yaranma

listen to the pronunciation of yaranma
Türkçe - İngilizce
subservience
advances
yara
wound

Many soldiers suffered terrible wounds in the battle. - Birçok asker savaşta kötü yaralardan acı çekti.

Tom had been released from the hospital, but he was still recovering from the gunshot wound. - Tom hastaneden serbest bırakıldı, ama ateşli silah yarası hâlâ iyileşiyordu.

yara
(Hukuk) injury

I stretch before exercising to prevent injury. - Egzersiz yapmadan önce yaralanmayı önlemek için gerinirim.

The F1 champion Michael Schumacher sustained a serious head injury. - F1 şampiyonu Michael Schumacher ciddi bir kafa yarasına maruz kaldı.

yara
{i} hurt

My canker hurts, so I can't really eat. - Ağız yaram ağrıyor, bu yüzden gerçekten yemek yiyemiyorum.

Nobody else got hurt. - Başka hiç kimse yaralanmadı.

yara
{i} raw
yara
(Tıp) scar

Tom had a new scar on his forehead since the last time Mary had seen him. - Tom'un alnında Mary onu son gördüğünden beri yeni bir yara vardı.

The wound left a scar on her arm. - Yara kolunda bir iz bıraktı.

yara
(Biyokimya) damage
yara
(Askeri) traumatism
yara
scald
yara
(Tıp) contusion
yaranmak
make up to someone
yaranmak
make up to
yara
cut
yara
scathe
yara
sore

Tom is still a little sore. - Tom hâlâ biraz yaralı.

The nurses turned the patient regularly in order to prevent pressure sores. - Hemşireler yatak yaralarını önlemek için düzenli olarak hastayı çevirdi.

yaranmak
curry favour with
yara
{i} ulcer

I have a ulcer in my mouth. - Ağzımda bir yaram var.

yara
gash, rent, tear
yara
breach
yara
{i} lesion
yara
trauma
yara
{i} bruise

She touched the bruise on his arm. - Onun kolundaki yaraya dokundu.

I fell down and bruised my knee. - Düştüm ve dizimi yaraladım.

yara
(küçük) Scotch
yara
{i} canker

My canker hurts, so I can't really eat. - Ağız yaram ağrıyor, bu yüzden gerçekten yemek yiyemiyorum.

yara
wound, sore, cut, injury, lesion, gash
yara
wound; open sore, ulcer; laceration; injury
yaranmak
to curry favor with, cozy up to
yaranmak
to ingratiate oneself (with sb), to make up to
Türkçe - Türkçe
Yaranmak işi
YARA
(Osmanlı Dönemi) f. Güç, kuvvet, kudret, takat
Yara
zahm
Yara
(Osmanlı Dönemi) CÜRAH
Yara
(Osmanlı Dönemi) RAHNE
Yara
riş
Yara
cerahat
Yara
şerha
Yara
(Osmanlı Dönemi) CERH
Yara
ceriha
Yara
(Osmanlı Dönemi) TE'Z
Yara
karha
yara
Keskin bir şeyle, bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik veya zedelenme
yara
Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık
yara
Keskin bir şeyle, bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik veya zedelenme: "Mendilimi bir çatkı şekline sokarak başıma, yaramın üzerine sardım."- R. H. Karay
yara
Dert, üzüntü, acı
yara
Vücutta oluşan derin kesik ya da zedelenme
yaranmak
Bir davranışla birini memnun etmek
yaranmak
İçten olmayan davranışlarla birini memnun etmeye çalışmak
yaranmak
Bir davranışla birini memnun etmek: "Vatanın hukukunu müdafaa etmek lazımken düşmana yaranmak bahanesi altında..."- H. C. Yalçın. İçten olmayan davranışlarla birini memnun etmeye çalışmak
yaranma