Eski kale harabeye dönmüştü.
- The old castle lay in ruins.
Şehir harabeye dönmüştü.
- The city was in ruins.
Senin için günü mahvetmek istemedim.
- I didn't want to ruin the day for you.
Neden o cadıya merhaba dedin? Ben kaderimi mahvetmek istemiyorum.
- Why did you say hello to that shrew? I don't want to ruin my karma.
Kalıntılar görülmeye değerler.
- The ruins are worth visiting.
Uzaktaki antik kalıntıları görebilirsiniz.
- You can see the ancient ruins in the distance.
Bu kalıntılar hakkında daha fazla bilmek istiyorsan, bir arkeoloğa sormalısın.
- If you want to know more about these ruins, you should ask an archaeologist.
Uzaktaki antik kalıntıları görebilirsiniz.
- You can see the ancient ruins in the distance.
Tom'un tatilini bozmak istemiyorum.
- I don't want to ruin Tom's holiday.
Sana daha önce söylerdim ama akşam yemeğini bozmak istemedim.
- I would've told you earlier, but I didn't want to ruin dinner.
Anı berbat etmek zorundaydın, değil mi?
- You had to ruin the moment, didn't you?
Tembellik yıkıma yol açar.
- Idleness leads to ruin.
O beni mali yıkıma götürdü.
- He led me to financial ruin.
Başka herkes için onu mahvedenler sizin gibi insanlar.
- It's people like you who are ruining it for everyone else.
Uzaktaki antik kalıntıları görebilirsiniz.
- You can see the ancient ruins in the distance.
Kalıntılar görülmeye değerler.
- The ruins are worth visiting.
Ülkemizi tahrip edenler senin gibi insanlar.
- It's people like you who are ruining our country.
Onlar enkaz arasında ceset arıyorlar.
- They were hunting for bodies among the ruins.
O beni mali yıkıma götürdü.
- He led me to financial ruin.
Tembellik yıkıma yol açar.
- Idleness leads to ruin.
Binlerce bina harabelerde yatıyordu.
- One thousand buildings lay in ruins.
Ben, Machu Picchu harabelerini ziyaret etmek isterim.
- I want to visit the ruins of Machu Picchu.
Onun işinin iflasın eşiğinde olduğunu duyuyorum.
- I hear his business is on the verge of ruin.
In one way, indeed, he bade fair to ruin us; for he kept on staying week after week, and at last month after month, so that all the money had been long exhausted.
The monastery has fallen into ruin.
My car breaking down just as I was on the road ruined my vacation.
He ruined his new white slacks by accidentally spilling oil on them.