tereddüt

listen to the pronunciation of tereddüt
Türkçe - İngilizce
hesitation

Without hesitation, he told his wife the truth. - Tereddüt etmeden karısına gerçeği söyledi.

After some hesitation, he laid the book on the desk. - Biraz tereddütten sonra kitabı masaya koydu.

hesitation, indecision
reservation
fluctuation
pause
(Askeri) discrepancy
suspense
oscillation
puzzle
perplexity
vibration
reluctance
wobble
incertitude
shilly-shally
puzzlement
vacillation
hesitancy
{i} vacillate
hesitance
ambiralance
uncertain
cunetation
indetermination
dubitation
shillyshally
scruple
indecisive
waver

Tom's confidence is wavering. - Tom'un güveni tereddütlü.

He wavered between going home and remaining at work in the office. - Eve gitmek ve ofiste işte kalmak arasında tereddüt etti.

tereddüt etmek
Hesitate
tereddüt etmek
waver
tereddüt etmek
to hesitate; to waver, falter
tereddüt içinde
reluctantly
tereddüt içinde
undecided
tereddüt etmek
to hesitate, to waver
tereddüt etmek
dither
tereddüt etmek
(Askeri) fluctuate
tereddüt etmek
wobble
tereddüt et
hung back
tereddüt et
{f} vacillating
tereddüt et
hesitate

Since it was raining, Nancy hesitated to go out. - Yağmur yağdığı için, Nancy dışarı çıkmaya tereddüt etti.

He didn't hesitate to tell his wife the truth. - O, eşine gerçeği anlatmakta tereddüt etmedi.

tereddüt et
hang back
tereddüt et
{f} vacillate
tereddüt etmek
vacillate
tereddüt etmek
falter
tereddüt etmek
hang back
tereddüt etmek
stop short of
tereddüt etmek
shilly-shally
hiç tereddüt etmeden
without any hesitation
tereddüt et
hesitating
tereddüt et
scruple
tereddüt etmek
shillyshally
tereddüt etmek
halt
tereddüt etmek
{f} hover
tereddüt etmek
stickle
tereddüt etmek
{f} scruple
tereddüt