büyük

listen to the pronunciation of büyük
التركية - الإنجليزية
large

The Sahara Desert is almost as large as Europe. - Sahra Çölü, neredeyse Avrupa kadar büyük.

These dresses are too large. - Bu elbiseler çok büyük.

grand

It's been a long time since I visited my grandmother. - Büyükannemi ziyaret edeli uzun zaman oldu.

My grandfather died shortly after my birth. - Büyükbabam benim doğumumdan kısa bir süre sonra öldü.

major

My house needs major repairs. - Evimin büyük onarımlara ihtiyacı var.

The new law was a major reform. - Yeni yasa büyük bir reformdu.

great

India was governed by Great Britain for many years. - Hindistan uzun yıllar boyunca Büyük Britanya tarafından yönetildi.

I had great difficulty in finding my ticket at the station. - İstasyonda biletimi bulurken büyük zorluk yaşadım.

big

Twitter is among the biggest enemies of Islam. - Twitter İslâm'ın en büyük düşmanları arasındadır.

He broke his promise, which was a big mistake. - Büyük bir hataydı ki, o caydı.

long

It's been a long time since I visited my grandmother. - Büyükannemi ziyaret edeli uzun zaman oldu.

My grandfather lived a long life. - Büyük babam uzun bir hayat yaşadı.

wide

There is a wide gap in the opinions between the two students. - İki öğrenci arasında fikirlerde büyük bir uçurum vardır.

capital

You must begin a sentence with a capital letter. - Cümleye büyük harfle başlamalısın.

Write your name in capital letters. - Adınızı büyük harflerle yazın.

high

How to overcome the high value of the yen is a big problem. - Yüksek yen değerinin nasıl üstesinden gelineceği büyük bir sorundur.

His essay gave only a superficial analysis of the problem, so it was a real surprise to him when he got the highest grade in the class. - Onun denemesi, sorunun sadece yüzeysel bir analizini yaptı, bu yüzden sınıfta en yüksek notu aldığında ona gerçekten büyük bir sürpriz olmuştu.

enormous

The new building is enormous. - Yeni bina çok büyüktür.

An elephant is an enormous animal. - Bir fil çok büyük bir hayvandır.

out

My grandmother used to go out for a walk almost every day, but now she seldom, if ever, goes out. - Büyükannem hemen hemen her gün bir yürüyüş için dışarı çıkardı fakat şimdi o nadiren, kırk yılda bir, dışarı çıkar.

Tom doesn't have much interest in outdoor sports. - Tom, açık hava sporlarına büyük ilgi duymuyor.

large-scale

Tatoeba is a mini-LibriVox, it just needs to be written before the large-scale reading aloud would start. - Tatoeba bir mini-LibriVox'tur. O, yüksek sesle büyük ölçekli okuma başlamadan önce sadece yazılması gerekiyor.

keen
mega
no end
senior
almighty
important; grand, chief, major
precious
big, large
maxi

The largest muscle in the human body is the gluteus maximus. - İnsan vücudundaki en büyük kas gluteus maximus'tur.

great, grand, exalted
extended
macro
megalo
handsome

He was big and handsome. - O, büyük ve yakışıklıydı.

old; older, senior
Cyclopean
older

He looks older than my brother. - O benim erkek kardeşimden daha büyük görünüyor.

Care has made her look ten years older. - Bakım onun görünüşünü on yaş büyük yaptı.

capacious
no end of
ample
big, large, great, grand, massive, colossal, tremendous; extensive; important, serious, chief; great, exalted; old, older, elder; oldest, eldest
bulky

This box is too bulky to carry. - Bu kutu taşımak için çok fazla büyüktür.

These presents are really bulky. - Bu hediyeler gerçekten büyük.

elder

My elder daughter Magdalena is like an angel. - Büyük kızım Magdalena bir melek gibidir.

