bence

listen to the pronunciation of bence
Türkisch - Englisch
according to me
i think

I think everyone looks back on their childhood with some regret. - Bence herkes biraz pişmanlık ile kendi çocukluğuna geri bakar.

I think Tom and Mary are too young to get married. - Bence Tom ve Mary evlenmek için çok genç.

to my way of thinking
in my opinion

In my opinion, it's quite unsuitable. - Bence, o oldukça uygunsuz.

In my opinion, Twitter is a waste of time. - Bence Twitter bir zaman kaybıdır.

as far as i am concerned
as i see it

As I see it, that is the best way. - Bence, o en iyi yoldur.

speaking for myself
in my judgement
for my money
from my point of view
as for me, in my opinion, in my estimation, as far as I'm concerned, I think
in my estimation
as for me

As for me, I'm a rather simple person. - Bence, ben oldukça basit bir insanım.

As for me, I think the play was quite interesting. - Bence, sanıyorum oyun oldukça ilginçti.

all I know
according to me, as for me
for my part
as far as I'm concerned
ben
i
bence de
i think so
bence hava hoş
i dont mind
bence jones proteini
(Biyoloji) bence jones protein
bence jones proteini
(Biyoloji) bence jones albumin
bence mahzuru yok
i dont mind
bence muhakkak
i can't help thinking
ben
beauty spot
ben
myself

I bought this book for myself, not for my wife. - Ben bu kitabı karım için değil, kendim için satın aldım.

For myself, I would like to take part in the game. - Ben şahsen oyuna katılmak istiyorum.

ben
nevus
ben
the "I" part of the psyche
Ben
(Diş Hekimliği) naevus
ben
dark fleck of color (in the skin of a ripening fruit)
ben
freckle (on a person's skin)
ben
spot, macula (in the eye)
ben
(Anatomi) spiloma
ben
yours

My dog is almost half the size of yours. - Benim köpeğim neredeyse boyunuzun yarısı kadar.

In that respect, my opinion differs from yours. - O bakımdan benim görüşüm sizinkinden farklıdır.

ben
mole

Benzene molecules are hexagonal in shape. - Benzen molekülleri altıgen şeklindedirler.

She had a mole on her face. - Onun yüzünde bir ben var.

ben
ego

My brother-in-law is really egotistical. - Eniştem gerçekten bencil.

Thomas thinks he's the center of the world. He's very egocentric. - Thomas kendisini dünyanın merkezi zannediyor. O, çok ben merkezci.

ben
me
ben
ive
ben
i'm
ben
mole; beauty spot
ben
mole, beauty spot
ben
mole; ego
Englisch - Englisch

