan şeyin hoş karşılanmadığını veya ona şaşıldığını anlatır
öyle öyle
Böylece, yavaş yavaş
öyle
Favorites