My elder son is Lech Zaręba. - En büyük oğlum Lech Zaręba'dır.

magniloquent
mighty
one's senior, older person; person whose rank or qualities command respect
healthy

His grandfather is still very healthy for his age. - Büyükbabası yaşına göre hâlâ oldukça sağlıklı.

Tom's grandmother looks healthy. - Tom'un büyükannesi sağlıklı görünüyor.

exalted
huge

She lives in a huge house. - O, büyük bir evde yaşıyor.

The boy has a huge bump on his head. No wonder he cried so much! - Çocuğun başında büyük bir yumru var. O kadar çok ağlamasına şaşmamalı.

large scale

It is hoped that this new policy will create jobs on a large scale. - Bu yeni politikanın büyük ölçekli işler yaratacağı umuluyor.

It seems the rural area will be developed on a large scale. - Kırsal alan büyük ölçüde gelişecek gibi görünüyor.

eldest

Caution is the eldest daughter of wisdom. - Dikkat, bilgeliğin büyük kızıdır.

Suddenly the eldest daughter spoke up, saying, I want candy. - En büyük kız şeker istiyorum diyerek birdenbire konuştu.

signal

Tom's grandfather was a signal officer in the army. - Tom'un büyükbabası orduda bir muhabere subayıydı.

stupendous
expansive
gross

You must be more careful to avoid making a gross mistake. - Büyük bir hata yapmaktan kaçınmak için daha dikkatli olmalısın.

towering
colossal
outsize
voluminous
bigger

Tom is bigger than me. - Tom benden daha büyük.

Beijing is bigger than Rome. - Pekin, Roma'dan daha büyüktür.

hamper
burning
oldest

She is not my mother but my oldest sister. - O benim annem değil fakat en büyük ablamdır.

My grandmother is the oldest in this town. - Büyükannem bu kasabada en yaşlıdır.

(Tıp) hypertrophic
(Bilgisayar) more

My grandmother can ride a motorcycle, and what's more, a bicycle. - Büyükannem bir motosiklet sürebilir, ve dahası bir bisikleti de.

My grandmother gave me more than I wanted. - Büyükannem bana istediğimden daha fazlasını verdi.

profound
ranch

There are about 500 cattle on the ranch. - Çiftlikte yaklaşık 500 büyükbaş hayvan var.

Tom is the owner of the largest ranch in the area. - Tom, bölgedeki en büyük çiftliğin sahibidir.

ambitious

My father was an ambitious man and would drink massive amounts of coffee. - Babam hırslı bir adamdı ve büyük miktarda kahve içerdi.

singular
sizeable

He won a sizeable amount of money. - O büyük miktarda para kazandı.

prize

Kaoru, yours is the best reaction so far - you win the grand prize. - Kaoru, şimdiye kadar en iyi tepki sizinki - büyük ödülü kazanırsınız.

To my great delight, he won the first prize. - Benim için büyük sevinç, o birincilik ödülünü kazandı.

tremendous

Tom is taking a tremendous chance. - Tom çok büyük bir risk alıyor.

The earthquake created a tremendous sea wave. - Deprem büyük bir deniz dalgası yarattı.

sumptuous
widely
legend
sizable

Tom won a sizable amount of money. - Tom oldukça büyük bir miktarda para kazandı.

edifice
substantial

The stability of Chinese economy is substantially overestimated. - Çin ekonomisinin istikrarı büyük ölçüde abartılmıştır.

büyük harf
capital

Sentences begin with a capital letter. - Cümleler büyük harfle başlar.

Write your name in capitals. - Adını büyük harflerle yaz.

büyük ihtimalle
likely

Every sentence that starts with I'm not racist, but is likely to be very racist indeed. - Irkçı değilim, ama ile başlayan her cümle aslında büyük ihtimalle çok ırkçıdır.

You are very likely right. - Sen büyük ihtimalle haklısın.

büyük harf
upper case
oldukça büyük
sizeable
büyük karides
prawn
büyük ihtimalle
most likely

Which team is the most likely to win the championship? - Hangi takım büyük ihtimalle şampiyonluğu kazanacak?

