Yalnız yaşamaya alışkın.
- She is used to living alone.
Erken kalkmaya alışkınım.
- I'm used to getting up early.
O nehir boyunca sık sık yürüyüş yapardım.
- I used to often take walks along that river.
O, arkadaşlarına karşı zorbalık yapardı.
- He used to bully his friends.
O araba satıcısı bu kullanılmış Toyota'nın iyi durumda olduğunu söylediğinde bana yanlış bilgi vermiş.
- That car dealer gave me a bum steer when he told me this used Toyota was in good condition.
Benim Japon öğretmenim fiil çekimlerini hatırlamamıza yardımcı olan bir şarkı kullanırdı. Hiç kimse gerçekten birlikte söylemezdi.
- My Japanese teacher used to use a song to help us remember verb conjugations. No one really sang along.
Robert hafta sonlarında dükkânda babasına yardım ederdi.
- Robert used to help his father in the store on weekends.
Tom, Boston'dan nefret ederdi.
- Tom used to hate Boston.
Kum torbaları sele karşı korumak için geçici bir duvar inşa etmek için kullanılabilir.
- Sandbags can be used to erect a temporary wall to protect against floods.
Mary'nin cümleleri İngilizce öğrenmek için kullanılabilir.
- Mary's sentences can be used to learn English.
İnsanlar sevilmek, nesneler ise kullanılmak için yaratılmıştı. Dünya kaos içinde, çünkü her şey karşıt.
- People were created to be loved, things were created to be used. The world is in chaos, because everything is opposite.
Kullanılmak istemiyorum.
- I don't want to be used.
Bu ısıya alışık değilim.
- I'm not used to this heat.
Tom yalın ayak yürümeye alışık değildir.
- Tom isn't used to walking barefooted.
He was shivering a little, for he had always been used to sleeping in a proper bed, and by this time his coat had worn so thin and threadbare from hugging that it was no longer any protection to him.
I used to know a guy from the UK who pronounced mother without the r.
... - ACTUALLY I SAID-- - THIS MAN USED TO BE A HERO, SO HE DOESN'T NEED THIS JOB. ...
... OBAMA: This used to be a bipartisan issue. (CROSSTALK) ...