tarafsızlık

listen to the pronunciation of tarafsızlık
التركية - الإنجليزية
{i} neutrality
impartiality

Even impartiality is partial. - Tarafsızlık bile taraflıdır.

{i} objectivity
fairness
noncommittal
neutralism
detachment
openness
evenness
equilibrium
pol. neutrality
fair play
indifference
equity
impartiality, detachment
equitableness
impartiality, lack of bias
candor
candour [Brit.]
objectiveness
even

Even impartiality is partial. - Tarafsızlık bile taraflıdır.

disinterest
disinterestedness
dispassionateness
{i} candour
detach
(Sosyoloji, Toplumbilim) neurality
equitable
taraf
{i} party

The policy of the government was criticized by the opposition party. - Hükümetin politikası muhalefet partisi tarafından eleştirildi.

The party was hosted by Dan. - Partiye Dan tarafından ev sahipliği yapıldı.

taraf
side

They live on the other side of the road. - Onlar sokağın diğer tarafında yaşıyorlar.

The apples on the other side of the wall are the sweetest. - Duvarın diğer tarafındaki elmalar en tatlıdır.

taraf
way

Be sure to drop in on us if you come our way. - Bizim tarafa yolun düşerse, bize uğramayı unutma.

Would you mind looking the other way while I change my clothes? - Elbiselerimi değiştirirken diğer tarafa bakar mısın?

taraf
part

It was a mistake on their part. - Onların tarafında bir hataydı.

The police regarded him as a party to the crime. - Polis onu suçun bir taraftarı olarak görüyordu.

tarafsızlık yanlısı
neutralist
taraf
{i} facet
taraf
{i} end

I'm getting endlessly annoyed by this foolishness. - Bu aptallık tarafından sonsuz bir şekilde rahatsız oluyorum.

The two sides must reach an agreement in principle by the end of June. - Haziran ayı sonuna kadar tarafların ilke anlaşmasına varmaları gereklidir.

taraf
{i} hand

On the other hand, there are some disadvantages. - Diğer taraftan, bazı dezavantajları var.

On the one hand we suffered a heavy loss, but on the other hand we learned a great deal from the experience. - Bir taraftan ağır kayıplar verdik fakat diğer taraftan deneyimden birçok şey öğrendik.

taraf
district
taraf
favour
taraf
outside

Sami was spotted by police outside a gas station. - Sami, polis tarafından bir benzin istasyonunun dışında fark edildi.

I was distracted by those protesters outside. - Benim dışarıda bu protestocular tarafından dikkatim dağıtıldı.

taraf
backside
taraf
streak
taraf
(Ticaret) stakeholder
taraf
behalf

I'm calling you on behalf of Mr. Simon. - Bay Simon tarafından arıyorum sizi.

daimi tarafsızlık
(Hukuk) permanent neutrality
dinsel konularda tarafsızlık
indifferentism
duygusal tarafsızlık
emotional neutrality
olgusal tarafsızlık
(Hukuk) de facto, factual neutrality
silahlı tarafsızlık
armed neutrality
siyasi tarafsızlık yanlısı
neutralist
taraf
side; aspect; direction; district; part
taraf
used in formal language to show the agent of a passive verb: Bu nişan büyük babama padişah tarafından ihsan edilmiş. This medal was bestowed on my grandfather by the sultan. Ancak belediye encümeni tarafından onaylanmış ruhsatlar geçerli sayılacaktır. Only those permits which have received the approval of the municipal council will be deemed valid
taraf
behalf: Dayım tarafından geliyorum, sizden bir ricası var. I've come on behalf of my uncle to ask a favor of you
taraf
side; part, portion; area, region; direction: Sandığın üst tarafı ceviz. The top part of the chest is walnut. Şehrin o tarafında oturuyor. She lives over in that part of town. Ne taraftansın? What part of the country are you from? Fatih taraflarında bir yerde oturuyor. He lives somewhere in the neighborhood of Fatih. Seni her tarafta aradım. I've been looking for you everywhere. Boğaz'ın Asya tarafında on the Asian side of the Bosphorus. Sağ tarafına bak! Look to your right! Rüzgâr ne taraftan esiyor? What direction's the wind blowing from? Nehir tarafına doğru gidiyordu. He was heading towards the river
taraf
contractor
taraf
party (to a contract, in a legal proceeding); litigant
taraf
used in formal language to indicate a person: Merhum zevcinizin evrakı tarafınıza gönderilmiştir. The papers of your late husband have been forwarded to you
taraf
(denklem) member
taraf
used with an adjective: Ucuz tarafından bir ayakkabı istiyorum. I want a cheap pair of shoes. Bunları ucuz tarafından aldın, değil mi? You bought these on the cheap, didn't you?
taraf
side (one particular side, position, or group as opposed to another): işin kötü tarafı the unpleasant side of the matter. Bizim taraf maçı kazandı. Our side won the match. Onun baba tarafında delilik var. There's madness on his father's side of the family. O meseleye ne taraftan bakarsan bak halledilmesi imkânsız. No matter how you look at it, that problem remains insoluble. Herif bir taraftan parasızlıktan yakınıyor, öbür taraftan kalkıp karısına kürk manto alıyor! The fellow complains about his lack of money, and then he ups and buys his wife a fur coat! öte taraftan on the other hand
التركية - التركية
Tarafsız olma durumu, yansızlık; bîtaraflık
Tarafsız olma durumu, yansızlık, bitaraflık: "Üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma ... ant içerim."- Anayasa
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Yan, yön
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Yer, memleket, ülke. Kıt'a
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Taraftarlık, sahip çıkmak, korumak
Taraf
(Osmanlı Dönemi) KIT'A
Taraf
(Osmanlı Dönemi) HAVZA
Taraf
(Osmanlı Dönemi) HİZA
taraf
Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi
taraf
Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri
taraf
Yön, yan, doğrultu
taraf
Yöre, yer
taraf
Yön, yan, doğrultu: "Deniz tarafındaki çayırdan bir sürü koyun geçiyor."- M. Ş. Esendal
taraf
Yöre, yer: "Üsküdar tarafındaki evlerin camları kor gibi parlıyordu."- H. Taner. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
taraf
İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
taraf
Bir şeyin belli bölümü, kısmı
taraf
Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri: "Dört tarafı kesme billur kapaklı bir eski saat..."- R. H. Karay
الإنجليزية - التركية
equity
detachment
disinterestedness
disinterest
tarafsızlık
المفضلات