dokundurmak

listen to the pronunciation of dokundurmak
Türkisch - Englisch
to have (someone) roughed up
adumbrate
make touch
hint
to make touch; to let touch; to hint, to imply
gibe
jibe
to make (something) touch (another thing)
to hint about (something) to (someone)
imply
advert
hint at
drop
allude
foreshadow
asperse
dokun
{f} touching

Blind people read by touching, using a system of raised dots called Braille. - Görme engelli insanlar Braille denilen kabartılmış noktalardan oluşan bir sistem kullanarak, dokunarak okurlar.

When I was a kid, touching bugs didn't bother me a bit. Now I can hardly stand looking at pictures of them. - Ben bir çocukken, böceklere dokunmak beni bir parça rahatsız etmezdi. Şimdi neredeyse onların resimlerine bakmaya katlanamıyorum.

dokun
{f} fingering
dokun
{f} dab
dokun
get in touch
dokun
{f} touch

The huge building seemed to touch the sky. - Büyük bina gökyüzüne dokunacak gibi görünüyordu.

Don't touch that pan! It's very hot. - O tavaya dokunmayın! O çok sıcak.

dokun
got in touch
dokun
{f} finger

She touched me lightly on the nape of the neck with the tips of her fingers and it made me shudder. - O bana parmak uçları ile ensemin üzerine hafifçe dokundu ve bu beni ürpertti.

This is a touchscreen, so you can use your fingers to operate the controls which are displayed on it. - Bu bir dokunmatik ekran, onun üzerinde görüntülenen kontrolleri çalıştırmak için parmaklarını kullanabilirsin.

dokun
{f} touched

Tom touched Mary on the shoulder. - Tom Mary'nin omzuna dokundu.

He never touched wine. - O asla şaraba dokunmadı.

dokundurma
innuendo
dokundurma
implicitness
dokundurma
allegory
dokundurma
allusion
dokun
tender
dokundurma
{i} hint
dokundurma
{i} adumbration
dokundurma
{i} sarcasm

This sarcasm is like tailored to your body. - Bu dokundurma vücudunuza uygun gibi.

He likes sarcasm a lot. - O, dokundurma yapmaktan çok hoşlanır.

dokundurma
implicit
dokundurma
{i} skit
laf dokundurmak
to make wisecracks (about), make barbed remarks (about)
Türkisch - Türkisch
Dokunmasını sağlamak: "Ayakkabıyı çıkaracak oldular, ben dokundurmuyorum ki adamlar çıkarsınlar."- M. Ş. Esendal
Dokunmasını sağlamak
Bir şeyi üstü kapalı ve sitem yollu hatırlatmak, tariz etmek
sürtmek
dokundurma
Dokundurmak işi
dokundurmak
Favoriten