If you eat too much you will become fat.
- Çok fazla yersen şişmanlarsın.
I was much frightened at the sight.
- Ben görünce çok korktum.
He has many enemies in the political world.
- Politik dünyada pek çok düşmanı var.
There were too many people at the concert.
- Konserde çok fazla kişi vardı.
That tie suits you very well.
- Bu kravat sana çok iyi uyuyor.
Understanding you is really very hard.
- Seni anlamak gerçekten çok zor.
Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun.
- Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.
The teacher was very fair when she marked our exams.
- Öğretmen, sınavlarımızda not verirken çok adildi.
It was too difficult for me.
- Bu benim için çok zordu.
If you eat too much you will become fat.
- Çok fazla yersen şişmanlarsın.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
I haven't a very good dictionary.
- Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.
Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science.
- Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.
You do such a thing once too often and get punished.
- Öylesine bir şeyi bir kez çok sık yaparsın ve cezalandırılırsın.
Japanese tourists abroad are big spenders.
- Yurt dışındaki Japon turistler çok para harcarlar.
Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth.
- Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.
She likes her school a lot.
- O okulunu çok seviyor.
Japan consumes a lot of paper.
- Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.
Oil is abundant in that country.
- Şu ülkede petrol çoktur.
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't.
- Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
Tom is very tidy, isn't he?
- Tom çok düzenli, değil mi?
Mary's apartment is very tidy.
- Mary'nin dairesi çok düzenli.
God is dead. And I don't feel so good either.
- Tanrı öldü ve ben de çok iyi hissetmiyorum.
Tom didn't know that Mary was already dead.
- Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.
Countless lives have been lost.
- Pek çok hayat kayboldu.
I've been to Boston countless times.
- Pek çok kez Boston'a gittim.
I was very exuberant.
- Ben çok hayat doluydum.
Tom lives a very lavish lifestyle.
- Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.
Listening to music is lots of fun.
- Müzik dinlemek çok eğlenceli.
In Venice, there are always lots of tourists.
- Venedik'te her zaman çok turist vardır.
He hurt his arm lifting so much weight.
- Çok fazla ağırlık kaldırırken kolunu incitti.
Don't worry about money so much.
- Para için o kadar çok kaygılanma.
There are numerous universities in Kyoto.
- Kyoto'da çok sayıda üniversite var.
When I went into his room, he showed me the numerous trophies he had won during the twenty years he had played golf.
- Onun odasına girdiğimde, golf oynadığı yirmi yıl süresince kazandığı çok sayıda kupayı bana gösterdi.
She likes her school a lot.
- O okulunu çok seviyor.
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise.
- O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.
Layla was a very deadly woman.
- Leyla çok ölümcül bir kadındı.
The traffic is heavy here.
- Trafik burada çok yoğundur.
The bag was too heavy for me to carry by myself.
- Çanta benim tek başıma taşıyamayacağım kadar çok ağırdı.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
There are very few shops and the cinema is awful.
- Burada çok az mağaza var ve sinema da korkunç.
I'm awfully sorry that I was late.
- Ben geç kaldığım için çok üzgünüm.
We are badly in need of food.
- Bizim çok fazla yiyeceğe ihtiyacımız var.
The bread is cutting badly because it's very soft.
- Ekmek çok yumuşak olduğu için zor kesiliyor.
New York is a multi-racial city.
- New York çok ırklı bir şehirdir.
Tatoeba is a multi-language dictionary.
- Tatoeba çok dilli bir sözlüktür.
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
Windows is the most used operating system in the world.
- Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur.
She is a student who studies very hard.
- O çok çalışan bir öğrencidir.
Understanding you is really very hard.
- Seni anlamak gerçekten çok zor.
The damage is too extensive.
- Zarar çok geniş çaplıdır.
He feels a good deal better than yesterday.
- Düne göre çok daha iyi hissediyor.
She spent a good deal of money on her vacation.
- O, tatiline çok para harcadı.
I like grape jelly best.
- En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.
Tom ate too many jelly donuts.
- Tom çok sayıda jöleli börek yedi.
If you eat too much of this food, you may get a sore throat.
- Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.
I have a sore throat because of too much smoking.
- Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha ilginç.
The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure.
- Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.
There were a great many boys and girls in the park.
- Parkta çok sayıda erkek ve kız vardı.
There are a great many forest fires in America.
- Amerika'da pek çok orman yangını var.
A great number of students battled for freedom of speech.
- Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.
There are a great number of schools in this city.
- Bu şehirde çok sayıda okul vardır.
There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street.
- Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.
Tom loved his mother dearly.
- Tom annesini çok sevdi.
This medicine tastes horrible.
- Bu ilacın tadı çok kötü.
