dokundurmak

listen to the pronunciation of dokundurmak
Türkisch - Englisch
to have (someone) roughed up
adumbrate
make touch
hint
to make touch; to let touch; to hint, to imply
gibe
jibe
to make (something) touch (another thing)
to hint about (something) to (someone)
imply
advert
hint at
drop
allude
foreshadow
asperse
dokun
{f} touching

When I was a kid, touching bugs didn't bother me a bit. Now I can hardly stand looking at pictures of them. - Ben bir çocukken, böceklere dokunmak beni bir parça rahatsız etmezdi. Şimdi neredeyse onların resimlerine bakmaya katlanamıyorum.

Sentences bring context to the words. Sentences have personalities. They can be funny, smart, silly, insightful, touching, hurtful. - Cümleler kelimelere içerik getirir. Cümlelerin kişilikleri vardır. Onlar komik, akıllı, aptal, anlayışlı, dokunaklı, incitici olabilirler.

dokun
{f} fingering
dokun
{f} dab
dokun
get in touch
dokun
{f} touch

Sentences bring context to the words. Sentences have personalities. They can be funny, smart, silly, insightful, touching, hurtful. - Cümleler kelimelere içerik getirir. Cümlelerin kişilikleri vardır. Onlar komik, akıllı, aptal, anlayışlı, dokunaklı, incitici olabilirler.

All you have to do is touch the button. - Tüm yapmanız gereken düğmeye dokunmak.

dokun
got in touch
dokun
{f} finger

Layla felt Sami's fingertips touching the back of her shoulder. - Leyla, Sami'nin parmak uçlarının, omzunun arkasına dokunduğunu hissetti.

She touched me lightly on the nape of the neck with the tips of her fingers and it made me shudder. - O bana parmak uçları ile ensemin üzerine hafifçe dokundu ve bu beni ürpertti.

dokun
{f} touched

When the body is touched, receptors in the skin send messages to the brain causing the release of chemicals such as endorphins. - Vücuda dokunulduğunda, derideki reseptörler beyne endorfin gibi kimyasalların salınmasına neden olan mesajlar gönderir.

Tom touched Mary's shoulder. - Tom Mary'nin omzuna dokundu.

dokundurma
innuendo
dokundurma
implicitness
dokundurma
allegory
dokundurma
allusion
dokun
tender
dokundurma
{i} hint
dokundurma
{i} adumbration
dokundurma
{i} sarcasm

He likes sarcasm a lot. - O, dokundurma yapmaktan çok hoşlanır.

This sarcasm is like tailored to your body. - Bu dokundurma vücudunuza uygun gibi.

dokundurma
implicit
dokundurma
{i} skit
laf dokundurmak
to make wisecracks (about), make barbed remarks (about)
Türkisch - Türkisch
Dokunmasını sağlamak: "Ayakkabıyı çıkaracak oldular, ben dokundurmuyorum ki adamlar çıkarsınlar."- M. Ş. Esendal
Dokunmasını sağlamak
Bir şeyi üstü kapalı ve sitem yollu hatırlatmak, tariz etmek
sürtmek
dokundurma
Dokundurmak işi
dokundurmak
Favoriten