yaşayan

listen to the pronunciation of yaşayan
التركية - الإنجليزية
{s} vital
quick
living

Tímea is a Hungarian living in Poland. - Tímea, Polonya'da yaşayan bir Macardır.

Most living creatures in the sea are affected by pollution. - Denizde yaşayan canlıların çoğu, kirlilikten etkilenir.

in the flesh
animate
live

No living thing could live without air. - Yaşayan hiçbir şey havasız yaşayamazdı.

Mike has a friend who lives in Chicago. - Mike'ın Şikago'da yaşayan bir arkadaşı var.

alive

Carl is the tallest man alive. - Yaşayan en uzun adam Carl'dır.

The German newspaper Die Welt has called Canada's Prime Minister, Justin Trudeau, the sexiest politician alive. - Alman Die Welt gazetesi, Kanada Başbakanı Justin Trudeau'yu yaşayan en seksi politikacı olarak nitelendirdi.

lived

Tom bought a bunch of inexpensive cameras to give to children who lived in his neighborhood. - Tom onun mahallesinde yaşayan çocuklara vermek için bir sürü ucuz kameralar aldı.

When Tom was a kid, he became obsessed with the girl who lived across the street from him. - Tom çocukken, onun karşısındaki caddede yaşayan kıza saplantılı oldu.

going
living on
inhabiting
living in

The new road will benefit the people living in the hills. - Yeni yolun tepede yaşayan insanlara faydası olacaktır.

People living in this area are dying because of the lack of water. - Bu alanda yaşayan insanlar su yokluğu nedeniyle ölüyor.

yaşayan ölü
zombie
yalnız yaşayan
solitary

Aardvarks are solitary animals. - Yerdomuzları yalnız yaşayan hayvanlardır.

yabancı ülkede yaşayan
expatriate
yabancı ülkede yaşayan kimse
expatriate
yalnız yaşayan kimse
hermit
yalnız yaşayan kimse
loner
yalnız yaşayan kız
bachelor girl
bir yıl yaşayan bitki
annual
suda yaşayan
aquatic
ağaçta yaşayan
arboreal
toplumdan uzak yaşayan kimse
recluse
yaşa
{f} live

Mike has a friend who lives in Chicago. - Mike'ın Şikago'da yaşayan bir arkadaşı var.

Gerhard Schroeder is the first German chancellor not to have lived through World War II. - Gerhard Schröder, II. Dünya Savaşı boyunca yaşamayan ilk şansölyedir.

yaşa
{f} living

I love living with you. - Sizinle yaşamayı seviyorum.

She is used to living alone. - Yalnız yaşamaya alışkın.

fas'ta yaşayan berberi kabilesi
barber tribe living in Morocco
madagaskar'da yaşayan ötücü bir kuş
passerine birds living in madagascar
sakin, kendi hâlinde yaşayan
residents, who live in their own state of
suda yaşayan hayvanlar
aquatic animals
amerika'da yaşayan latin kökenli kimse
Latino
banliyöde yaşayan kimse
commuter
bekâr ve tek başına yaşayan kız
bach girl
bireysel yaşayan bir mercan
(Jeoloji) calceolid
bohem hayat yaşayan
bohemian
bohem hayat yaşayan kimse
Bohemian
bohem hayat yaşayan yazar
garreteer
dağ göllerinde yaşayan bir tür alabalık
char
evli olmadan birlikte yaşayan
(Argo) shacked
gölde sırıklar üzerindeki evde yaşayan kimse
lake dweller
gölde yaşayan
lacustrine
hayal dünyasında yaşayan kimse
escapist
hızlı yaşayan kimse
swinger
iki yıl yaşayan bitki
biennial
karada ve denizde yaşayan
amphibious
kocasından ayrı yaşayan kadın
grass widow
komünde yaşayan kimse
Communard
kısmen suda yaşayan
(Hayvan Bilim, Zooloji) semiaquatic
londra'nın doğusunda yaşayan kimse
East Ender
manastırda yaşayan
monastic
manastırda yaşayan tarikat üyesi
cenobite
nehirde yaşayan
fluvial
oksijen kullanarak yaşayan
(Askeri) aerobic
ormanda yaşayan
woodland
ormanda yaşayan kimse
woodman
ormanda yaşayan kimse
woodsman
ren nehri'nin batısında yaşayan alman
Rhinelander
sebzelerde yaşayan
vegetarian
suda yaşayan bir tür omurgasız hayvan
polyzoon
suda yaşayan hayvan veya bitki
aquatic
suya asılı yaşayan mikroskobik deniz canlıları
plankton
sömürgede yaşayan kimse
colonist
sınırda yaşayan kimse
frontiersman
tatlısuda yaşayan
freshwater
tavanarasında yaşayan kimse
garreteer
toplu halde yaşayan
social
toplu halde yaşayan
gregarious
topluma uymadan yaşayan
Bohemian
uzaklarda yaşayan
far-flung
yaşa
whoopee
yaşa
long live

Long live the brotherhood of all peoples. - Yaşasın tüm halkların kardeşliği.

Long live the Soviet Union! - Çok yaşa Sovyetler Birliği!

yaşa
hurray

Hurray! I have found it! - Yaşasın! Ben onu buldum!

yaşa
cheers
yaşa
viva
yaşa
hooray
yaşa
huzza
yaşa
hurrah
yaşa
Hurray!, Hooray!
yaşa
subsist
yaşa
inhabit

Indians inhabited this district. - Yerliler bu bölgede yaşadılar.

The region has never been inhabited by people. - Bölgede insanlar hiç yaşamadı.

yaşa
know

Do you know where Miss Hudson lives? - Bayan Hudson'un nerede yaşadığını biliyor musunuz?

Tom knows a man who lives in Boston. - Tom Bostonda yaşayan bir adam tanıyor.

yaşayanlar
the living
yerkürede yaşayan kimse
tellurian
yerli kadınla yaşayan beyaz adam
combo
ırmak kenarında yaşayan
riverain
şehir dışındaki lüks sitede yaşayan kimse
exurbanite
التركية - التركية

تعريف yaşayan في التركية التركية القاموس.

Yaşa
yaşasın
yaşa
Hoşnutluk, sevinç gibi duyguları anlatmak için söylenir
yaşa
Hoşnutluk, sevinç gibi duyguları anlatmak için söylenir: "Ey vatan, ey mübarek vatan, bin yaşa."- T. Fikret
yaşayan
المفضلات