tereddüt

listen to the pronunciation of tereddüt
Türkçe - İngilizce
hesitation

You should make sure of the fact without hesitation. - Tereddüt etmeden gerçekten emin olmalısın.

His hesitation made me doubt. - Tereddütü beni şüpheye düşürdü.

hesitation, indecision
reservation
wobble
vibration
perplexity
puzzle
oscillation
suspense
reluctance
fluctuation
(Askeri) discrepancy
pause
shilly-shally
hesitance
{i} vacillate
puzzlement
hesitancy
vacillation
incertitude
shillyshally
waver

Tom's confidence is wavering. - Tom'un güveni tereddütlü.

He wavered between going home and remaining at work in the office. - Eve gitmek ve ofiste işte kalmak arasında tereddüt etti.

uncertain
indecisive
cunetation
scruple
ambiralance
indetermination
dubitation
tereddüt etmek
Hesitate
tereddüt etmek
waver
tereddüt etmek
to hesitate; to waver, falter
tereddüt içinde
undecided
tereddüt içinde
reluctantly
tereddüt etmek
to hesitate, to waver
tereddüt etmek
(Askeri) fluctuate
tereddüt etmek
dither
tereddüt etmek
wobble
tereddüt et
hung back
tereddüt et
{f} vacillating
tereddüt et
hesitate

Since it was raining, Nancy hesitated to go out. - Yağmur yağdığı için, Nancy dışarı çıkmaya tereddüt etti.

Tom didn't hesitate at all. - Tom hiç tereddüt etmedi.

tereddüt et
{f} vacillate
tereddüt et
hang back
tereddüt etmek
falter
tereddüt etmek
hang back
tereddüt etmek
stop short of
tereddüt etmek
shilly-shally
tereddüt etmek
vacillate
hiç tereddüt etmeden
without any hesitation
tereddüt et
scruple
tereddüt et
hesitating
tereddüt etmek
shillyshally
tereddüt etmek
halt
tereddüt etmek
{f} hover
tereddüt etmek
stickle
tereddüt etmek
{f} scruple
tereddüt