Who do you think is most likely to win the race? - Yarışı büyük ihtimalle kimin kazanacağını düşünüyorsun?

büyük bira bardağı
pint

Beer is sold by the pint. - Bira büyük bira bardağı ile satılır.

büyük mağaza
department store
büyük olasılıkla
probably

If you don't eat breakfast, you'll probably be hungry during the morning and won't be as efficient at work as you could be. - Eğer kahvaltı yapmazsanız, büyük olasılıkla sabah acıkırsınız ve işinizde önceki gibi verimli olmazsınız.

Tom is probably lost. - Tom büyük olasılıkla kayboldu.

büyük sepet
crate
büyük ölçüde
pretty much

Tom pretty much forgot about the meeting. - Tom toplantıyı büyük ölçüde unuttu.

I've pretty much gotten over it. - Onu büyük ölçüde aştım.

Büyük britanya
Great Britain
Büyük tufan
the Deluge
Büyük tufan
The Flood
büyük aptes
stool
büyük başarı kazanmak
triumph
büyük kısım
body
büyük makas
shears
büyük saygı duymak
revere
büyük başarı
winner
büyük (servet)
large
büyük kazanç
scoop
büyük söylemek
talk big
büyük söylemek
boast
büyük söz söylemek
talk big
büyük önem
great importance
büyük vites
high
büyük beden
Plus size, XL
büyük bir kısmı
A large part
büyük fare
older mice
büyük havan
large mortar
büyük iskender
Alexander The Great
büyük kardeş
big brother
büyük kötülük
big evil
büyük memeli kadın
women with big tits
büyük piliç
big chicken
büyük sandal
longboat
büyük sözlük
great dictionary
büyük sıçan
big rats
büyük zevkle
With great pleasure
büyük zoka
great bait
büyük şehir
big city

What is the difference between a bookshop in a small town and in a big city? - Küçük şehirdekiyle büyük şehirdeki kitapçı arasındaki fark nedir?

A big city is full of snatchers. - Büyük şehirler kapkaççılarla doludur.

büyük lokma ye, büyük söz söyleme
(Atasözü) Eat a big mouthful, but don't make big promises. B
büyük ölçüde
substantially

The stability of Chinese economy is substantially overestimated. - Çin ekonomisinin istikrarı büyük ölçüde abartılmıştır.

büyük ölçüde
highly

I think that's highly unlikely. - Sanırım o büyük ölçüde mümkün değil.

büyük ihtimalle
presumably
büyük ihtimalle
(Argo) prolly
büyük beden
(Tekstil) large size
büyük gemi
(Askeri) large ship
büyük harf
upper letter
büyük harf
drop cap
büyük ihtimalle
in all likelihood
büyük oranda
substantially
büyük çoğunluk
(Politika, Siyaset) greatest majority
büyük çoğunluk
large majority
büyük ölçekli
large scaled
büyük ölçüde
whole slew (of)
büyük ölçüde
widely
büyük şehir
large city
büyük beden
large sized
büyük elçi
consular
büyük gemi
capital ship
büyük harf
uppercase
büyük harf
block capital
büyük harf
capital letter

Please do not forget capital letters. - Lütfen büyük harfleri unutma.

You must begin a sentence with a capital letter. - Cümleye büyük harfle başlamalısın.

büyük harf
majuscule
büyük ihtimalle
most probably

Most probably, he'll come. - O, büyük ihtimalle gelecek.

Most probably, she'll come. - O, büyük ihtimalle gelecek.

büyük lig
major league
büyük miting
mass meeting
büyük ölçekli
large scale

It is hoped that this new policy will create jobs on a large scale. - Bu yeni politikanın büyük ölçekli işler yaratacağı umuluyor.

büyük ölçüde
to a great extent
büyük ölçüde
to a large extent
BÜYÜK ELÇİ
(Askeri) ambassador

He was appointed ambassador to Britain. - İngiltere'ye büyük elçi olarak atandı.

