تعريف equality في الإنجليزية التركية القاموس.
- eşitlik
Anahtar sözcük eşitliktir.
- The key word is equality.
Özgürlük, eşitlik, kardeşlik bir Fransız sloganıdır.
- Liberty, equality, fraternity is a French motto.
- {i} seviye
- {i} denklik
- {i} eşlik
- eşitlik müsavat
- (Tıp) ekualite
- aynılık
- itlik
- müsavat
- equal
- eşit
Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.
- Everyone, without any discrimination, has the right to equal pay for equal work.
Eğer tamsayı sadece sıfırdan büyük veya eşit ise tamsayı doğaldır.
- An integer is natural if and only if it is greater or equal to 0.
- equal
- denk
- equality before the law
- kanun önünde eşitlik
- equality constraint
- eşitlik kısıtı
- equality of rights
- hakların eşitliği
- equality of votes
- oy eşitliği
- equality in relationships
- ilişkilerde eşitlik
- equality of angles
- acıların eşitliği
- equality of distribution
- dağılım eşitliği
- equality of measure (e
- önlemin eşitlik e
- equality of sacrifice
- özveri eşitliği
- equality sign
- eşit işareti
- equality, evenness
- eşitlik, tarafsızlık
- equality, evenness, parity
- eşitlik, tarafsızlık, parite
- equality, parity, par, tie
- eşitlik, parite, parite, kravat
- equality, uniformity, sameness
- eşitlik, tekdüzelik, aynılık
- equality; evenness
- eşitlik, tarafsızlık
- equality before the law
- hukukta eşitlik
- equality in adjectives
- (Dilbilim) sıfatlarda eşitlik
- equality in adverbs
- (Dilbilim) zarflarda eşitlik
- equality of votes
- (Politika, Siyaset) oyların eşitliği
- equality of woman and man
- (Kanun) kadın erkek eşitliği
- equality of women and men
- kadın erkek eşitliği
- equality relation
- (Matematik) eşitlik bağıntısı
- equality unit
- (Bilgisayar,Teknik) eşitlik birimi
- equal
- emsal
- equal
- eş
Eğer tamsayı sadece sıfırdan büyük veya eşit ise tamsayı doğaldır.
- An integer is natural if and only if it is greater or equal to 0.
Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.
- Everyone, without any discrimination, has the right to equal pay for equal work.
- equal
- akran
- equal
- aynı düzeyde olmak
- equal
- eşittir
İstediğiniz herhangi bir dilde yazabilirsiniz. Tatoeba'da bütün diller eşittir.
- You may write in any language you want. On Tatoeba, all languages are equal.
Allah önünde bütün insanlar eşittir.
- All men are equal before God.
- equal
- yenişememek
- equal
- egale etmek
- equal
- gibisi
- equal
- tay
- equal
- emsali olmak
- equal
- karşılık gelmek
- equal
- beraber
Son dakikada Marcello bir beraberlik golü attı.
- In the last minute, Marcello score an equalizing goal.
- equal
- denk olmak
- gender equality
- (Politika, Siyaset) cinsiyet eşitliği
- equal
- {f} eşit ol
Servet mirasçılar arasında eşit olarak bölündü.
- The property was divided equally among the heirs.
Kazanmak için ister Lions'ları ister Tiger'ları seç, sonucu şansa bağlıdır. Çünkü her iki takım eşit olarak güçlüdür.
- Whether you pick the Lions or Tigers to win, the result will be a toss-up because both teams are equally strong.
- equal
- -e eşit olmak
- racial equality
- ırk eşitliği
- equal
- {f} yetişmek
- Ministry of Gender Equality and Family
- Cinsiyetler Arası Eşitlik ve Aileden Sorumlu Bakanlık
- equal
- muadil
- equal
- dengeli
- equal
- hakkaniyetli
- legal equality
- Yasal eşitlik
- legal equality
- Kanun önünde eşitlik
- principle of equality
- Eşitlik ilkesi
- social equality
- Sosyal/toplumsal eşitlik
- economic equality
- (Ticaret) ekonomik eşitlik
- equal
- {s} aynı
Tom aynı derecede suçludur.
- Tom is equally guilty.
Üniversite öğrencilerinin sıkı çalışmaları gerekir, ama aynı derecede onların aktif bir sosyal yaşam için de zaman ayırmaları gerekir.
- College students should study hard, but equally they should also make time for an active social life.
- equal
- {s} başabaş
- equal
- {f} bir olmak
- equal
- aynı miktarda
- equal
- Şehirler aynı büyüklü
- equal
- yeterli/eşit
- equal
- {s} yeterli
O, görev için yeterli değildir.
- He is not equal to the task.
- equal
- {s} hayır demez
- equal
- {i} yaşıt
- equal
- (re: math function) Eşit (re: matematiksel işlev)
- equal
- {s} düzenli
- equal
- {s} aynı düzeyde
- equal
- muadili olmak
- equal
- equal to the task işin ehli
- equal
- eşdeğerli
- equal
- {s} sakin
- equal
- dengeli muvazeneli
- equal
- {s} dingin
- equal
- eşdeğerde olmak
- equal
- {s} yanlı
- equal
- {f} eş değerde olmak
- equal
- equal sign eşit işareti
- equal
- {f} aynı düzeyde olmak, emsali olmak: No one equals her. Emsali yok
- equal
- {s} uygun
Ben ona uygun değilim.
- I am not equal to it.
Onun sağlığı bu ağır göreve uygun değildir.
- Her health isn't equal to that heavy task.
- equal
- {f} eşit olmak: Two plus two equals four. İki artı iki eşit dört
- equal
- küfüv
- on an equality with
- eşit olarak
- point of subjective equality
- (Pisikoloji, Ruhbilim) öznel eşitlik noktası