eşlik

listen to the pronunciation of eşlik
التركية - الإنجليزية
accompaniment
company

If you don't want to be alone, I can keep you company. - Yalnız olmak istemiyorsan sana eşlik edebilirim.

I kept him company while his wife was in surgery. - Eşi ameliyatta iken, ben ona eşlik ettim.

convoy
attendance
companionship

Pets offer us more than mere companionship. - Evcil hayvanlar sadece bize eşlik etmekten daha fazlasını sunar.

accompaniment; companionship; parity
parity
equality
waiting
{i} escort

The policeman escorted Tom out of the room. - Polis Tom'a odadan çıkmasına eşlik etti.

Tom escorted Mary to the party. - Tom parti için Mary'ye eşlik etti.

be accompanied by
eşlik etmek
accompany

You're welcome to accompany us. - Bize eşlik etmek için buyurun.

eş
wife

A good daughter will make a good wife. - İyi bir kız çocuğu, iyi bir eş yapacaktır.

Kristy Anderson is the wife of Larry Ewing. - Kristy Anderson, Larry Ewing'in eşidir.

eş
peer
eş
{i} partner

How did you meet your partner? - Eşinle nasıl tanıştın?

How did you meet your partner? - Eşinizle nasıl tanıştınız?

eş
match

He is a good match for me. - O, benim için iyi bir eştir.

Tom and Mary are a good match. - Tom ve Mary iyi bir eştirler.

eş
husband

Her husband smokes like a chimney. - Eşi, bir baca gibi sigara içiyor.

Tom sat down between Mary and her husband. - Tom Mary ve eşinin arasına oturdu.

eş
spouse

Does your spouse attend church with you? - Eşiniz sizinle birlikte kiliseye katılır mı?

All of their spouses got on the bus. - Onların eşlerinin hepsi otobüse bindi.

eşlik etmek
escort
eşlik etme
escort
eşlik etmek
attend
eşlik eden
attendant
eşlik eden
in waiting
eşlik eden
accompanying

In front of the water fountain, there was a young woman accompanying herself on a guitar. - Çeşmenin önünde gitarıyla kendine eşlik eden genç bir kadın vardı.

eşlik eden kimse
accompanist
eşlik edenler
retinue
eşlik etmek
wait upon
eşlik etmek
go with
eşlik etmek
consort
eşlik etmek
a) to accompany b) to escort, to convoy
eşlik etmek
herd
eşlik etmek
come along

I don't see why I had to come along. - Neden eşlik etmek zorunda olduğumu anlamıyorum.

eşlik etmek
walk
eşlik etmek
keep smb. company
eşlik etmek
wait on
eşlik etmek
companion

Pets offer us more than mere companionship. - Evcil hayvanlar sadece bize eşlik etmekten daha fazlasını sunar.

eşlik etmek
to accompany

You're welcome to accompany us. - Bize eşlik etmek için buyurun.

eşlik etmek
go along
eşlik etmek
convoy
eş
identical
eş
{i} couple

Same-sex couples should be able to get married. - Eş cinsel çiftler evlenebilmeli.

The young couple was accompanied by a chaperone. - Genç çifte bir hastabakıcı tarafından eşlik edildi.

eş
consort
eş
counterpart
eş
equal

An integer is natural if and only if it is greater or equal to 0. - Eğer tamsayı sadece sıfırdan büyük veya eşit ise tamsayı doğaldır.

Everyone has the right of equal access to public service in his country. - Her şahıs memleketin kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir.

eş
{s} matching

Tom and Mary got matching tattoos. - Tom ve Mary'nin eşleşen dövmeleri var.

I'm thinking of matching you against Yoshida in the race. - Seni yarışta Yoshida'ya karşı eşleştirmeyi düşünüyorum.

eş
woman

Do you see that woman? She's my wife. - Şu kadını görüyor musun? O benim eşim.

The politician was caught on camera kissing a woman who is not his wife. - Politikacı eşi olmayan bir kadını öperken kameraya yakalandı.

eş
{i} Dutch
eşlik eden
(Muzik) backup
eşlik etmek
usher
eş
{i} pair

This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind. - Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.

The boys and girls paired off for the dance. - Erkekler ve kızlar dans için eşleştiler.

eşlik eden
(Muzik) featuring
eş
twin

My wife and I can't decide on names for the twins. - Eşim ve ben ikizler için isimler üzerinde karar veremiyoruz.

eş
screw
eş
equal to

The number pi is approximately equal to 3.14 or 22/7. Its symbol is π. - Pi sayısı, yaklaşık olarak 3,14 ya da 22/7'ye eşdeğerdir. Sembolü π'dir.

Nobody is equal to this young woman in the field of music. - Müzik alanında hiç kimse bu genç kadın eşit değildir.

eşlik etme
(Tıp) comorbidity
eş
correspondent
eş
{i} like

Her husband smokes like a chimney. - Eşi, bir baca gibi sigara içiyor.