Definition von bence im Englisch Englisch wörterbuch

Ben
A diminutive of the male given name Benjamin or, less often, of Benedict
ben
A Scottish or Irish mountain or high peak
ben
Inner, interior
ben
Ben-room: The inner room of a two-room hut or shack (as opposed to the but)
ben
Son of (used with Hebrew and Arabic surnames)
ben
A tree, Moringa oleifera or horseradish tree of Arabia and India, which produces oil of ben
ben
The oil of the ben seed
ben
a mountain or tall hill; "they were climbing the ben"
ben
EPA's computer model for analyzing a violator's economic gain from not complying with the law
ben
A hoglike mammal of New Guinea (Porcula papuensis)
ben
Son of; frequently used in personal names, as Ben-Gurion
ben
Within. Akiba ben Joseph Alfasi Isaac ben Jacob Alkalai Judah ben Solomon Hai Abba Mari ben Moses ben Joseph Israel ben Eliezer Ben Ali Zine el Abidine Ben Bella Ahmed Ben Nevis Ben Gurion David Big Ben Mohammed ben Brahim Boukharouba Eleazar ben Judah of Worms Eleazar ben Judah ben Kalonymos Elijah ben Solomon Elisha ben Abuyah Hecht Ben Heller Yom Tov Lipmann ben Nathan Ha Levi Hogan Ben Solomon ben Yehuda ibn Gabirol Ibn Tibbon Judah ben Saul Ishmael ben Elisha Israeli Isaac ben Solomon Jacob ben Asher Johanan ben Zakkai Joseph Ben Matthias Judah ben Samuel Karo Joseph ben Ephraim Luria Isaac ben Solomon Salomon ben Joshua Moses ben Maimon Manasseh ben Israel Meir ben Baruch Moses ben Menachem Moses ben Shem Tov Prusiner Stanley Ben Saadia ben Joseph
ben
Bentonite
ben
a mountain peak
ben
benedictive mood
ben
(Hebrew for "son, son of"; Aramaic bar) Used frequently in "patronymics" (naming by identity of father); Rabbi Akiba ben Joseph means Akiba son of Joseph
ben
Well Used with other words, e g ben marcato, well accented, emphasized
ben
{i} high point, summit, peak
Ben
{i} male first name (form of Benjamin)
ben
pr
ben
Within; in; in or into the interior; toward the inner apartment
ben
indic
ben
The inner or principal room in a hut or house of two rooms; opposed to but, the outer apartment
ben
Motor & Allied Trades Benevolent Fund
ben
a mountain or tall hill; "they were climbing the ben
ben
The seed of one or more species of moringa; as, oil of ben
ben
Son of
ben
An old form of the pl
ben
of Be
Ben
diminutive of Benjamin or, less often, of Benedict or Bernard
ben
The inner room of a two-room hut or shack (as opposed to the but)
ben
The winged seed of the ben tree
Türkisch - Türkisch
Bana göre, düşündüğüm gibi: "Bence büyük bir hizmet görmüş oldu."- B. Felek
Bana göre, düşündüğüm gibi
ben
Olta veya tuzağa konulan yem
ben
Bir kimsenin kişiliğini oluşturan temel öge, ego
ben
Kuşun yavrusuna taşıdığı yem
ben
Saçta, sakalda beliren beyazlık
ben
Çoğu doğuştan, tende bulunan ufak, koyu renkli leke veya kabartı: "Dedim tane tane olmuş benlerin / Dedi zülfüm değdi tel yarasıdır."- Âşık Ömer
BEN
(Osmanlı Dönemi) (Bak: Ene) t. Psk: Şuurlu kişiliğimiz. Başlangıçta çocuğun benliği şuurlu değildir. Kendisini başkasından ayıramaz. Fakat canlı olarak ihtiyaç ve istekleri vardır. Benin bu şuursuz haline "alt ben" denir. Kendisi ile başkası arasındaki farkı anlamaya, münasebetler kurmaya, düşünmeğe başlayınca şuurlu kişiliği, beni ortaya çıkar. Ben, kendi menfaatına gördüğü, haz duyduğu herşeyi ister. İsteklerine kendisi için tehlikeli, acı verici gördüğü yerde, yani yine kendisi için sınır koyar. Başkalarını hesaba katma
ben
Kişiyi öbür varlıklardan ayıran bilinç
ben
Tekil birinci kişiyi gösteren zamir: "Bütün sevgileri atıp içimden / Varlığımı yalnız ona verdim ben."- A. K. Tecer
ben
En çok üzümde görülen olgunlaşma belirtisi
Ben
(Osmanlı Dönemi) ENE
Ben
ego
ben
Çoğu doğuştan, tende bulunan ufak, koyu renkli leke veya kabartı
ben
Tekil birinci kişiyi gösteren zamir
ben
Tembel hayvan da denilen ve hep ağaçların üstünde asılı olarak yaşayan memeli hayvan
Englisch - Türkisch

Definition von bence im Englisch Türkisch wörterbuch

bence jones albumin
bence jones proteini
bence jones protein
bence jones proteini
BEN
(Askeri) temel ansiklopedi numarası (base encyclopedia number - temel ansiklopedi numarası BE number basic encyclopedia number)
Ben
(isim) iç oda (İsk.)
Ben
{i} iç oda (İsk.)
ben
iskoç iç oda
ben
içinde

O utanç içinde başını eğdi. - She bent her head in shame.

ben
banağacı
ben
bu ağacm tohumu
ben
tepe/dağ
ben
bu tohumdan çıkanlan ince yağ
ben
Moringa aptera
ben
iç oda
ben
sorkun ağacı
bence

    Silbentrennung

    ben·ce

    Aussprache

    Etymologie

    [ 'ben(t)s-'jOnz- ] (noun.) circa 1923. Henry Bence-Jones died 1873 English physician and chemist.

    Gemeinsame Collocations

    bence de

    Wort des Tages

    crestfallen
Favoriten