oturuş

listen to the pronunciation of oturuş
Türkisch - Englisch
sitting

He can finish ten boxes of corn flakes in one sitting. - O, bir oturuşta on kutu mısır gevreğini bitirebilir.

way of sitting, sit
seat
(Tekstil) fitting
set
otur
{f} sitting

He was sitting with his arms folded. - Kolunu katlamış oturuyordu.

Two children are sitting on the fence. - İki çocuk çitin üzerinde oturuyorlar.

otur
have a seat
otur
sit

Where do you want to sit? - Nerede oturmak istiyorsun?

Can I sit beside you? - Senin yanına oturabilir miyim?

otur
{f} sit down

Do you want to sit down? - Oturmak istiyor musunuz?

All you have to do is sit down here and answer the doctor's questions. - Tüm yapmanız gereken, burada oturmak ve doktorun sorularını cevaplamak.

otur
rooms

Tom Skeleton, the ancient stage doorkeeper, sat in his battered armchair, listening as the actors came up the stone stairs from their dressing rooms. - Tarihi sahne kapıcısı, Tom Skeleton, eskimiş koltuğunda oturdu, aktörlerin soyunma odalarından taş merdivenlerden yukarı gelirken dinledi.

otur
reside

Tom currently resides in Boston. - Tom şu anda Boston'da oturuyor.

The village had more than a thousand residents. - Köyün binden daha fazla oturanı vardı.

otur
sat

An old man sat next to me on the bus. - Yaşlı bir adam otobüste yanıma oturdu.

The two lovers sat face to face, drinking tea. - İki âşık çay içerek yüz yüze oturdular.

otur
be seated

Would you like to be seated? - Oturmak ister misiniz?

Tom motioned them to be seated. - Tom oturmaları için onlara işaret etti.

otur
{f} dwell
otur
took a seat
otur
live in

Do you live in this building? - Bu binada mı oturuyorsun?

We live in the vicinity of the school. - Okula yakın oturuyoruz.

otur
{f} dwelling
otur
{f} abode
otur
take a seat
otur
taken a seat
otur
dwelt
otur
sit-down

bence daha da şey çğrenin ben daha 4. sınfa gidiom ve daha bilgiliyim.

otur
abided
tahta oturuş
enthronement
Türkisch - Türkisch
Oturmak işi veya biçimi
otur
Artvin yöresinde yetiştirilen bir zeytin cinsi
oturuş
Favoriten