Laws are like cobwebs, which may catch small flies, but let wasps and hornets break through. - Yasalar örümcek ağı gibidir, küçük sinekleri yakalayabilirler fakat yaban arısı ve eşek arılarının geçmesine izin verirler.

eş
corresponding
eş
compeer
eş
helpmeet
eş
equi

What is principle of equidistance? - Eşit uzaklık ilkesi nedir?

The ages of the two children put together was equivalent to that of their father. - İki çocuğun yaşları toplandığında babalarınkine eşit oluyordu.

eş
image
eş
better half
eş
ux
eş
one's better half
eş
feme
eş
hubby
eşlik eden
accompaniment
eşlik eden
concomitant
eşlik etme
{i} escorting
eşlik etmek
pair
eş
{i} lady

It's hard to be a woman. One must think like a man, act like a lady, look like a girl, and work like a horse. - Kadın olmak zordur. Erkek gibi düşünmeyi, hanımefendi gibi davranmayı, genç kız gibi görünmeyi ve de eşek gibi çalışmayı gerektirir.

My dream is to be the First Lady. - Hayalim devlet başkanının eşi olmak.

eş
synonym

The words 'small' and 'little' are synonyms. - Small ve little kelimeleri eş anlamlıdır.

If religion were synonymous with morality, Brazil would be the most uncorrupted country in the world. - Din, ahlak ile eş anlamlı olsa, Brezilya dünyada en bozulmamış ülke olur.

Eş
(Tıp) bigeminus
basit ve notasız eşlik
vamp
dikey eşlik
(Bilgisayar) vertical parity
eş
match, counterpart, peer, equal; partner; mate; (karı veya koca) spouse, consort; (cinsel birleşmede) screw
eş
husband; wife; mate, spouse
eş
fellow
eş
identic
eş
mate (of an animal)
eş
mate

The woodpecker is feeding its mate. - Ağaçkakan, eşini besliyor.

Where is the mate to this sock? - Bu çorabın eşi nerede?

eş
old man

The old man is always accompanied by his grandson. - Yaşlı adama her zaman torunu eşlik eder.

The old man was accompanied by his granddaughter. - Yaşlı adama kız torunu tarafından eşlik edildi.

eş
companion

Pets offer us more than mere companionship. - Evcil hayvanlar sadece bize eşlik etmekten daha fazlasını sunar.

eş
helpmate
eş
doublet
eş
spousal
eş
similar
eş
old woman

The old woman was accompanied by her grandson. - Yaşlı kadına erkek torunu tarafından eşlik edildi.

The old woman was accompanied by her grandchild. - Yaşlı kadına torunu tarafından eşlik edildi.

eş
prov. afterbirth, placenta
eş
friend, companion
eş
duplicate
eş
iso

Languages are partially isomorphic. - Diller kısmen eşyapılıdır.

eş
one of a pair, mate, fellow
eş
coequal
eş
partner (in a game)
eş
old lady
eş
placenta
eş
match, equal, like, double, duplicate, counterpart
eş
the missis
eş
one of a pair
eş
missis
eş
double
eş
equipollent
eş
duo
eş
comate
eşlik eden
accompanist
eşlik etme
{i} concomitance
eşlik etmek
vamp
eşlik etmek
(Fiili Deyim ) accompanied by
geline eşlik eden kız
bridesmaid
genç kıza eşlik eden kadın
chaperon
genç kıza eşlik eden kadın
duenna
genç kıza eşlik etmek
chaperon
iki sevgiliye eşlik etmek
play gooseberry
müziğe eşlik etmek
vamp
التركية - التركية
Eş olma durumu
insan sesi yada tek çalgı için yazılmış yapıtlarda, başlıca ses yada seslere yardımcı durumda olan çalgı bölümü
Belirli bir modeli ile armoni oluşturan ve bir veya birkaç partiye bölüştürülen sesler bütünü
eşlik etmek
Beraberinde gitmek, arkadaşlık etmek, refakat etmek
eşlik etmek
Bir solist, bir çalgı veya orkestra ile birlikte müzik icra etmek, refakat etmek
eşlik etmek
Beraberinde bulunmak
Eş
(Hukuk) REFİKA
Eş
partner
Eş
(Hukuk) REFİK
Eşlik etme
refakat
Eşlik etmek
refakat etmek
eş
Karı kocadan her biri, hayat arkadaşı, refik, refika: "Kadın diye eşini bellemiş, dürüst, aile babası bir adamdır."- Z. Selimoğlu
eş
Birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri, benzer
eş
Birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri, benzer: "Çorabın öbür eşini yerden almak için sol ayağını uzatıyordun."- Ö. Seyfettin
eş
Etene, son, meşime
eş
Karı kocadan her biri, hayat arkadaşı, refik, refika
eş
Etene. İkişer kişilik gruplarla oynanan oyunlarda, ortak oynayan iki kişiden her birinin öbürüne göre durumu
eş
Bir çift oluşturan şeylerden her biri
eş
Birlikte yaşayan dişi ve erkek hayvandan her biri
eş
İkişer kişilik gruplarla oynanan oyunlarda, ortak oynayan iki kişiden her birinin öbürüne göre durumu
eş
Arkadaş
eş
Kuma, ortak