The future was better before.
- Gelecek daha öncesinden daha iyiydi.
Usually before a concert there is an announcement asking the audience to either turn off their phones or switch them to manner mode.
- Genellikle bir konser öncesinde seyirciden ya telefonlarını kapatmalarını ya da sessiz moda geçmelerini isteyen bir duyuru vardır.
An entrepreneur puts market share and profit before quality, an amateur intrinsic qualities before economical considerations.
He stood before me.
The period before us looks grim because of the economical crisis.
I saw her somewhere two years ago.
- Onu ben iki yıl önce bir yerde gördüm.
He went to Paris two years ago.
- O, Paris'e iki yıl önce gitti.
Tom divorced his first wife more than fifteen years ago.
- Tom on beş yıldan daha önce ilk eşinden boşandı.
One is judged by one's speech first of all.
- Bir insan her şeyden önce konuşması ile değerlendirilir.
I want to see you before you go.
- Sen gitmeden önce seni görmek istiyorum.
I showered before breakfast.
- Kahvaltıdan önce duş aldım.
Firstly, we mustn't be selfish.
- Her şeyden önce bencil olmamalıyız.
Firstly, happiness is related to money.
- Öncelikle, mutluluk para ile ilgilidir.
The conquest of İstanbul antedates the discovery of America.
- İstanbul'un fethi, Amerika'nın keşfinden önce gelir.
Tom connected the TV to the antenna that the previous owner of his house had mounted on the roof.
- Tom TV'yi evin önceki sahibinin çatıya monte ettiği antene bağladı.
What's your pre-tax income?
- Senin vergi öncesi gelirin nedir?
The pre-Islamic Arabs were nomads.
- İslam öncesi Araplar göçebeydiler.
Let's get things ready beforehand.
- İşleri önceden hazırlayalım.
I'll let you know beforehand.
- Sana önceden bildireceğim.
To start with, I must thank you for your help.
- Öncelikle yardımınız için size teşekkür etmeliyim.
To start with, who is that man?
- Her şeyden önce, o adam kim?
For one thing, I don't have any money. For another, I don't have the time.
- Öncelikle, hiç param yok. ikinci olarak, zamanım yok.
For one thing he is lazy, for another he drinks.
- Öncelikle o tembeldir, diğer taraftan içki içer.
At first I thought I liked the plan, but on second thought I decided to oppose it.
- Önce plandan hoşlandığımı düşündüm fakat ikinci düşünüşümde ona karşı çıkmaya karar verdim.
No one believed me at first.
- İlk önce kimse bana inanmıyordu.
Tell Tom it's a priority.
- Tom'a bunun bir öncelik olduğunu söyle.
Tell him it's a priority.
- Ona bunun bir öncelik olduğunu söyle.
Television shows violence, which influences, above all, younger people.
- Televizyon şiddet gösteriyor, her şeyden önce daha genç insanları etkiler.
Above all, you must help each other.
- Her şeyden önce, birbirinize yardım etmelisiniz.
This building was erected 300 years ago.
- Bu yapı 300 yıl önce dikildi.
That building was erected five years ago, I think.
- O bina sanırım beş yıl önce inşa edildi.
Freshness is our top priority.
- Tazelik bizim önceliğimizdir.
I'm sorry, but I have a prior engagement.
- Üzgünüm, fakat önceden verilmiş sözüm var.
He came home early in order to see the children before they went to bed.
- Onlar yatmadan önce çocukları görmek için eve erken geldi.
Tom doesn't always get up early, but he always gets up before Mary does.
- Tom her zaman erken kalkmaz fakat her zaman Mary'den önce kalkar.
Check the enemy's progress before they reach the town.
- Düşman kasabaya ulaşmadan önce, onların ilerlemesini durdurun.
The student has already solved all the problems.
- Öğrenci tüm problemleri daha önce çözdü.
Prior to the meeting, they had dinner.
- Toplantıdan önce akşam yemeği yediler.
It happened prior to my arrival.
- O, ben varmadan önce oldu.
She finished her work an hour in advance.
- O, işini bir saat önce bitirdi.
You may as well say it to him in advance.
- Siz de ona önceden söyleyebilirsiniz.
He came back before eight.
- Sekizden önce geri döndü.
Let's go back before it begins to rain.
- Yağmur başlamadan önce geri dönelim.
My water broke on the evening of the predicted birth date.
- Önceden belirlenen doğum tarihinin akşamında suyum kesildi..
He arrived two days previously.
- O iki gün önceden vardı.