Their performance that year was horrible.
- Bu yılki performansları çok berbattı.
You speak tremendously fast.
- Çok hızlı konuşuyorsun.
It hurts tremendously here.
- Burası çok fazla acıyor.
The kangaroo jumps very high.
- Kangurular çok yüksek sıçrarlar.
The price of this camera is very high.
- Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.
We rejected Tom's suggestion as too extreme.
- Biz Tom'un önerisini çok aşırı olarak reddettik.
Difference between the past, present, and future is nothing but an extremely widespread illusion.
- Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece çok yaygın yanılsamadan başka bir şey değildir.
Tom claimed that his father had raped him on multiple occasions.
- Tom babasının birden çok kez ona tecavüz ettiğini iddia etti.
Tom has multiple talents.
- Tom'un birden çok yeteneği vardır.
He works hard all the year round.
- Bütün yıl çok sıkı çalışır.
There's a lot of rain all the year round.
- Yıl boyunca çok yağmur var.
It began to rain in earnest.
- Çok yağmur yağmaya başladı.
This survey is too long to finish quickly.
- Bu araştırma hızlı bir şekilde bitiremeyecek kadar çok uzun.
Well, the night is quite long, isn't it?
- Güzel, gece çok uzun, değil mi?
He went so far as to call me a liar.
- O, bana bir yalan söyleyecek kadar çok ileri gitti.
Jon is far more attractive than Tom.
- Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.
Difference between the past, present, and future is nothing but an extremely widespread illusion.
- Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece çok yaygın yanılsamadan başka bir şey değildir.
You seem to be extremely lazy.
- Çok tembel görünüyorsun.
Several slight shocks followed the earthquake.
- Depremi çok sayıda hafif şoklar izledi.
Several companies are competing to gain the contract.
- Çok sayıda şirket sözleşmeyi kazanmak için yarışıyor.
A good night's sleep will do you a world of good.
- İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.
Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen.
- Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.
I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior.
- Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.
The uprising was brutally suppressed.
- İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.
Tom appears to be too tired to tackle that problem right now.
- Tom, şimdi o sorunu çözemeyecek kadar çok yorgun görünüyor.
You may be right, but we have a slightly different opinion.
- Haklı olabilirsin, ama bizim çok az farklı bir görüşümüz var.
Jon is far more attractive than Tom.
- Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.
The more you know about him, the more you like him.
- Onu tanıdıkça daha çok seversin.
Tom is an enormously gifted musician.
- Tom çok yetenekli bir müzisyen.
I've always admired you enormously.
- Sana her zaman çok hayran oldum.
Tom can be awfully stubborn.
- Tom çok inatçı olabilir.
Tom seemed awfully tired.
- Tom çok yorgun görünüyordu.
Your intelligence is as vast as the distance between Bombay and Mumbai.
- Senin zekan Bombay ve Mumbai arasındaki mesafe kadar çoktur.
There is a vast difference between being able to make oneself understood in English and mastering the English language perfectly.
- Kendini İngilizce olarak ifade edebilmek ve İngiliz dilini mükemmel şekilde öğrenmek arasında çok büyük bir fark var.
Japan's army was very powerful.
- Japonya'nın ordusu çok güçlüydü.
The military power of this country is very advanced.
- Bu ülkenin askerî gücü çok gelişmiştir.
You shouldn't eat to excess.
- Çok fazla yememelisin.
She smokes excessively.
- O çok fazla sigara içiyor.
Tom feels very strongly about this.
- Tom bu konuda çok güçlü hissediyor.
I didn't realize you felt so strongly about this.
- Bunun hakkında çok güçlü hissettiğini fark etmedim.
The multinational corporation lowered the price of several products.
- Çok uluslu ticaret şirketleri çok sayıda ürünün fiyatını düşürdü.
Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected.
- Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.
I was terribly confused by his question.
- Sorusuna çok şaşırdım.
Fadil knew that something was terribly wrong.
- Fadıl bir şeylerin çok yanlış olduğunu biliyordu.
You are really full of curiosity, aren't you?
- Gerçekten çok meraklısın, değil mi?
The man returned from his vacation full of beans.
- Adam tatilinden çok enerjik döndü.
I am poor, whereas my brothers are very rich.
- Ben fakirim, oysa erkek kardeşlerim çok zengin.
They say he is very rich.
- Onlar onun çok zengin olduğunu söylüyorlar.
I think highly of him.
- Onu oldukça çok düşünüyorum.
Corn is the most highly subsidized crop in America.
- Mısır, ABD'de en çok mali destek alan tarım ürünüdür.
The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated.
- Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.
This book is far above me.
- Bu kitap benim çok üzerimde.
