Tom baş aşağı yavaş yavaş yürüyordu.
- Tom was walking slowly with his head down.
Nehir yavaş yavaş denize doğru akar.
- The river flows slowly to the sea.
O, basamakları yavaşça tırmandı.
- He went up the steps slowly.
Yavaşça gözlerini kapadı.
- She slowly closed her eyes.
Biraz daha yavaşça konuşabilir misin?
- Could you please speak a little bit more slowly?
Daha yavaş konuşabilir misiniz?
- Can you speak more slowly?
Lütfen daha yavaş konuşabilir misin?
- Could you speak more slowly, please?
Japonya'nın dış yardımları yurttaki ekonomik yavaşlamadan dolayı kısmen azalıyor.
- Japan's foreign aid is decreasing in part because of an economic slowdown at home.
Döner kavşağın amacı trafiği yavaşlatmaktır.
- The purpose of a roundabout is to slow down traffic.
Onlar sahneyi ağır çekimle gösterdiler.
- They showed the scene in slow motion.
Ağır öğrenenler sık sık okula gitmek istemezler.
- Slow learners often don't want to go to school.
Bu hafta zaman çok yavaş geçti.
- Time passed very slowly this week.
Çocukluk çağında, zaman yavaş olarak geçer.
- In childhood, time passes slowly.
Araba sürerken virajlarda yavaşlamak zorundasınız.
- When you are driving, you should slow down on corners.
Biraz yavaşlamak isteyebilirsin.
- You may want to slow down a bit.
Bu günlerde iş çok kesat.
- Business is so slow these days.
İşler gerçekten kesatlaştı.
- Business has really slowed down.
Oyun yavaş ve sıkıcıydı.
- The game was slow, and it was also boring.
Tom golf sever ama Mary onun yavaş ve sıkıcı olduğunu düşünüyor.
- Tom likes golf, but Mary thinks it's slow and boring.
Saat on dakika geri kalmış.
- The clock is ten minutes slow.
Lütfen saati ayarlar mısınız. Geri kalmış.
- Will you please adjust the clock? It's slow.
Japonya'nın dış yardımları yurttaki ekonomik yavaşlamadan dolayı kısmen azalıyor.
- Japan's foreign aid is decreasing in part because of an economic slowdown at home.
Yavaşlamamız gerekmiyor mu?
- Shouldn't we slow down?
Saat on dakika geri kalmış.
- The clock is ten minutes slow.
Saatim geri kaldığı için özel ekspresi kaçırdım.
- As my watch was slow, I missed the special express.
Nehir yavaş yavaş denize doğru akar.
- The river flows slowly to the sea.
Kağıt uçak yavaş yavaş yere düştü.
- The paper plane fell slowly to earth.
Can you speak slower, please?
- Can you speak more slowly, please?
Please speak more slowly!
- Please speak more slowly.
He that is slow to wrath is of great understanding. --Prov. xiv. 29.
These changes in the heavens, though slow, produced Like change on sea and land, sidereal blast. --Milton.
John is very slow; he is ten seconds behind everybody else when it comes to math.
That clock is slow.
a slow train.
I'm just sitting here with a desk of cards, enjoying a slow afternoon.
... Well, the economy is still growing slow. As a matter of fact, it's growing much more slowly ...
... of this, and I'm slowly getting kind of accustomed to ...