bekletilmek

listen to the pronunciation of bekletilmek
Türkçe - İngilizce
Be stood up
(deyim) cool one's heels
(deyim) be in abeyance
kick one's heels
bekle
expect

The math homework proved to be easier than I had expected. - Matematik ev ödevi beklediğimden daha kolay çıktı.

You can't expect me to always think of everything! - Her zaman her şeyi düşünmemi bekleyemezsin.

bekle
hold on

If you hold on a moment, I will get Jane on the phone. - Eğer biraz beklerseniz, Jane'i telefona alacağım.

Hold on a minute, please. - Bir dakika bekle,lütfen.

bekle
hang on

We're a bit busy at the moment. Can you hang on a minute? - Şu anda biraz meşgulüz. Bir dakika bekleyebilir misiniz?

Now, hang on a second. - Şimdi, bir saniye bekle.

bekle
{f} expected

Students are expected to stay away from dubious places. - Öğrencilerin şüpheli yerlerden uzak kalması bekleniyor.

The number of students who were late for school was much smaller than I had expected. - Okula geç kalan öğrencilerin sayısı beklediğimden çok daha azdı.

bekle
held on
bekle
wait

You shouldn't wait here. - Burada beklememen gerekir.

Please wait half an hour. - Lütfen yarım saat bekle.

bekle
(Konuşma Dili) not so fast
bekle
(Bilgisayar) waitfor
bekle
(Bilgisayar) pause

Tom put the key in the lock and paused a moment before he turned it. - Tom anahtarı kilide taktı ve onu çevirmeden önce bir süre bekledi.

Tom hit the pause button. - Tom bekletme butonuna bastı.

bekle
hold your horses
bekle
look forward

I'll look forward to it. - Onu sabırsızlıkla bekleyeceğim.

We always look forward to Tom's annual visit. - Tom'un yıllık ziyaretini her zaman sabırsızlıkla bekleriz.

bekle
{f} awaited

Maria awaited him, but he did not come. - Maria onu bekledi ama o gelmedi.

bekle
{f} biding
bekle
{f} bided
bekle
bode
bekle
wait for

Please wait for thirty minutes. - Lütfen yarım saat bekle.

Please wait for five minutes. - Lütfen beş dakika bekle.

bekle
watch for
bekle
watch to
bekle
bide

We need to bide our time. - Zamanımızı beklemeliyiz.

We just need to bide our time. - Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.

bekle
await

Tom wasn't awaiting me. - Tom beni beklemiyordu.

Go over there, and await further instructions. - Oraya git ve daha fazla talimat bekle.

bekle
{f} waiting

There were five patients in the waiting room. - Bekleme salonunda beş hasta vardı.

He kept me waiting for more than an hour. - O beni bir saatten daha fazla bekletti.

bekle
hold#on
bekle
look#forward
Türkçe - Türkçe
Bekletme işine konu olmak veya bekletme işi yapılmak
Bekletme işine konu olmak veya bekletme işi yapılmak: "İlkokul çocuklarını toparlamaya gelen minübüsün şoförü bekletilmekten hoşlanmaz."- H. Taner
bekletilme
Bekletilmek işi veya durumu
bekletilmek