Health is above wealth, for this does not give us so much happiness as that.
- Sağlık zenginliğin üstündedir, zira zenginlik bize sağlık kadar çok mutluluk vermiyor.
I plan to invite a lot of guests to the opening ceremony.
- Açılış törenine çok misafir davet etmeyi planlıyorum.
What a lot of books he has!
- Onun ne de çok kitabı var!
This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind.
- Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.
She always dresses very simply.
- O her zaman çok sade şekilde giyinir.
The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it.
- Mormonlar çok eşliliği yasakladılar ama bazı yandaşları bunu hala uyguluyorlar.
It doesn't require you to be a polyglot.
- Çok dil bilen biri olmanızı gerektirmiyor.
The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular.
- Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.
This bird's large wings enable it to fly very fast.
- Bu kuşun büyük kanatları onun çok hızlı uçmasını sağlar.
He worked hard to support a large family.
- O, büyük bir aileyi geçindirmek için çok çalıştı.
Tom's only too happy to lend a hand where necessary.
- Tom sadece gerektiği yerde yardım etmekten çok mutlu.
I'd be only too pleased to help you!
- Size yardım etmekten çok memnun olacağım!
That tie suits you very well.
- Bu kravat sana çok iyi uyuyor.
My mom doesn't speak English very well.
- Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.
He earns a great deal.
- O, oldukça çok kazanır.
His talk led me to believe that he knows a great deal.
- Onun konuşması onun çok şey bildiğine beni inandırdı.
Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly.
- Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.
Oh, hello. It's quite hot today really!
- Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!
Tom should have plenty of time.
- Tom'un çok zamanı olmalı.
Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't.
- Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.
The noise of city life annoys me greatly.
- Şehir yaşamının gürültüsü beni çok sinirlendiriyor.
Tom misses his mother greatly.
- Tom annesini çok özlüyor.
I feel for you deeply.
- Ne çektiğini çok iyi anlıyorum.
I was deeply moved by that.
- Ondan çok etkilendim.
We have precious little time.
- Değerli çok az zamanımız var.
All socks are very precious.
- Tüm çoraplar çok değerlidir.
Bill hates his father smoking heavily.
- Bill babasının çokça sigara içmesinden nefret ediyor.
They could not set out because it snowed heavily.
- Yola koyulamadılar çünkü çok kar yağdı.
The audience was largely made up of very young children.
- Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.
Don't mourn over the loss of your loved one too long.
- Sevdiğin birinin kaybına çok uzun süre ağlama.
Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels.
- Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.
Thank you very, very much!
- Sana çok, çok teşekkürler!
Thank you very much for your present.
- Hediyen için çok teşekkürler.
You're a beast! You haven't even missed one question!
- Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!
These beasts are very friendly.
- Bu canavarlar çok cana yakın.
Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill.
- Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.
You're so good at writing. I'm terrible.
- Yazma konusunda çok iyisin. Ben kötüyüm.
She looked terrible at that time.
- O zaman çok kötü görünüyordu.
I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind.
- Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.
Listening to music is lots of fun.
- Müzik dinlemek çok eğlenceli.
Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office.
- Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.
They live beyond their means.
- Onlar kazandıklarından çok para harcıyorlar.
Sadly, I'm not a very good dancer.
- Ne yazık ki, ben çok iyi bir dansçı değilim.
I thought that was remarkable.
- Onun çok dikkat çekici olduğunu düşündüm.
On the outside this building is not remarkable, but if you look inside there is a courtyard with a very beautiful garden.
- Bu bina dışarıdan dikkat çekici değildir ama içine bakarsanız çok güzel bahçeli bir iç avlu vardır.
Tom is a terrific all-around athlete.
- Tom müthiş çok yetenekli bir atlettir.
The baby in the cradle is very pretty.
- Beşikteki bebek çok şirindir.
This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers.
- Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.
You know that two nations are at war about a few acres of snow somewhere around Canada, and that they are spending on this beautiful war more than the whole of Canada is worth.
- Kanada civarında bir yerde birkaç dönüm karla ilgili iki ulusun savaşta olduğunu ve bu güzel savaşa tüm Kanada'nın değdiğinden daha çok para harcadıklarını bilirsiniz.
Some people identify success with having much money.
- Bazı insanlar başarıyı çok para kazanma olarak tanımlarlar.
Personal computers are very useful.
- Kişisel bilgisayarlar çok kullanışlıdır.
Personal computers are of great use.
- Kişisel bilgisayarlar çok faydalıdırlar.
New York'un caddeleri çok geniş.
- New York'un caddeleri çok geniştir.
New York'un caddeleri çok geniştir.
- New York'un caddeleri çok geniş.