denizde

listen to the pronunciation of denizde
Türkisch - Englisch
afloat
at sea; afloat
offshore

Offshore drilling costs are rising. - Denizde sondaj masrafları artıyor.

at sea

They were lost at sea, at the mercy of wind and weather. - Onlar rüzgar ve havanın elinde, denizde kayboldular.

Many men died at sea. - Birçok erkek denizde öldü.

the high sea
on the water
deniz
sea

Last year, he was at sea for three months. - Geçen yıl üç ay boyunca denizdeydi.

You can't drink seawater because it's too salty. - Deniz suyunu içemezsin çünkü su çok tuzlu.

denizde ölenlerin kabri
davy jones's locker
Denizde balık pazarı olmaz
(Atasözü) It is unwise to negotiate what is not in hand
Denizde kum onda para
a) in clover, loaded b) He has pots of money, He is rolling in money
denizde balık something
not yet in hand, a bird in the bush
denizde boğulmak
go to Davy Jones's locker
denizde ikmal UNREP
(Askeri) underway replenishment
denizde ikmal tahkimatı
(Askeri) underway replenishment consolidation
denizde kum, onda para
(Konuşma Dili) He has as much money as there is sand in the sea
denizde yaşam güvenliği
(Askeri) safety of life at sea
denizde önceden konuşlandırma gemisi; çağrı işlemci koruması; Askeri Posta Servi
(Askeri) maritime pre-positioning ship; message processor shelter; Military Postal Service
deniz
deep

The treasure was buried in the deepest of the sea. - Hazine, denizin derinliklerine gömüldü.

The sea will turn deep by itself. - Deniz kendi kendine derinleşecek.

deniz
nautical
deniz
naval

He was head of America's Naval War College. - O, Amerika'nın Deniz Harp Okulunun başkanıydı.

In the Cold War era, Soviet naval and air bases existed in Cuba and Vietnam. - Soğuk Savaş döneminde Küba ve Vietnam'da Sovyet deniz ve hava deniz üsleri vardı.

deniz
drink

Layla couldn't drink seawater. - Leyla deniz suyu içemedi.

You can't drink seawater because it's too salty. - Deniz suyunu içemezsin çünkü su çok tuzlu.

deniz
(Askeri) marine city
deniz
earth

The earthquake created a tremendous sea wave. - Deprem büyük bir deniz dalgası yarattı.

All that comes from the earth returns to the earth, and what comes from the water returns to the sea. - Topraktan gelen her şey toprağa döner ve sudan gelen her şey denize döner.

deniz
blue

He reached the blue sea. - O, mavi denize ulaştı.

Light blue is the color of the sky and, consequently, is also the color of the sea, lakes, and rivers. - Açık mavi gökyüzünün rengidir ve bu sebepten aynı zamanda denizin, göllerin ve nehirlerin de rengidir.

deniz
saltwater
deniz
waters

Warmer waters harm coral reefs and alter the distribution, abundance, and productivity of many marine species. - Isıtıcı sular, mercan resiflerine zarar verir ve birçok deniz türünün verimini, bolluğunu ve üretkenliğini değiştirir.

Gemilerin Denizde Sebep Olduğu Kirlenmeyi Önleme Uluslar Arası Sözleşmesi
(Askeri) International Convention for the Prevention of Pollution from Ships
Yabancı Tarım Ofisleri (USDA); frekans tahsis alt komitesi; denizde yakıt ikmali
(Askeri) Foreign Agricultural Service (USDA); frequency assignment subcommittee; fueling at sea; functional account symbol
deniz
briny
deniz
the wave

He was carried by the waves away from the shore and out to sea. - Dalgalar tarafından kıyıdan denize doğru sürüklendi.

deniz
marine, maritime, nautical, naval
deniz
the waves

He was carried by the waves away from the shore and out to sea. - Dalgalar tarafından kıyıdan denize doğru sürüklendi.

deniz
brine
deniz
the deep

Very little is known about the deep sea. - Derin deniz hakkında çok az şey biliniyor.

The treasure was buried in the deepest of the sea. - Hazine, denizin derinliklerine gömüldü.

deniz
maritime

They went to the maritime museum. - Onlar denizcilik müzesine gitti.

deniz
sea, ocean
deniz
waves, sea; a swell
deniz
thalasso
deniz
marine

The Marines quickly defeated the communist forces. - Denizciler hızla kominist kuvvetleri mağlup etti.

Tom joined the Marine Corps. - Tom deniz piyadelerine katıldı.

deniz
the waters
deniz
the blue; the briny
deniz
sea; maritime, marine; naval, nautical
deniz
main
deniz
zee
deniz
biocycle
deniz
flood

Low-lying lands will flood. This means that people will be left homeless and their crops will be destroyed by the salt water. - Deniz seviyesinin altında olan toprakları su basacak. Bu, insanların evsiz kalması ve ürünlerinin tuzlu su tarafından tahrip edileceği anlamına gelir.

deniz
the briny
deniz
the blue

The blue sky is reflected in the sea. - Mavi gök, denize yansıyor.

He reached the blue sea. - O, mavi denize ulaştı.

deniz
seaman

The seaman apprentice, sitting on a stool in a bar, ordered a beer while waiting for his basket of fish and chips. - Bir barda bir taburede oturan denizci çırağı balık ve cips sepetini beklerken bir bira ısmarladı.

Many moons ago, I was a seaman. - Çok uzun zaman önce ben bir denizciydim.

deniz
maria

Tom considered Maria to be the most beautiful mermaid he had ever seen. - Tom, Maria'yı şimdiye kadar gördüğü en güzel deniz kızı olarak kabul ediyordu.

karada ve denizde yaşayan
amphibious
Türkisch - Türkisch

Definition von denizde im Türkisch Türkisch wörterbuch

Deniz
derya
Deniz
(Hukuk) BAHR
Deniz
(Osmanlı Dönemi) RAMUZ
Deniz
(Osmanlı Dönemi) HUDARE
Deniz
(Osmanlı Dönemi) MESCUR
Deniz
(Hukuk) BAHİR
Deniz
(Osmanlı Dönemi) TIM
deniz
Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi
deniz
Dalga olma durumu
deniz
Geniş alan
deniz
Bir okyanus ile bağı olan ve büyük bir alanı kaplayan ve genellikle tuzlu olan su birikintisi
deniz
Sınırsız genişlik, çokluk, yoğunluk
deniz
Bu su kütlesinin belirli bir parçası
deniz
Aydaki düzlükler
denizde
Favoriten