bereket

listen to the pronunciation of bereket
Türkçe - İngilizce
plentifulness
fruitfulness
abundance
fertility

Red is the color of love, passion, fertility and power. - Kırmızı aşk, tutku, bereket ve güç rengidir.

blessing

May the blessings of God be upon you. - Allah'ın bereketi üzerinize olsun.

benediction
abudance
fertile

Tom has a fertile imagination. - Tom'un bereketli bir hayal gücü var.

Now there is nothing but desert, where there used to be a fertile plain. - Şimdi bereketli bir ovanın olduğu yerde çölden başka bir şey yok.

advertising
plentitude
mercy
fortunately, thank heaven
copiousness
richness
profusion
plenitude
cornucopia
prov. rain
abundance, fertility, increase; blessing; rain
prolificacy
abundance, plenty; increase; fruitfulness
plenteousness
prolificness
plenty
blessing; divine gift
benison
plentiful
fruitful
bereket versin ki
fortunately

I left home later than usual, but fortunately I was in time for the train. - Ben evden her zamankinden daha geç ayrıldım ama bereket versin ki tren için tam zamanında vardım.

Fortunately they had no storms on the way. - Bereket versin ki, yolda fırtınayla karşılaşmadılar.

bereket versin
thank you
Bereket versin
(said by a person who receives money to the other) Thank you
bereket boynuzu
horn of plenty
bereket boynuzu
cornucopia, horn of plenty
bereket boyunuzu
(Mimarlık) horn of plenty
bereket simgesi sayılan meyve vb. dolu boynuz
cornucopia
bereket tanrıçası
fertility goddess
bereket teorisi
abudance theory
bereket versin
see bereket ki
bereket versin
thank heaven
bereket versin ki
happily

Happily, the workaholic did not die. - Bereket versin ki, işkolik ölmedi.

Happily, everyone rescued from the sea are alive and well. - Bereket versin ki, denizden kurtarılan herkes hayatta ve iyi.

bereket versin ki
it's a good job that
bereket versin ki
Thank goodness .../Thank God ...: Bereket ki kafa kağıdımı unutmadım. - Thank goodness I didn't forget my identity card
bereket versin ki
luckily

The guests have arrived early, but luckily I had already finished cooking. - Misafirler erken geldi, ama bereket versin ki ben zaten yemek yapmayı bitirmiştim.

Luckily, I was able to talk Tom out of doing that. - Bereket versin ki, Tom'u onu yapmamaya ikna edebildim.

bereket versin! Enjoy it!/May you benefit from it!
(said by a seller to a customer at the conclusion of a sale)
bolluk bereket ülkesi
a land of milk and honey
nerede hareket, orada bereket
(Atasözü) Industry (assiduous labor) begets plenty
sofranıza bereket. Thank you
for your hospitality (said to one's host after a meal)
sürüsüne bereket
a lot of, heaps of, a great many
ömürüne bereket!
(Konuşma Dili) 1. Thanks a million! 2. Bravo!/Wonderful!
Şarap ve bereket tanrıs
Dionysia
şarap ve bereket tanrıse ilgili
Dionysian
şarap ve bereket tanrısı ile ilgili
Dionysiac
Türkçe - Türkçe
(Osmanlı Dönemi) Bolluk. Çokluk. Feyiz. Cenab-ı Hakk'ın lütfu, ihsanı. Uğurluluk. Meymenet, saadet... Kanaat-ı kat'iye verecek derecede tecrübeler vardır ki: Nasıl çocukların aczlerine binâen rahmet tarafından rızıkları hârika bir sûrette memeler musluklarından gönderiliyor ve akıttırılıyor... Öyle de, mâsumiyet kesbeden imanlı ihtiyarların rızıkları da, bereket sûretinde gönderiliyor. Hem bir hânenin bereket direği, o hanedeki ihtiyarlar olduğu; hem bir hâneyi belâlardan muhafaza edici, içindeki beli bükülmüş mâsum ihtiy
İyi ki, neyse ki, iyi bir rastlantı olarak sonucu
Bolluk, gürlük, ongunluk, feyiz, feyezan: "Çocuk gönlüm kaygılardan azade / Yüzlerde nur, ekinlerde bereket."- O. V. Kanık. İyi ki, neyse ki, iyi bir rastlantı olarak sonucu: "Bereket, o sıralarda henüz bu sözü bilmiyordum."- E. Bener
Yağmur
Bolluk, gürlük, ongunluk, feyiz, feyezan
(Osmanlı Dönemi) bolluk
(Osmanlı Dönemi) KEVSER
feyezan
bereket