He's the ambassador to Haiti. - O, Haiti büyük elçisidir.

Büyük ölçüde
in large measaure
Büyük ölçüde
in large part
Büyük İskender
alexander the great
büyük beden
large body
büyük beden
large body of
büyük beden
a large body
büyük harf
upper case letter
büyük harf
upper case character
büyük ihtimalle
quite possibly
büyük lig
big league

Welcome to the big leagues. - Büyük liglere hoş geldiniz.

büyük oranda
largely of
büyük ölçekli
macroscale
büyük ölçüde
in large measure
büyük beden
oversized
büyük bölümü
most of

The actor was on the stage for most of the play. - Aktör oyunun büyük bölümünde sahnedeydi.

The climate here is warm for most of the year. - Burada iklim yılın büyük bölümünde sıcaktır.

büyük bölümü
the best part of
büyük gemi
argosy
büyük harf
capitals

Write your name in capitals. - Adını büyük harflerle yaz.

Write only your family name in capitals. - Sadece soyadınızı büyük harflerle yazın.

büyük harf
capital , capital letter , uppercase
büyük harf
caps
büyük harf
capital letter, capital, majuscule
büyük harf
all caps
büyük harf
capital letter, capital
büyük harf
cap
büyük ihtimalle
very likely

Tom isn't very likely to come. - Tom büyük ihtimalle gelmeyecek.

He's very likely to be late. - O, büyük ihtimalle geç kalacak.

büyük ihtimalle
presumedly
büyük çoğunluk
a thumping majority
büyük ölçekli
large-scale
büyük ölçüde
largely

Vivisection is largely forbidden in Europe and Italy. - Dirikesim Avrupa ve İtalya'da büyük ölçüde yasaktır.

One's lifestyle is largely determined by money. - Kişinin yaşam tarzı, büyük ölçüde para ile belirlenir.

büyük ölçüde
1. on a large scale. 2. in large measure, to a great degree
büyük ölçüde
in large
büyük ölçüde
on a large scale
büyük ölçüde
on a large scale, largely
büyük şehir
metropolis
büyük şehir
wen
büyükler
father
büyükler
1. the great. 2. adults
التركية - التركية
Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş: "Büyüklerin yanında sesim çıkmazdı."- S. F. Abasıyanık. Önemli: "Ömrünün tek ve büyük oyunu bitmişti."- T. Buğra
Somut nesneler için boyutları, benzerlerinden daha fazla olan, küçük karşıtı: "Büyük ağaçların altında, gazinoya doğru gidiyoruz."- Y. Z. Ortaç
Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş
Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan, küçük karşıtı
Çok, ortalamayı aşan
Üstün niteliği olan
Önemli
Niceliği çok olan
Soyut kavramlar için çok, ortalamayı aşan: "Büyük bir cevap sıkıntısı geçirdikten sonra itiraf etti."- P. Safa
Niceliği çok olan: "Benim büyük kalabalıklara karşı ürkekliğim vardır."- R. N. Güntekin. Üstün niteliği olan: "Molière büyük adammış, yeryüzüne gelmiş kişilerin en büyüklerinden biri."- N. Ataç
(Osmanlı Dönemi) REBUZ
muhteşem
(Osmanlı Dönemi) azîme
(Osmanlı Dönemi) azıme
Büyük Patlama
Evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan evrenin evrimi kuramı ve geniş şekilde kabul gören kozmolojik model
Büyük gemi
(Osmanlı Dönemi) KURKUR
Büyük gemi
(Osmanlı Dönemi) HALİYYE
Büyük şehir
(Osmanlı Dönemi) KÂZIME
Büyük şehir
(Osmanlı Dönemi) MAHRUSA
büyük harf
Özel adlarla cümle başları gibi yerlerde kullanılan ve büyük yazılan, özel biçimli harf, majüskül